|
LOZAN’DAN MONTRÖ’YE
TÜRK BOĞAZLARI
ALİ KURUMAHMUT
Deniz Hukukçusu (E)
Deniz Kurmay Yarbay
Türk Boğazları’nın bugünkü hukukî statüsünü
düzenleyen 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö
Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Barış Andlaşması’ndan
sonra Türkiye’nin en önemli siyasal belgesi
olarak kabul edilmektedir. Sözleşme, yürürlüğe
girdiği 9 Kasım 1936’dan itibaren günümüze
kadar, hiçbir değişikliğe uğramadan Türkiye’nin
gözetiminde yürürlükte kalabilmiştir. Başlangıç
yürürlük süresi 20 yıl olarak belirlenen
Sözleşmenin bir veya birkaç hükmünün
değiştirilmesi ile feshedilmesi imkanı mevcut
olmasına rağmen (madde 28-29), 47 yıldır hiçbir
âkit devlet bu yola baş vurmamıştır. Amacı,
Boğazlardan geçişi ve gemilerin ulaşımını,
Türkiye’nin ve Karadeniz’e kıyısı bulunan
devletlerin güvenlikleri çerçevesinde koruyacak
biçimde düzenlemek olarak belirlenmiş olan
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin getirmiş olduğu
rejimin Türkiye’ye sağladığı avantajları iyi
anlayabilmek için, yapılması gereken
analizlerden bir tanesi de, onu Lozan rejimi ile
mukayese etmek olmalıdır.
Lozan Barış Andlaşması’nın Boğazlardan geçiş
rejimine ilişkin temel kuralını içeren 23’üncü
maddesiyle bu maddede kabul edilen serbest geçiş
ve ulaşım ilkesini ayrıntılı olarak düzenleyen
ve Andlaşma ile aynı tarihte yürürlüğe giren ve
Andlaşmanın bir parçası sayılan “Boğazların Tâbi
Olacağı Usule Dair Sözleşme” ile Boğazlardan
geçiş düzenlenmiştir. Buna göre Türk
Boğazları’ndan barışta ve savaşta, denizden ve
havadan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesi kabul
edilmiştir. Buna karşılık, Karadeniz’e geçmek
isteyen savaş gemileri için tonaj sınırlaması
getirilmiştir. Karadeniz’e kıyısı bulunan
devletlerin Karadeniz’deki güvenlik
gereksinimlerini kısmen de olsa göz önünde
bulunduran Sözleşme, Türkiye’nin güvenliğine
hizmet etmediği gibi, egemenlik haklarını
kısıtlamakta idi. Bir başka söyleyişle, Lozan’da
öngörülen ve yaklaşık 13 yıl yürürlükte kalan
düzenleme ile Boğazlardan geçiş, Türkiye’nin tek
yanlı iradesi ile değil, çok sayıda devletin
ortak iradesi sonucu ortaya çıkan uluslararası
kurallara tâbi olarak devam etmekte idi. Buna
göre, kıyıdan itibaren yaklaşık 15-20
kilometrelik bir alanı kapsayacak şekilde
Boğazlar Bölgesi ile, İmralı hariç, Marmara
Denizi’ndeki tüm adalar ve Ege Denizi’ndeki
Boğazönü Adaları (Semadirek, Limni, Gökçeada,
Bozcaada, ve Tavşan Adaları) gayri askerî statü
kapsamına alınmıştır. Serbest geçiş ilkesi ve
uluslararası denetim sisteminin etkisi altında
hazırlanan Sözleşme, Boğazlara ilişkin bir kısım
yetkileri âkit devletlerin temsilcilerinden
oluşan Boğazlar Komisyonuna devretmiştir.
Türkiye, egemenlik haklarını açıkça
sınırlandırmış olan Sözleşme ile savunma ve
güvenliği için tedbir alma hakkından mahrum
bırakılmıştı.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Barış
Andlaşması’nın Türkiye’nin Boğazlar Bölgesi
üzerindeki egemenliğini kısıtlayan hükümlerini
ortadan kaldırmıştır. Sözleşmenin imza
tarihinden geçerli olmak üzere, Türkiye’nin
Boğazlar Bölgesini askerîleştirmesi, Boğazlar
Komisyonunun kaldırılarak yetkilerinin
Türkiye’ye aktarılması öngörülmüştür. Keza,
Lozan’ın aksine, Sözleşme, havadan geçiş
serbestliği ilkesini kabul etmemiştir. Sadece
sivil uçakların Boğazlar üzerinden geçişi
düzenlenmiş, askerî uçakların geçmesine izin
verip vermeme yetkisi Türk Hükümeti’ne
bırakılmıştır. Barış zamanı ile Türkiye’nin
tarafsız olduğu savaş zamanında, ticaret
gemileri için kılavuzluk ve römorkörcülük
hizmetlerinin isteğe bağlı olması hükmü hariç
(madde 2 ve 4), Sözleşme Türkiye’ye uluslar
arası platformlarda çok önemli ve tekrar elde
edilmesi zor ve hatta imkansız gibi görülen
avantajlar sağlamaktadır. Türkiye’nin muharip
olduğu savaş zamanında, Türkiye ile harp halinde
bulunan bir devlete ait ticaret gemilerinin
Boğazlardan geçmesi yasaklanmıştır. Bu durumda,
tarafsız ticaret gemileri, Türkiye ile savaşta
olan devlete hiçbir biçimde yardım etmemek
koşuluyla, Boğazlardan geçiş ve ulaşım
özgürlüğünden yararlanabileceklerdir. Hem savaş
zamanında ve hem de Türkiye’nin kendisini pek
yakın bir savaş tehlikesi tehdidi ile karşı
karşıya görmesi durumunda, ticaret gemilerinin
Boğazlara gündüz girmeleri ve geçişlerini her
defasında Türk makamlarının gösterecekleri
yoldan yapmaları gerekmektedir.
Barış ve Türkiye’nin tarafsız olduğu savaş
zamanlarında, Boğazlardan geçecek savaş
gemilerinin sınıfı ve tonajı sınırlandırılmış
olup, bu gemilerin geçişleri Türk Hükûmeti’ne
yapılacak bir ön bildirime tâbi tutulmuştur.
Ayrıca, Karadeniz’de bulunacak kıyıdaş olmayan
devlet savaş gemileri için süre ve tonaj
sınırlaması da getirilmiştir. Türkiye’nin
muharip olduğu savaş zamanı ile, kendisini pek
yakın bir savaş tehlikesi tehdidi ile karşı
karşıya sayması durumlarında, savaş gemilerinin
Boğazlardan geçmesi konusunda, Türkiye dilediği
gibi davranabilecektir. Boğazları tüm savaş
gemilerine kapatma veya dilediği devlet savaş
gemilerini geçirme hakkı vardır. Kısaca
diyebiliriz ki, Sözleşmenin savaş gemilerinin
geçişlerini düzenleyen ve Sözleşmenin önemli bir
bölümünü teşkil eden hükümleri (madde 8-22)
bütünüyle Türkiye’nin güvenliğine hizmet eden
Montrö’ye özgü hükümlerdir.
20 Temmuz 2003’te 67’nci yaşına basan Montrö
Boğazlar Sözleşmesi, her zaman, bir bütün olarak
incelenirken; tarihsel süreç içerisinde
Boğazlardan geçiş rejimleri ve özellikle,
Lozan’da öngörülen egemenlik sınırlamaları
unutulmamalı, bugün mevcut olan ve savaş gemisi
ile ticaret gemisi arasında bir ayırım yapmadan
genel olarak geçiş özgürlüğü üzerine inşa
edilmiş bulunan uluslar arası boğazlardan geçiş
rejimi göz ardı edilmemelidir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |