|
ATATÜRK VE İDARE
MEHMET ALDAN
Vali (E)
Ulusunun tam desteğini sağlayarak Kurtuluş
Savaşı’nı başarıya ulaştıran Mustafa Kemal
Atatürk, çağdaş bir toplumun gerekli kıldığı
uygarlık ilkelerini belirlemiş; devrimlerini
buna göre arka arkaya gerçekleştirmiştir.
Söylevleri, demeçleri ve direktifleriyle devlet
ve toplum yaşamına yön vermekten; idare’de
tutulacak sağlıklı yolları göstermekten, Devlet
ve Hükümet temsilcisi olan Mülki İdare
Amirlerini yüreklendirip onurlandırmaktan geri
kalmamıştır.
Atatürk’e göre dış politika, Devletin
iç politikasıyla yakından ilgilidir. Bunu şöyle
ifade etmektedir:
Harici siyasetin çok alakadar olduğu ve istinat
ettiği husus, Devletin dahili teşkilatıdır.
Harici siyaset dahili teşkilatla mütenasip olmak
lazımdır.”
Atatürk bu sözleriyle Devlet teşkilatına ve
yönetimine ne derece önem verdiğini göstermiş
bulunmaktadır. O, kamu görevleri arasında
emniyet ve asayiş hizmetlerine tanıdığı yeri ve
önemi de şu sözlerle belirtilmiştir:
Efendiler! Hükümetin varlığının sebebi, memleket
asayişini, milletin huzur ve rahatını temin
eylemektir. Bütün memlekette, gerçek bir asayiş,
hakim olmalıdır. Millet, büyük huzur ve emniyet
içinde bulunmalıdır.
Memleketimizin herhangi bir köşesinde halkın
emniyetini, Devletin bütünlük ve asayişini
bozmaya çalışanlar, Devletin bütün kuvvetlerini
karşısında bulmalıdırlar.”
Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış
konuşmalarında, genel güvenlik konularına
öncelikle değinmiştir. 1 Mart 1924 tarihinde
yaptığı açış konuşmasında şunları söylemiştir:
Geçen sene zarfında, memleket asayişinde ciddi
semereler husule gelmiştir. Emniyet ve asayişin
korunması ve güçlendirilmesi konusu o derece
önemlidir ki, şimdiki durum cidden memnunluk
verici olmakla beraber, bu hususta sürekli
ilgiye ve kovuşturmaya asla ara veremeyiz. Bunu
belirtmeyi fazla sayıyorum.”
Atatürk, genel idareden ve yerel yönetimlerden
beklediklerini de şöyle ifade etmiştir.
İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine
olduğu kadar, şefkatine de samimiyetle
inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün Cumhuriyet
memurlarında bu düşüncenin, en geniş ölçüde
gelişmesine önem vermek yerinde olur.
Hususi İdarelerin (İl Özel İdareleri) geçen
yılki çalışmaları verimli olmuştur. Ancak Hususi
İdareler ve Belediyeler, büyük kalkınma
mücadelemizde başarıyı artıracak vazifeler
almalı ve özellikle Hayat Ucuzluğu’nu temin
edecek, yerine göre tedbirler bulmalı ve
yetkilerini tam kullanmalıdırlar.”
Bu konularda, Atatürk’ün direktiflerine
uyulduğunu söylemek olanak dışıdır. İl Özel
İdareleri ile Belediyelerin, kalkınmada ve
hayatın ucuzlatılmasında görev almaları şöyle
dursun, 80’li yıllarda Belediyelerin fiyat
denetim yetkileri kaldırılmış, çoğu kamu
kuruluşlarında teftiş ve denetim organları
işlemez duruma getirilmiştir. Adam Smith’in,
serbest rekabete dayalı Liberal Ekonomi’si,
sanki yeniden keşfedilmiş, ekonomide tek çıkar
yol olarak gösterilmeye başlanmıştır. Sosyal
Demokrat geçinen kişiler ve kuruluşlar da aynı
yolu tutmuşlardır.
Oysa koşulları hazırlanmadan uygulanmasına
geçilen, bütün kayıtlardan kurtulmuş, başıboş
bir piyasa ekonomisi, meslek ve ticaret
ahlakından yoksun kişilerin yararlandıkları, bir
soygun düzenine dönüşmüş ve süreklilik,
kazanmıştır...
Atatürk, ülke yönetimine talip olanlara da şu
uyarıda bulunmuştur:
Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi
idare etmek isteyenler, memleketin içine
girmeli, bu memleketle aynı şartlar içinde
yaşamalı ki, ne yapmak lazım geleceğini ciddi
surette hissedebilsinler.”
Atatürk, mülki idare birimleri ve Valiler
hakkındaki görüşlerini türlü vesilelerle
açıklamış bulunmaktadır. Atatürk, il sayısının
azaltılması, büyüklük farklılıklarının
giderilmesi, il birimlerinde coğrafi ve ekonomik
bütünlüğün sağlanması ve Tam Teşkilli Bucak’lara
gidilmesi görüşündedir.
Ne yazık ki, uzun yıllar boyunca, bu görüşe
uygun bir çalışma yapılamamış, son yıllarda ise,
oy uğruna, il ve ilçe sayılarının artırılması
yoluna gidilmiştir. Oysa tam teşkilli bucakların
oluşturulması sürdürülebilseydi, ilçe sayısı bu
düzeyde artırılamayacak, Devlete yeni gider
kapıları açılmayacaktı. Bugün, Bucakların
varlıklarına eylemli olarak son verilmiş; Bucak
kademesi, mülki idarenin en küçük taşra birimi
olmaktan çıkarılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda, yönetim olanaklarının
çok sınırlı olduğu bir devirde, herbiri bir ülke
büyüklüğünde olan Eyaletler ve Vilayetler dönemi
yaşandıktan sonra, ulaşım ve iletişim araç ve
gereçlerinin akla durgunluk veren bir gelişme
kaydettiği günümüzde, küçük ve güçsüz idare
birimleri oluşturulmasına, politik amaçlar
dışında bir gerekçe bulmak olanaksızdır.
Atatürk, Devleti temsil eden üst düzey kamu
görevlilerinin atanmaları ile de yakından
ilgilenmiş; Valilerin ve Büyükelçilerin
atanmalarında Cumhurbaşkanı’nın onayını gerekli
görmüştür.
Atatürk, Valilerin Merkez ilçe Kaymakamı
durumundan kurtarılmasını, yetkilerinin
artırılmasını önermiştir. Boşalan Valilik
kadrolarına, mülki idare mesleğinden
yetişenlerin atanmalarına özen gösterilmesini
istemiş, bu esasa, Kurtuluş Savaşı yıllarında da
uyulmuştur. Nitekim Sivas Kongresi sürerken, 20.
Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği 9
Eylül 1919 tarihli yazıda “Milli, mukaddes
emellere aykırı hareketlerinden dolayı
azledilecek memurini mülkiye yerine, yine
memurini mülkiyeden birinin atanması” emrini
vermiştir.
Atatürk, ülkede asayişin ve kalkınmanın
sağlanmasında, kendilerine birinci derecede
görev düşen Mülki İdare Amirlerine, her zaman
yakın bir ilgi ve güven duymuştur. Bunda,
Kurtuluş Savaşı sırasında, kendisini içtenlikle
destekleyenler arasında Vali, Mutasarrıf ve
Kaymakamların bulunmasının büyük payı vardır.
Suriye eski Valisi Tahsin (Uzer), Amasya
toplantısına katılan İzmit Eski Mutasarrıfı
İbrahim Süreyya (Yiğit), Canik (Samsun)
Mutasarrıfı Hamit Bey; Erzurum Kongresi’ne
katılan Beyrut eski Valisi Bekir Sami Bey,
Erzurum’dan itibaren Atatürk’ün yanından
ayrılmayan Bitlis eski Valisi Mazhar Müfit (Kansu),
Sivas Valisi Reşid Paşa ve Akbaş Kahramanı
Kaymakam Hamdi Bey bu arada sayılabilir.
Temsil Kurulu (Heyet-i temsiliye) başkanı olarak
Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya giderken Sivas
Valisi Reşid Paşa’ya şu telgrafı çekmiştir.
“Vilayetiniz hududunu geçerken, Sivas’ta
hakkımızda göstermiş olduğunuz konukseverliğe ve
değerli yardımlara bir kere daha minnet
duygularımızı iletmeyi görev sayarak hep
birlikte saygılarımızı sunarız.”
Reşid Paşa, Sivas’a İstanbul Hükümeti’nce
atanmış, maaşından başka geliri olmayan dürüst
bir idare adamıdır. Bu yüzden başlangıçta, haklı
sayılabilecek bir duraksamadan sonra ulusal
davaya bel bağlamış, Sivas Kongresi’nin
başarısında etken olmuştur.
Biga Kaymakamı Hamdi Bey ise, Gelibolu
yakınlarında, Fransızların korumasında bulunan
Akbaş deposundaki silah ve cephaneleri
Anadolu’ya kaçıran kahramandır. Mustafa Kemal
Paşa, bu başarı üzerine 61. Tümen Komutanı Albay
Kazım Bey’e şu telgrafı çekmiştir: “Köprülü
Hamdi Bey’in, fedâkârane ve cesûrane hareketle
elde ettiği, şayanı şükran muvaffakiyetinden
hasıl olan teşekküratımızın mumaileyhe tebliğine
delalet buyurulmasını rica eder, böyle azim
muvaffakiyete sebep olan zat-ı birâderânelerine
tebrike şitap eyleriz.”
Atatürk, İdare’nin saygınlığına büyük önem
vermiştir. Tek Parti ileri gelenlerinin, idare
amirlerini etkileme çabalarını iyi
karşılamamıştır. Valilerin Devlet Temsilciliği
sıfatına gölge düşürülmemesine özen göstermiş,
bu konudaki duyarlılığını birçok kez açığa
vurmuştur. Burada bunlardan birine değinmek
istiyoruz:
Kazım Dirik Paşa, Trakya Genel Müfettişi’dir.
Müfettişlik bölgesine giren köylerin altyapı
hizmetlerine kavuşturulması, kültürel ve
ekonomik yönlerden kalkındırılması için, Halk
Eğitimi ve Toplum Kalkınması yöntemlerini
uygulayarak başarılı çalışmalar yapmaktadır.
Fakat, CHP Umumi Katibi (Genel Sekreter) Recep
Peker, Genel Müfettişin Köy Kanunu’na göre
halktan, gücünün üstünde para ve hizmet istediği
kanısındadır. Durumu Atatürk’e arz etmiştir.
Atatürk, Recep Peker’e, varsa, bu konudaki bilgi
ve belgelerle ilgili Bakanlığa başvurmasını
söylemiştir. Ancak bununla yetinmemiş,
İstanbul’da bulunduğu bir sırada verdiği ani bir
kararla Trakya’ya giderek bizzat incelemelerde
bulunmuş ve Genel Müfettiş Kazım Dirik’in
çalışmaları hakkında olumlu izlenimlerle
dönmüştür.
Atatürk’ün İdare’ye saygınlık ve etkinlik
sağlama endişesi, özellikle il gezilerinde
belirgin olarak gözlenmiştir. Ziyaretlerine
Valilik Makamı’ndan başlamış, il’in
ihtiyaçlarını genellikle orada saptamıştır.
Beğenisini kazanan Vali ve Kaymakamların sözlü
ve yazılı olarak ödüllendirilmelerine özen
göstermiştir.
O’nun yurt gezilerinde özen gösterdiği
davranışlarından biri de, Mülki İdare
Amirlerinin koltuklarına oturmaması, bu yoldaki
önerileri kendine özgü incelikle geri
çevirmesidir. Fatih Rıfkı Atay’ın, bu konuya
ilişkin ilginç bir anısı şöyledir:
“Atatürk, Cumhurbaşkanı iken bir ilçede
Kaymakamı ziyaret etmişti. Kaymakam kalktı
köşede bir iskemleye büzüldü. Atatürk: Siz
Devleti temsil ediyorsunuz. Yeriniz,
makamınızdır. Benim ziyaretçi olarak yerim ise,
sizin karşınızdır’ demiştir.”
Bugün, Cumhurbaşkanı’ndan Bakanlara kadar bütün
Devlet büyüklerinin Mülki İdare Amirlerinin
koltuklarına oturduklarını, makam sahiplerini
ayakta dinlediklerini gördükçe, meslek adına
üzülmekten kendimizi alamıyoruz.
Bütün başarılarını Ulusu’na mal etmekten özel
bir zevk duyan Atatürk’ün üstün niteliklerinden
biri de, hizmetleriyle beğenisini kazanmış olan
kamu görevlilerini onurlandırmakta cömert
davranmasıdır. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ı,
Türkiye’yi ziyaret etmekte bulunan İran Şahı
Rıza Pehlevi’ye şöyle tanıtmıştır:
“Ankara Valisi Tandoğan, benim inkılap
arkadaşım...... Aziz, sadık ve vefakar bir
çocuğumdur.”
Atatürk, Türk İdarecisi’ne verdiği değeri,
yakından tanıma fırsatını bulduğu ve takdir
ettiği Valilere Soyadı vermek suretiyle de
göstermiş bulunmaktadır. Trakya Genel Müfettişi
Dr. İbrahim Tali Öngören’e, son görevi Doğu
İlleri 3. Genel Müfettişliği olan Tahsin Uzer’e,
Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a, İzmir Valisi
General Kazım Dirik’e, Trabzon Valisi Yahya
Sezai Uzay’a, İstanbul Valisi Muhittin
Üstündağ’a, Yozgat Valisi Bekir Sami Baran’a
soyadları Atatürk tarafından verilmiştir.
Cumhurbaşkanı Atatürk, Yozgat İli’ne yaptıkları
geziden ve Vali Bekir Sami Bey’in
çalışmalarından memnunluk duymuştur. Bekir Sami
adının “Baran” adıyla değiştirilmesini uygun
görmüş ve bunu 3.2.1934 tarihli yazıyla
kendisine duyurmuştur. Yazı şöyledir:
“Geçmişteki milli hizmetlerinizi bilirdim.
Bugünkü faaliyetlerinizin verimli neticelerini
yerinde gözümle gördüm, teşekkür ederim.
Arzu ederim ki, Bekir Sami lakabını atasınız,
onun yerine bütün bu havalinin öz Türklerince
“Şahika” manasında olan “Baran” adını
takınasınız. Size yakışan ad budur.
Bu hususta Dahiliye Vekili Beyefendinin de
malumatı olmuştur. İcap eden kanuni formaliyeti
yaptırırsınız...”
Atatürk, çevresindekilerden yeteneklerine göre,
gereken zamanda ve gereken yerde yararlanmakta
engin bir sağduyuya sahipti.
Düşüncesini uygarca açıklayan, içtenliğine
inandıran kişileri hoşgörü, hatta beğeni ile
karşılar; onların kısa zamanda, daha sorumlu ve
yetkili katlara gelmelerini sağlardı. Bu konuda
Mülki İdare’den çarpıcı iki örnek verilebilir:
1924 yılında Kars ve dolaylarında şiddetli bir
deprem olmuştur. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa
Kemal Paşa, hemen Kars’a gider.. Akşam yemeğinde
depremden söz edilirken, Vali İbrahim Ethem
Aykut’tan, deprem bölgesini görüp görmediğini,
mevcut bilgileri nasıl derlediğini sorar. Vali,
her tarafı dolaşamadığını; sunduğu bilgilerin,
tayinleri yüksek iradelerinden geçmiş sorumlu
görevlilerden derlendiğini ifade eder.
Cumhurbaşkanı, sitemli bir şekilde
hoşnutsuzluğunu belirtince, buna çok üzülen Vali
şu yanıtı verir:
“Zat-ı Devletlerine bir Cumhurbaşkanı, bunun da
üstünde büyük bir kurtarıcı olmanız dolayısıyla
benim de, derin bir hürmet ve bağlılığım vardır.
Aldığım önlemleri yeterli görmeyebilir, beni
valilikten uzaklaştırırsınız. Ama beni, Devleti
ve sizi temsil ettiğim şu anda ve burada küçük
düşüremezsiniz! ...”
Sofradan soğuk bir hava içinde kalkılır. Yemekte
hazır bulunan Vali Bey’in eşi Hacer Hanım:
“Aferin Ethem! çamaşır yıkar, geçimimizi yine
sağlarım, üzülme!” der.
Cumhurbaşkanı, Valinin bu tepkisini, kendine
özgü büyük bir anlayış ve takdirle karşılar.
Valinin, daha sonraki yıllarda İzmir Valiliği’ne
ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na
atanmasıyla bu takdirin somut kanıtları görülür.
Atıf (Tüzün) Kırşehir Valisi’dir. 17 Ekim 1924
tarihinde Gazi Hazretleri, eşi Latife Hanım ve
maiyeti erkânıyla Kırşehir’e gitmişlerdir. Halk,
kendilerini büyük bir coşkuyla karşılamıştır.
Vali Konağı’nda verilen akşam yemeğine Vilayet
erkanı da davetlidir. İl Jandarma Komutanı da
oradadır. Gazi Paşa kendisine sorar:
“Kumandan Bey, Kırşehir’de asayiş durumu
nasıldır?”
Komutanın yanıt vermesine vakit bırakmadan Vali
Bey araya girer ve:
“Gazi Hazretleri, der, Jandarma Kumandan bana
karşı sorumludur. Müsaade buyurulursa, bu soruya
bendeniz yanıt vereyim.”
Gazi Paşa’nın büyük bir anlayışla: “Peki Vali
Bey, o halde sizi dinleyelim.” demesi üzerine,
Vali Bey şunları söyler:
“Bir ülkede Merkezi Hükümet güçlü olursa, o
memleketin her yerinde asayiş, dirlik ve
düzenlik yerinde olur. Ülkemizde durum böyle
olduğuna göre, Kırşehir’de de emniyet ve asayiş
mükemmeldir.”
Bu ziyaretten kısa bir süre sonra, Atıf Bey
Ankara Valiliği’ne atanır.
Sonuç olarak Atatürk, her alanda olduğu gibi,
genel ve yerel yönetimlerde de, izlenecek
sağlıklı yolları göstermiş; siyasal etkilerden
uzak, halktan yana, çağdaş bir yönetim kurulması
için çaba harcamıştır. Ülkenin bayındır, Ulus’un
mutlu olmasında Türk Yöneticisi’nden büyük
hizmetler beklemiştir.
Atatürk’ün yüceliğini; düşünceleri, ilkeleri ve
devrimleriyle Türk toplumu için vazgeçilmez
hayat şartı olduğunu, her geçen gün daha iyi
kavramaktayız. Bu gerçeği, genç kuşaklara, daha
iyi anlatmak ve benimsetmek zorundayız.
Cumhuriyetimizin ölümsüz kurucusuna, sonsuz ve
sınırsız şükranlarımızı sunuyoruz...
KAYNAKÇA
- Utkan Kocatürk: Atatürk, Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayını, Ankara, 1987.
- Sami N. Özerdim: Atatürk’ün EI Kitabı,
Atatürkçü Düşünce Derneği Yayını, Ankara, 1996.
- Mehmet Aldan: Kazım Dirik, İz Bırakan Mülki
İdare Amirleri, C. I, İçişleri Bakanlığı Yayını,
Ankara, 1990.
İbrahim Ethem Aykut, İz Bırakan Mülki İdare
Amirleri, C. I, Ankara, 1990.
Atıf Tüzün, Türk İdare Dergisi, Sayı: 417,
İçişleri Bakanlığı Yayını.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |