Temmuz 2003  Sayı: 59 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   TEMMUZ 2003  
ATATÜRK VE İDARE
MEHMET ALDAN
Vali (E)

Ulusunun tam desteğini sağlayarak Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş bir toplumun gerekli kıldığı uygarlık ilkelerini belirlemiş; devrimlerini buna göre arka arkaya gerçekleştirmiştir.

Söylevleri, demeçleri ve direktifleriyle devlet ve toplum yaşamına yön vermekten; idare’de tutulacak sağlıklı yolları göstermekten, Devlet ve Hükümet temsilcisi olan Mülki İdare Amirlerini yüreklendirip onurlandırmaktan geri kalmamıştır.

         Atatürk’e göre dış politika, Devletin iç politikasıyla yakından ilgilidir. Bunu şöyle ifade etmektedir:    

Harici siyasetin çok alakadar olduğu ve istinat ettiği husus, Devletin dahili teşkilatıdır. Harici siyaset dahili teşkilatla mütenasip olmak lazımdır.”

Atatürk bu sözleriyle Devlet teşkilatına ve yönetimine ne derece önem verdiğini göstermiş bulunmaktadır. O, kamu görevleri arasında emniyet ve asayiş hizmetlerine tanıdığı yeri ve önemi de şu sözlerle belirtilmiştir:

Efendiler! Hükümetin varlığının sebebi, memleket asayişini, milletin huzur ve rahatını temin eylemektir. Bütün memlekette, gerçek bir asayiş, hakim olmalıdır. Millet, büyük huzur ve emniyet içinde bulunmalıdır.

Memleketimizin herhangi bir köşesinde halkın emniyetini, Devletin bütünlük ve asayişini bozmaya çalışanlar, Devletin bütün kuvvetlerini karşısında bulmalıdırlar.”

Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmalarında, genel güvenlik konularına öncelikle değinmiştir. 1 Mart 1924 tarihinde yaptığı açış konuşmasında şunları söylemiştir:

Geçen sene zarfında, memleket asayişinde ciddi semereler husule gelmiştir. Emniyet ve asayişin korunması ve güçlendirilmesi konusu o derece önemlidir ki, şimdiki durum cidden memnunluk verici olmakla beraber, bu hususta sürekli ilgiye ve kovuşturmaya asla ara veremeyiz. Bunu belirtmeyi fazla sayıyorum.”

Atatürk, genel idareden ve yerel yönetimlerden beklediklerini de şöyle ifade etmiştir.

İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar, şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu düşüncenin, en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek yerinde olur.

Hususi İdarelerin (İl Özel İdareleri) geçen yılki çalışmaları verimli olmuştur. Ancak Hususi İdareler ve Belediyeler, büyük kalkınma mücadelemizde başarıyı artıracak vazifeler almalı ve özellikle Hayat Ucuzluğu’nu temin edecek, yerine göre tedbirler bulmalı ve yetkilerini tam kullanmalıdırlar.”

Bu konularda, Atatürk’ün direktiflerine uyulduğunu söylemek olanak dışıdır. İl Özel İdareleri ile Belediyelerin, kalkınmada ve hayatın ucuzlatılmasında görev almaları şöyle dursun, 80’li yıllarda Belediyelerin fiyat denetim yetkileri kaldırılmış, çoğu kamu kuruluşlarında teftiş ve denetim organları işlemez duruma getirilmiştir. Adam Smith’in, serbest rekabete dayalı Liberal Ekonomi’si, sanki yeniden keşfedilmiş, ekonomide tek çıkar yol olarak gösterilmeye başlanmıştır. Sosyal Demokrat geçinen kişiler ve kuruluşlar da aynı yolu tutmuşlardır.

Oysa koşulları hazırlanmadan uygulanmasına geçilen, bütün kayıtlardan kurtulmuş, başıboş bir piyasa ekonomisi, meslek ve ticaret ahlakından yoksun kişilerin yararlandıkları, bir soygun düzenine dönüşmüş ve süreklilik, kazanmıştır...

Atatürk, ülke yönetimine talip olanlara da şu uyarıda bulunmuştur:

Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler, memleketin içine girmeli, bu memleketle aynı şartlar içinde yaşamalı ki, ne yapmak lazım geleceğini ciddi surette hissedebilsinler.”

Atatürk, mülki idare birimleri ve Valiler hakkındaki görüşlerini türlü vesilelerle açıklamış bulunmaktadır. Atatürk, il sayısının azaltılması, büyüklük farklılıklarının giderilmesi, il birimlerinde coğrafi ve ekonomik bütünlüğün sağlanması ve Tam Teşkilli Bucak’lara gidilmesi görüşündedir.

Ne yazık ki, uzun yıllar boyunca, bu görüşe uygun bir çalışma yapılamamış, son yıllarda ise, oy uğruna, il ve ilçe sayılarının artırılması yoluna gidilmiştir. Oysa tam teşkilli bucakların oluşturulması sürdürülebilseydi, ilçe sayısı bu düzeyde artırılamayacak, Devlete yeni gider kapıları açılmayacaktı. Bugün, Bucakların varlıklarına eylemli olarak son verilmiş; Bucak kademesi, mülki idarenin en küçük taşra birimi olmaktan çıkarılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda, yönetim olanaklarının çok sınırlı olduğu bir devirde, herbiri bir ülke büyüklüğünde olan Eyaletler ve Vilayetler dönemi yaşandıktan sonra, ulaşım ve iletişim araç ve gereçlerinin akla durgunluk veren bir gelişme kaydettiği günümüzde, küçük ve güçsüz idare birimleri oluşturulmasına, politik amaçlar dışında bir gerekçe bulmak olanaksızdır.

Atatürk, Devleti temsil eden üst düzey kamu görevlilerinin atanmaları ile de yakından ilgilenmiş; Valilerin ve Büyükelçilerin atanmalarında Cumhurbaşkanı’nın onayını gerekli görmüştür.

Atatürk, Valilerin Merkez ilçe Kaymakamı durumundan kurtarılmasını, yetkilerinin artırılmasını önermiştir. Boşalan Valilik kadrolarına, mülki idare mesleğinden yetişenlerin atanmalarına özen gösterilmesini istemiş, bu esasa, Kurtuluş Savaşı yıllarında da uyulmuştur. Nitekim Sivas Kongresi sürerken, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği 9 Eylül 1919 tarihli yazıda “Milli, mukaddes emellere aykırı hareketlerinden dolayı azledilecek memurini mülkiye yerine, yine memurini mülkiyeden birinin atanması” emrini vermiştir.

Atatürk, ülkede asayişin ve kalkınmanın sağlanmasında, kendilerine birinci derecede görev düşen Mülki İdare Amirlerine, her zaman yakın bir ilgi ve güven duymuştur. Bunda, Kurtuluş Savaşı sırasında, kendisini içtenlikle destekleyenler arasında Vali, Mutasarrıf ve Kaymakamların bulunmasının büyük payı vardır. Suriye eski Valisi Tahsin (Uzer), Amasya toplantısına katılan İzmit Eski Mutasarrıfı İbrahim Süreyya (Yiğit), Canik (Samsun) Mutasarrıfı Hamit Bey; Erzurum Kongresi’ne katılan Beyrut eski Valisi Bekir Sami Bey, Erzurum’dan itibaren Atatürk’ün yanından ayrılmayan Bitlis eski Valisi Mazhar Müfit (Kansu), Sivas Valisi Reşid Paşa ve Akbaş Kahramanı Kaymakam Hamdi Bey bu arada sayılabilir.

Temsil Kurulu (Heyet-i temsiliye) başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya giderken Sivas Valisi Reşid Paşa’ya şu telgrafı çekmiştir.

“Vilayetiniz hududunu geçerken, Sivas’ta hakkımızda göstermiş olduğunuz konukseverliğe ve değerli yardımlara bir kere daha minnet duygularımızı iletmeyi görev sayarak hep birlikte saygılarımızı sunarız.”

Reşid Paşa, Sivas’a İstanbul Hükümeti’nce atanmış, maaşından başka geliri olmayan dürüst bir idare adamıdır. Bu yüzden başlangıçta, haklı sayılabilecek bir duraksamadan sonra ulusal davaya bel bağlamış, Sivas Kongresi’nin başarısında etken olmuştur.

Biga Kaymakamı Hamdi Bey ise, Gelibolu yakınlarında, Fransızların korumasında bulunan Akbaş deposundaki silah ve cephaneleri Anadolu’ya kaçıran kahramandır. Mustafa Kemal Paşa, bu başarı üzerine 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey’e şu telgrafı çekmiştir: “Köprülü Hamdi Bey’in, fedâkârane ve cesûrane hareketle elde ettiği, şayanı şükran muvaffakiyetinden hasıl olan teşekküratımızın mumaileyhe tebliğine delalet buyurulmasını rica eder, böyle azim muvaffakiyete sebep olan zat-ı birâderânelerine tebrike şitap eyleriz.”

Atatürk, İdare’nin saygınlığına büyük önem vermiştir. Tek Parti ileri gelenlerinin, idare amirlerini etkileme çabalarını iyi karşılamamıştır. Valilerin Devlet Temsilciliği sıfatına gölge düşürülmemesine özen göstermiş, bu konudaki duyarlılığını birçok kez açığa vurmuştur. Burada bunlardan birine değinmek istiyoruz:

Kazım Dirik Paşa, Trakya Genel Müfettişi’dir. Müfettişlik bölgesine giren köylerin altyapı hizmetlerine kavuşturulması, kültürel ve ekonomik yönlerden kalkındırılması için, Halk Eğitimi ve Toplum Kalkınması yöntemlerini uygulayarak başarılı çalışmalar yapmaktadır. Fakat, CHP Umumi Katibi (Genel Sekreter) Recep Peker, Genel Müfettişin Köy Kanunu’na göre halktan, gücünün üstünde para ve hizmet istediği kanısındadır. Durumu Atatürk’e arz etmiştir.

Atatürk, Recep Peker’e, varsa, bu konudaki bilgi ve belgelerle ilgili Bakanlığa başvurmasını söylemiştir. Ancak bununla yetinmemiş, İstanbul’da bulunduğu bir sırada verdiği ani bir kararla Trakya’ya giderek bizzat incelemelerde bulunmuş ve Genel Müfettiş Kazım Dirik’in çalışmaları hakkında olumlu izlenimlerle dönmüştür.

Atatürk’ün İdare’ye saygınlık ve etkinlik sağlama endişesi, özellikle il gezilerinde belirgin olarak gözlenmiştir. Ziyaretlerine Valilik Makamı’ndan başlamış, il’in ihtiyaçlarını genellikle orada saptamıştır. Beğenisini kazanan Vali ve Kaymakamların sözlü ve yazılı olarak ödüllendirilmelerine özen göstermiştir.

O’nun yurt gezilerinde özen gösterdiği davranışlarından biri de, Mülki İdare Amirlerinin koltuklarına oturmaması, bu yoldaki önerileri kendine özgü incelikle geri çevirmesidir. Fatih Rıfkı Atay’ın, bu konuya ilişkin ilginç bir anısı şöyledir:

“Atatürk, Cumhurbaşkanı iken bir ilçede Kaymakamı ziyaret etmişti. Kaymakam kalktı köşede bir iskemleye büzüldü. Atatürk: Siz Devleti temsil ediyorsunuz. Yeriniz, makamınızdır. Benim ziyaretçi olarak yerim ise, sizin karşınızdır’ demiştir.”

Bugün, Cumhurbaşkanı’ndan Bakanlara kadar bütün Devlet büyüklerinin Mülki İdare Amirlerinin koltuklarına oturduklarını, makam sahiplerini ayakta dinlediklerini gördükçe, meslek adına üzülmekten kendimizi alamıyoruz.

Bütün başarılarını Ulusu’na mal etmekten özel bir zevk duyan Atatürk’ün üstün niteliklerinden biri de, hizmetleriyle beğenisini kazanmış olan kamu görevlilerini onurlandırmakta cömert davranmasıdır. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ı, Türkiye’yi ziyaret etmekte bulunan İran Şahı Rıza Pehlevi’ye şöyle tanıtmıştır:

“Ankara Valisi Tandoğan, benim inkılap arkadaşım...... Aziz, sadık ve vefakar bir çocuğumdur.”

Atatürk, Türk İdarecisi’ne verdiği değeri, yakından tanıma fırsatını bulduğu ve takdir ettiği Valilere Soyadı vermek suretiyle de göstermiş bulunmaktadır. Trakya Genel Müfettişi Dr. İbrahim Tali Öngören’e, son görevi Doğu İlleri 3. Genel Müfettişliği olan Tahsin Uzer’e, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a, İzmir Valisi General Kazım Dirik’e, Trabzon Valisi Yahya Sezai Uzay’a, İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’a, Yozgat Valisi Bekir Sami Baran’a soyadları Atatürk tarafından verilmiştir.

Cumhurbaşkanı Atatürk, Yozgat İli’ne yaptıkları geziden ve Vali Bekir Sami Bey’in çalışmalarından memnunluk duymuştur. Bekir Sami adının “Baran” adıyla değiştirilmesini uygun görmüş ve bunu 3.2.1934 tarihli yazıyla kendisine duyurmuştur. Yazı şöyledir:

“Geçmişteki milli hizmetlerinizi bilirdim. Bugünkü faaliyetlerinizin verimli neticelerini yerinde gözümle gördüm, teşekkür ederim.

Arzu ederim ki, Bekir Sami lakabını atasınız, onun yerine bütün bu havalinin öz Türklerince “Şahika” manasında olan “Baran” adını takınasınız. Size yakışan ad budur.

Bu hususta Dahiliye Vekili Beyefendinin de malumatı olmuştur. İcap eden kanuni formaliyeti yaptırırsınız...”

Atatürk, çevresindekilerden yeteneklerine göre, gereken zamanda ve gereken yerde yararlanmakta engin bir sağduyuya sahipti.

Düşüncesini uygarca açıklayan, içtenliğine inandıran kişileri hoşgörü, hatta beğeni ile karşılar; onların kısa zamanda, daha sorumlu ve yetkili katlara gelmelerini sağlardı. Bu konuda Mülki İdare’den çarpıcı iki örnek verilebilir:

1924 yılında Kars ve dolaylarında şiddetli bir deprem olmuştur. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, hemen Kars’a gider.. Akşam yemeğinde depremden söz edilirken, Vali İbrahim Ethem Aykut’tan, deprem bölgesini görüp görmediğini, mevcut bilgileri nasıl derlediğini sorar. Vali, her tarafı dolaşamadığını; sunduğu bilgilerin, tayinleri yüksek iradelerinden geçmiş sorumlu görevlilerden derlendiğini ifade eder. Cumhurbaşkanı, sitemli bir şekilde hoşnutsuzluğunu belirtince, buna çok üzülen Vali şu yanıtı verir:

“Zat-ı Devletlerine bir Cumhurbaşkanı, bunun da üstünde büyük bir kurtarıcı olmanız dolayısıyla benim de, derin bir hürmet ve bağlılığım vardır. Aldığım önlemleri yeterli görmeyebilir, beni valilikten uzaklaştırırsınız. Ama beni, Devleti ve sizi temsil ettiğim şu anda ve burada küçük düşüremezsiniz! ...”

Sofradan soğuk bir hava içinde kalkılır. Yemekte hazır bulunan Vali Bey’in eşi Hacer Hanım:

“Aferin Ethem! çamaşır yıkar, geçimimizi yine sağlarım, üzülme!” der.

Cumhurbaşkanı, Valinin bu tepkisini, kendine özgü büyük bir anlayış ve takdirle karşılar. Valinin, daha sonraki yıllarda İzmir Valiliği’ne ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na atanmasıyla bu takdirin somut kanıtları görülür.

Atıf (Tüzün) Kırşehir Valisi’dir. 17 Ekim 1924 tarihinde Gazi Hazretleri, eşi Latife Hanım ve maiyeti erkânıyla Kırşehir’e gitmişlerdir. Halk, kendilerini büyük bir coşkuyla karşılamıştır. Vali Konağı’nda verilen akşam yemeğine Vilayet erkanı da davetlidir. İl Jandarma Komutanı da oradadır. Gazi Paşa kendisine sorar:

“Kumandan Bey, Kırşehir’de asayiş durumu nasıldır?”

Komutanın yanıt vermesine vakit bırakmadan Vali Bey araya girer ve:

“Gazi Hazretleri, der, Jandarma Kumandan bana karşı sorumludur. Müsaade buyurulursa, bu soruya bendeniz yanıt vereyim.”

Gazi Paşa’nın büyük bir anlayışla: “Peki Vali Bey, o halde sizi dinleyelim.” demesi üzerine, Vali Bey şunları söyler:

“Bir ülkede Merkezi Hükümet güçlü olursa, o memleketin her yerinde asayiş, dirlik ve düzenlik yerinde olur. Ülkemizde durum böyle olduğuna göre, Kırşehir’de de emniyet ve asayiş mükemmeldir.”

Bu ziyaretten kısa bir süre sonra, Atıf Bey Ankara Valiliği’ne atanır.

Sonuç olarak Atatürk, her alanda olduğu gibi, genel ve yerel yönetimlerde de, izlenecek sağlıklı yolları göstermiş; siyasal etkilerden uzak, halktan yana, çağdaş bir yönetim kurulması için çaba harcamıştır. Ülkenin bayındır, Ulus’un mutlu olmasında Türk Yöneticisi’nden büyük hizmetler beklemiştir.

Atatürk’ün yüceliğini; düşünceleri, ilkeleri ve devrimleriyle Türk toplumu için vazgeçilmez hayat şartı olduğunu, her geçen gün daha iyi kavramaktayız. Bu gerçeği, genç kuşaklara, daha iyi anlatmak ve benimsetmek zorundayız.

Cumhuriyetimizin ölümsüz kurucusuna, sonsuz ve sınırsız şükranlarımızı sunuyoruz...

 

KAYNAKÇA

 - Utkan Kocatürk: Atatürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, Ankara, 1987.

- Sami N. Özerdim: Atatürk’ün EI Kitabı, Atatürkçü Düşünce Derneği Yayını, Ankara, 1996.

- Mehmet Aldan: Kazım Dirik, İz Bırakan Mülki İdare Amirleri, C. I, İçişleri Bakanlığı Yayını, Ankara, 1990.

İbrahim Ethem Aykut, İz Bırakan Mülki İdare Amirleri, C. I, Ankara, 1990.

Atıf Tüzün, Türk İdare Dergisi, Sayı: 417, İçişleri Bakanlığı Yayını.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |