|
YÜCE TÜRK
MİLLETİNE;
“ISPARTA
ÇAĞRISI"
Ağustos ayı
Türklerin tarihinde zaferlerle dolu kutlu bir
aydır. Bu ayda Malazgirt Zaferi, Mercidabık Zaferi
ve 26 Ağustos 1922 sabahı Başkomutan ATATÜRK'
ün sevk ve idaresinde Afyon'dan başlayan BÜYÜK
TAARRUZ' un 30 Ağustos 1922'de DUMLUPINAR'
da TÜRK' ün YENİLMEZLİK,
EGEMENLİK ve BAĞIMSIZLIK Savaşı'nın
ZAFERLE sonuçlandırıldığı kutlu günlerdir.
Yazının devamı...
-
76 İL
TEMSİLCİLERİNİN 25-26 EKİM 2003
TARİHLERİNDE ANKARA’DA
-
YAPTIKLARI TOPLANTIDA,
“MÜDAFAA-İ HUKUK ULUSAL PLATFORMU”
OLARAK GÖRÜŞEREK KABUL ETTİĞİ
“ULUSAL EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK
BİLDİRGESİ”Nİ
YÜCE TÜRK ULUSUNA SAYGI İLE SUNAR.
Yazının devamı...
Sn. Oktay EKİNCİ,
Nihayet Ma’kes(*) Buldu…
Müdafaa-i Hukuk
Tarihi Kentler Birliği “Genel Danışmanı”,
Cumhuriyet Gazetesi’nde genellikle
“Uygarlıkların izinde…” ve “çekül” yazıları
yazan ve bu itibarla da haklı bir ün
kazanmış, Türkiye’nin sayılı “Aydınlarından”
Y. Mimar Oktay Ekinci’nin 15 Temmuz
2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Eski
Vali Mahmut Yılbaş’ın ‘Ermeni propagandası
yapılıyor’ sözüne sert tepki gösterildi.
Yazının devamı...
Sn. Oktay EKİNCİ,
Tarihi Kentler Birliği
Genel Danışmanı
İSTANBUL
15 Temmuz 2003
tarihli Cumhuriyet gazetesinde, (Eski Van
Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası
yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi:
Anadolu tüm kültürleri kucaklar) başlıklı “haberinizi”
bir ibret belgesi olarak okudum.
Yazının devamı...
Müdafaa-i Hukuk
Karaman Halkı Temsilcilerinin
Vilayetlere Çağrısını Duyuruyor
“BİZE KATILINIZ, SESİMİZE GÜÇ VERİNİZ!”
Yüce Türk Milleti, 10 bin yıllık tarihinin
hiçbir evresinde son günlerde yaşadığı onur
kırıcı rencide edici hiçbir davranışla
karşılaşmamıştır. Bizler milli
hassasiyetlerimize tecavüz edildiği zaman
topyekün tepki göstererek bu işe sebep olan
dış mihraklardan hesap sormuşuzdur. Ama
nedense son günlerdeki ülkemiz insanına
hatta Yüce Türk Ordusu’nun değerli
mensuplarına saldırılar oluyor, onların
onurlarıyla oynanıyor ve hakaretlere muhatap
oluyor.
Yazının devamı...
Sn: Abdulkadir AKSU
İçişleri Bakanı,
10-13 Temmuz 2003 tarihleri
arasında Van’da gerçekleştirilecek “Tarihi
Kentler – Van Buluşması” adı verilmiş
etkinliğe ilişkin davetiye elimize geçmiş
bulunmaktadır.
Aynı davetiyenin, İçişleri Bakanı
sıfatıyla, size de sunulmuş olması
gerekmektedir.
Davetiye ve eki program,
incelendiğinde, her ikisinde de Türk
Kültürüne ait hiçbir motifin bulunmadığı
görülmektedir. Etkinliğin bütünü, açıkça,
Ermeni ve Ermenilik propagandası içeren
şekilde hazırlanmıştır. Programda, Van ve
çevresinde bulunan Türk’e ve Türk Kültürüne
ait hiçbir tarihi mirasın ziyaretine ilişkin
madde bulunmamaktadır.
Yazının devamı...
Müdafaa-i Hukuk’tan
Kamuoyuna;
Reşat Çiğiltepe nesli mi tükendi?
“ABD askerleri Türk askerlerini göz altına
aldı.”
Bugün 5 Temmuz 2003. İçi karartıcı bir
gün. Ajanslar arka arkaya bir haber
geçiyor.:
“Kuzey Irak’taki Süleymaniye kentinde
bulunan Türk Özel Timi Bürosu’nu basan 100
ABD askeri 3’ü subay, 8’i astsubay 11 Türk
askerini gözaltına alarak Kerkük’e
götürdü.
Yazının devamı...
Müdafaa-i Hukuk’tan Göreve Çağrı
Ankara’daki Vatikan Büyükelçiliği’nin İstanbul
Temsilciliği’nce dağıtılmış bir davetiyeyi
dikkatlerinize sunmayı savsaklanamayacak bir
yurttaşlık görevi saymaktayız.
Davetiye’nin ön ve arka yüzlerinde yer alan Türkçe
ve Fransızca metinlerin kopyası ilişikte yer
almaktadır.
Bu metinlerle, gönderildiği kişiler, Papa İkinci
Jan-Pol’ün göreve seçilişinin 24’inci yıldönümü
dolayısıyla 17 Haziran 2003 Salı günü saat
17.30’da Sen-Espri katedralinde Fener Rum Patriği
tarafından verilecek konferansa ve, ardından,
Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilciliği
bahçesinde verilecek resmi kabule
çağrılmaktadırlar.
Yazının devamı...
PAZARTESİNİN
GELİŞİ...
Pazartesi dediğimiz, 19 Mayıs 2003 Pazartesi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla sonuçlanan
emperyalizme karşı verilmiş ilk kurtuluş savaşının
ilk adımının atıldığı günün 84’üncü yıldönümü...
İşte, o yüce bayram günü, Cumhuriyete giden yolun
büyük merhalelerinin anılması için getirilen
bayramların içlerinin boşaltılması, bu bayramların
anlamlarından soyutlanmamalarını amaçlayan
“teşekkül halinde” bir uğursuz girişime alet
edildi...
O pazartesi günü, nasıl seçildiklerini “teşekkül
erbabı” dışında kimsenin bilmediği (daha doğrusu,
herkesin pek güzel bildiği) bir grup “taliban”
Atatürk’ün en büyük eseri Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde bir araya getirildiler..
Bunlardan bazıları, 19 Mayıs kutlamalarına verip
veriştirdiler:
Yazının devamı...
Müdafaa-i Hukuk Diyor ki…
Evet, Paul Wolfowitz, Türkiye hata etmiştir!
Yalnızca bugün değil; 50 yıldan bu yana ve
defalarca... Üstelik, hatalarından hiçbir zaman
ders almamıştır!
Az bile söyledin, Paul Wolfowitz. Türkiye, hatalı
olmanın da ötesinde, suçludur. Çünkü:
·
Kurtuluş Savaşıyla yırttığımız Sevr’in baş mimarı,
senin 90 yıl önceki Başkanın Woodrow Wilson’du.
Senin ülkenin bu topraklar üzerindeki çıkarlarının
resmi de Sevr haritasıydı. Bütün bunları
1950’lerde (aradan 30 yıl bile geçmeden) nasıl
olduysa unuttuk.
·
Kurtuluş Savaşında üzerimize saldırtılan Yunanı
açıktan destekleyen İngiliz ve Fransızın arkasında
aslında senin ülkenin bulunduğu, dolayısıyla,
Kurtuluş Savaşı’nın gerçekte senin ülkene karşı
yapıldığı da aklımızdan çok çabuk çıktı.
·
İmzalanmış olan Sevr’in dünyanın emperyalizm
karşıtı ilk kurtuluş savaşıyla yırtılıp atılmasını
senin ülken hiçbir zaman hazmedemedi. Senin ülken,
Sevr’i hemen imzalamışken onun yerini alan ve başı
dik genç Türkiye’nin
doğuş belgesi
niteliğini taşıyan Lozan’ı 1937 yılına değin
imzalamadığın gibi, hâlâ onaylamış değildir.
1937’de neden imzaladı? Herhalde, Avrupa’da İkinci
Dünya Savaşi’na dört nala koşuılduğunu görüp, “ne
olur ne olmaz” diye düşünmüş olmalı.
Yazının devamı...
MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN ULUSAL KAYNAKLARIMIZI
KORUMA ÇAĞRISI
1- MADEN YASA TASARISI
MADEN KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI GERİ
ALINMALIDIR.
57. hükümet tarafından ele alınan, Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşmeleri sırasında sert
tartışmalara hatta kavgalara neden olduğu
kamuoyunca bilinen ve yine 57. hükümetin
yetkili bakanlarınca, “uluslararası
komployla ilişkili iç dinamikler komplosunun
bir parçası olarak tanımlanan, sınırsız
vergi muafiyeti getiren” 3213 sayılı
Maden Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik
yapılmasına ilişkin kanun tasarısı.
7.01.2003 tarihinde 58. Hükümet tarafından
tekrar meclis gündemine alınmıştı.
3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik
yapılmasına ilişkin kanun tasarısı’nın TBMM
komisyonlarında görüşülmesi sürecinin sonuna
yaklaşıldı. Maden yasasında yapılacak
değişiklikler ülkemizin maden ve sanayi
kesiminin sorunlarına çözüm getirmediği gibi
sürekli zayıflatılan ülkemiz ekonomisine çok
ciddi ve telafisi imkansız hasarlar verecek
niteliktedir.
Bilindiği gibi yer altı kaynakları bir ülkenin sanayisinin
can damarı ve onun gücünün en somut
göstergelerinden biridir. Nitekim Sanayi ve
bunu takip eden teknoloji devrimlerinin
temel yapısı, demir filizi, kömür ve petrol
gibi yer altı kaynaklarına dayanmaktadır. Bu
gün sanayileşmiş ülkelerin tamamı
gelişmişliklerini sahip oldukları yer altı
kaynaklarını ülkelerinde işleyip ileri
ürünlere dönüştürerek sağlamışlardır. Bu
ülkelerde ham maden ihracatı rastlanabilen
bir olgu olmaktan uzaktır. Bu ülkeler ham
maden ihtiyaçlarını gelişmemiş yada az
gelişmiş ülkelerden sağlamaktadırlar.
Yazının
devamı...
MÜDAFAA-i HUKUK’TAN DAYANIŞMA VE İŞBİRLİĞİ
ÇAĞRISI
Bilindiği gibi, 12 Aralık 2002 tarihinde
AB’nin Kopenhag Zirvesi’nde alınan karar
uyarınca, Kıbrıs Rum kesimi de öteki 9 üye
ile birlikte 16 Nisan 2003 tarihinde AB’ye
tam üyelik girişi için imza atacak ve 1
Mayıs 2004’ten itibaren de tam üyelik
geçerli olacaktır.
Kıbrıs Rum kesiminin (üstelik tüm Kıbrıs
adına) AB’ye üye olmasının Türkiye açısından
yaratacağı büyük sorunlar bir yana; AB’nin
bu haksız ve ısrarlı tutumu, sözde
aday yaptığı Türkiye’ye karşı hangi
niyetleri beslediğinin açık bir kanıtıdır.
Daha da önemlisi, AB’nin savunur göründüğü
ilkelerle hiç bir şekilde bağdaşmayan bu
kararı, uluslararası hukukun açık ve ağır
bir şekilde ihlalidir.
Malumları olduğu üzere, çok taraflı
uluslararası antlaşmalar da uluslararası
hukukun temel kaynaklarındandır. Bu
nitelikte olan Londra ve Zürih
antlaşmalarının Türkiye’ye tanıdığı
garantörlük hakkı ve ayrıca (eski)
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 3 garantör üyenin
(Türkiye, İngiltere ve Yunanistan)
birlikte üye olmadıkları herhangi bir
uluslararası kuruluşa üye olamayacağı
açık hükmüne ve bu yöndeki Türkiye’nin
uyarılarına rağmen, AB’nin hukuk dışı
tavrını sürdürmesi asla kabul edilemez. Bu
konunun hukuki değil, siyasi bir
nitelik taşıdığı savı da özürü kabahatinden
büyük ayrı bir AB riyakarlığıdır.
Hukuken yanlış olanın günümüzde siyaseten
doğru olması mümkün değildir. Çünkü her
siyasi kararın temelinde de hak ve adaletin
mevcut olması gerekir. Aksi düşünce, AB’nin
siyasi kararlarında hukuk ve adaletten
bağımsız hareket ettiğinin, daha doğrusu
işine geldiğinde orman kanunlarını
uygulamakta sakınca görmediğinin açık bir
delili olur.
Yazının
devamı...
-SANKİ BUGÜN İÇİN
SÖYLENMİŞ-II-
“1282 ...”
“Burada.”
“1283 Mustafa Kemal!”
Hep bir ağızdan: “İçimizde!!..”
Kara Harp Okulunun her ders yılı başında
düzenlenen açılış töreninde söylendiği gibi,
Atatürk yalnızca tören salonundaki öğrencilerin
değil, hepimizin içinde. Ah, bir de O’nun gibi
davranabilsek!!
Türkiye tarihinin en bunalımlı günlerini
yaşamakta; en kritik dönüm noktalarından birinden
geçmektedir. “Stratejik Ortak” Amerika’nın
Irak’ta başlattığı harekatta Türkiye’yi nereye
götürmek istediğini, ülkemizin başına ne çoraplar
öreceğini Türk kamuoyu artık derinden
sorgulamaktadır.
Yazının
devamı...
KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU
Türkiye kamuoyunu, dünya kamuoyunu ve ilgili
herkesi uyarıyoruz.
Türkiye'nin ve KKTC'nin üzerinde bir oyun
oynanıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çözüm planını 11
Kasım 2002 tarihinde, eşzamanlı olarak taraflara
sundu.
Bu plan seçimlerin hemen ertesinde, Ecevit
Hükümeti gün sayarken, yeni hükümet görevi henüz
devralmamışken, Sayın Denktaş'ın rahatsız
bulunduğu bir döneme rast getirilerek Türkiye'deki
siyasi irade boşluğundan yararlanmak suretiyle
aceleye getirildi.
Zira 30 gün içinde cevap isteniyor. Süre 11
Aralık'ta doluyor. Ertesi gün 12 Aralık'ta AB'nin
Kopenhag zirvesi başlıyor. Zirvede Rumların AB'ne
üye ilan edileceği, Türkiye'ye de tarih
verilmeyeceği anlaşılıyor.
Zamanlamanın bu bölümüne dikkat çekiyor ve
uyarıyoruz.
Bahse konu bu plan şu dört ana konu itibariyle
kabul edilemez niteliktedir.
Yazının
devamı...
-
Geri -
|