Temmuz 2003  Sayı: 59 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   TEMMUZ 2003  

HANGİ ‘HUNTİNGTON’?

Prof. Dr. SUNA KİLİ

Huntington bu yapıtında Atatürk Devrim Modeli’nin ussal ve başarı şansı yüksek bir model olduğunu belirtmektedir. Atatürk Türkiyesi’nin çağdaşlaşmayı, laikleşmeyi, başaramadığı konusunda tek bir eleştiri yoktur.

Türk kamuoyunun Samuel P. Huntington ile tanışması, çeşitli polemiklere yol açan “Uygarlıkların Çatışması” konulu çalışması ile oldu. Bu çalışması, temelde, İngilizlerin geçmişte sıkça kullandığı ve “Rudyard Kipling”’ e ait şu dizedeki görüşü dile getiriyordu: East is East and West is West, and never the twain shall meet! (Doğu Doğudur, Batı da Batıdır; bu ikili hiç birleşmeyecek!). Üstelik Atatürk, Cumhuriyet Devrimi hakkında düşünceleri, Türklerin Batılı olmaya çalışmalarının nerdeyse boşuna olduğu, laikliği özümseyemeyecekleri, laikleşmenin altından kalkamayacakları doğrultusundaydı. Huntington’a göre Batı uygarlığına karşı artık İslam dünyası vardı. Sovyet Rusya düşmanlığı, yerini İslam dünyasına bırakmıştı. Batı dünyası için tehdit artık İslam dünyasından gelmekteydi.

Yukarıda Huntington’un kısaca belirttiğim görüşleri, ülkemizde ve özellikle Irak’ta olan bitenler ışığında yeniden güncellik kazanmıştır.

Irak’ta olan bitenler ve süregelen durum “esas tehdit”in Batı dünyasından geldiğini kanıtlamaktadır. Saddam bir “zalim” diktatör olabilir. Ancak ABD rejimi şimdiye kadar, kendi çıkarları uğruna pek çok “zalim” yönetimle işbirliği yapmış ve yapmaktadır. Irak “kitle imha silahları üretiyor” diye Irak’a yapılan saldırı, bu tür silahların hala bulunamaması nedeniyle “uydurulmuş” bir sav uğruna Irak halkının bu saldırının hedefi olduğunu kanıtlamaktadır. Yıllar süren ambargo nedeniyle Irak halkı, özellikle çocuklar, inanılmaz acılar yaşamışlar, yaşamaktadırlar. Mazlum durumda olan Irak halkı olmuş, “tehdit” ve acımasız saldırı “uygar” Batı’dan gelmiştir. Üstelik Saddam’ı silahlandıran da Batı’dır. Üzerinde durulması gereken bir ikinci konu da şudur: Huntington, özellikle son yirmi yıldır, ABD’de yoğunlaşan dinsel yaklaşımları göz ardı etmektedir. Reagan yönetiminden bu yana ABD’deki Cumhuriyetçi partinin sağ kanadı, gittikçe artan bir oranda “dinselleşmiş”, Hıristiyanlığı güncel politika ya bulaştırmaya çalışmış, sosyal adaleti gerçekleştirecek siyasa ve uygulamalardan kaçınmıştır. Pek çok Amerikalı bu gelişmeleri kaygıyla izlemekte, bazıları bu konuda eyleme geçmekte ve özellikle Amerikalı anayasa hukukçularının hatırı sayılır bir bölümü de sözlü ve yazılı olarak bu gelişmelere karşı koymaktadır. Huntington, kendi ülkesinde siyasetin bir kesiminin ne denli dinselleştiğini göz ardı etmektedir.

Yukarıdaki gelişmelerle ilgili olarak vurgulanması gereken bir başka konu da şudur: Bazı Batılı ülkelerde “secularism” din ve devletin birbirlerinin işlerine karışmamaları biçiminde anlaşılmış ve öyle uygulanmıştır. Ancak özellikle Fransa’da, bu bağlamda ülkemizde, din ve devlet işlerinin ayrımını düzenleyen ilke laicism/laiklik’tir. Laik devlet, yalnızca din-devlet işlerini ayırmakla yetinmez; dinin siyasallaşması konusunda devlete müdahale hakkı tanır. “Demokrasi”, bu bağlamda Amerikan, demokrasisi, konuya “secularist” açıdan bakıldığında, siyasetin dinselleşmesine tepki göstermeyebilir. Gerçi bu konuda ABD’de yoğunlaşan bir tepki vardır. Ancak Cumhuriyetçi anlayış, siyasetin dinselleşmesine karşı koyar. Çünkü gerçek Cumhuriyetçi anlayış devlet otoritesinin laik olması gereğinden hareket eder. Nitekim ABD’de, son 20 yıldır Cumhuriyetçi geleneği yeniden hayata geçirmeye çalışan bilim adamları “secularist” değil, “laik” bir anlayıştan hareket etmektedirler. Kısacası, Cumhuriyet “otoritesi” laiktir. Cumhuriyetçi gelenek yalnızca laik bir otoriteye yasallık tanır.   

Çalışmalarına “siyaset” değil, “bilim” egemen olduğu yıllarda Huntington, yukarıda sözünü ettiğim görüşleri dile getiren yayınlar yapmıştır. 1966 yılında yazdığı bir yazısında Huntington bu konuda şöyle demektedir: “Siyasal çağdaşlaşmanın temel bir koşulu dinsel, geleneksel, ailesel ve budunsal otoritelerin yerini laik, ulusal ve tek bir otoritenin almasıdır.”(1)  Geçmişte yazdıkları ile bugünkü Huntington’u kendi kendisiyle çelişkiye düşüren en önemli konulardan biri, Türkiye ve Atatürk Devrimi ile ilgili yazdıklarıdır. Siyaset bilimi alanında ona en büyük ünü getiren Political Order in Changing Societies (Değişen Toplumlarda Siyasal Düzen) başlıklı ve 1968 yılında Yale Üniversitesi’nce basılan yapıtıdır. Huntington bu yapıtında Atatürk devrim modelinin ussal ve başan şansı yüksek bir model olduğunu belirtmektedir. Atatürk Türkiye’sinin çağdaşlaşmayı, laikleşmeyi başaramadığı konusunda tek bir eleştiri yoktur.

Yukarıda sözünü ettiğimiz yapıtında Huntington, “Reformcular için başlıca iki strateji vardır” demekte ve bu iki stratejiyi şöyle açıklamaktadır: “Yıldırım Savaşı – Blitzkrieg” stratejisi ya da “Dal-Branch” ya da “Fabian” stratejisi. Biliyoruz ki Atatürk, devrim modelini uygularken her iki stratejiyi uygulamıştır. Cumhuriyetin ilanı bir “Blitzkrieg” stratejisidir. Laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesinde ise Atatürk “Fabian” stratejisini kullanmıştır. (2)

Huntington, çalışmalarını Harvard Üniversitesi kampusunda Weatherhead Center for International Studies binasındaki John M. Olin Institute for Strategic Studies’te yürütüyor. “Hangi Huntington?” sorusuna yanıt vermek kolay değil. Çünkü bir yanda siyaset bilim alanına büyük yapıtlar kazandırmış bir bilim adamı var. Öte yanda ise özellikle son yıllarda “bilimsel” birikimini hegemonyacı bir devlet yaklaşımının emrine vermiş gözüken bir Huntington var. Geçmişteki Huntington gerçek bir bilim adamıydı ve bilim adamının hoşgörüsünü taşıyordu. Şimdiki Huntington ise başka uygarlıkları nerdeyse “ırkçı” yaklaşımı olan bir kişi! Bu, nerdeyse bir kişilik değişimi. Biz Huntington’u “eski”, fakat bilimsel ağırlıkları nedeniyle “eskimeyen” çalışmalarıyla anımsamak, bu yapıtlarından yararlanmayı sürdürmek istiyoruz. Hoşgörüsüz, Batı hegemonyasını haklı gören, göstermeye çalışan Huntington artık bizim yabancımız.

 

(1) Samuel P. Hunginton “Political Modernization: America vs. Europe (Siyasal Çağdaşlaşma: Amerika Avrupa Karşılaştırması”), World Politics, 18, 3 Nisan 1966, s. 178

(2) Bu konuda bkz: Suna Kili, Atatürk Devrimi: Bir Çağdaşlaşma Modeli 8. baskı Türkiye İş Bankası Yayını, 2003. s. 134-190.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |