|
“ … ‘UYDU OLMAK’ ALIŞKANLIĞI!..”
ATTİLÂ İLHAN
O ‘Kıbrıs’ı ver, kurtul!’ diyen ‘Muhipler’ yok
mu; nedense aklıma, her seferinde, iki şeyi
getiriyor: Tanzimât sadrazamlarından, ‘atufetlü’
Keçecizade Fuat Paşa’nın, vasiyetnâmesinden bir
sözü; bir de, Ninem Zekiye Hanım’ın, bir tarihte
anlattıklarını!
Osmanlı’nın ‘Fetret Devri’dir: İngiliz, Mısır
(Süveyş Kanalı) hesapları içindedir; Doğu
Akdeniz’de, Girit Adası’nın hâlâ Müslümanların
elinde olması, yakışık alır mı? Yunanistan’a
ilhâkı için, dolaplar çeviriyor. Dersaadet,
meyyüs ve çâresiz; Babıali, mürai ve şaşkın;
halk, en çok da Anadolu’ daki Giritli göçmenler,
‘Girit Mitingleri’ tertip ediyorlar. Ninemin
anlattığı, bunlardan birisinde geçmiş, bir olay!
Giritliler, yumrukları sıkılmış, gözleri ateş
saçarak, slogan atıyor: “-... Cirit’i
vermeyiz!.. Cirit’i vermeyiz!...”. Kalabalığın
arasında, muzibin biri, araya girmiş: “#…nasıl
vermezsiniz, Girit çoktan gitti: Donanma yok ki,
gidip harb edesiniz!”. Ninem, iri yeşil
gözlerini, sonuna kadar açarak, vatansever
Giritlilerin cevabını, tekrarladı: “-… Cirit
için, canımız feda.. yüze yüze cideriz!... yüze
yüze cideriz!”
Bu, ‘fetret devri’nde, halkın tepkisidir. Ne
kadar, Kıbrıs mitinglerindeki halkın tepkisini
andırıyor, değil mi?
‘Ver kurtul’cu, kimin davuluna oynuyor? ...
Peki ya Sadrazam’ın vasiyetnâmesi?
Yeri geldikçe değinirim: Öğretildiğinin aksine,
Tanzimât sadrazamları, ‘idare-i maslahatçı’ (opportünist)
tiplerdir; ‘Koca’ Reşit Paşa ‘ekolü’, Ali Paşa,
Fuat Paşa vs. -bugünkü anlamıyla- birer Batı’cı:
Yalnız kafalarıyla değil, yaşantılarıyla da,
‘komprador alafrangası’!! Hepsinin birer
vasiyetnamesi var, hem de Zat-ı Şahane’ye! Fuat
Paşa’nın Vasiyetnâmesi, vefatını müteakip
İstanbul’da İngilizce olarak çıkarılan, The
Levant Herald gazetesinde yayımlanmış (1869).
Padişah’a tavsiyelerde bulunurken, mümkün
mertebe sağduyulu olmaya çalışıyor, lakin hem
ümitsiz, hem de kötümser, diyor ki meselâ:
#…düşüncemi gereğince açıklayabilmek için, şöyle
söyleyeyim: İhmaller yüzünden mahvolma
felâketinden kurtulabilmekliğimiz İngiltere
kadar paraya, Fransa kadar bilgi aydınlığına ve
Rusya kadar askere sahip olmaklığımıza bağlıdır.
Bizim için önemli. olan artık terakki etmek
değil, fakat kesin olarak Avrupa’nın öteki
ülkeleri kadar terakki etmektir..”
Fakat, ‘ver kurtul’cu takımının, bana
hatırlattığı, asıl şu bölüm: #-… yabancı
müttefiklerimiz içinde, en önemlisi
İngiltere’dir. (buraya dikkat!) Her ne olursa
olsun, dünyanın en sabırlı ve metin milleti olan
İngilizler, bizim en önde gelen ve en son
vazgeçeceğimiz müttefikimiz olacaktır.
Bendenizce Bâbıali’yi (‘hükümeti’ anlayınız)
İngiltere’nin dostluğundan mahrum görmektense,
birkaç vilayetimizi elden çıkmış görmek, daha
iyidir...” (Bkz. Tevfik Çavdar, ‘Türkiye’de
Liberalizm’in Doğuşu’, s. 47. ve sonrası.
Uygarlık Yayınları, 1962)
Mukâyeseyi, dehşetle yaptığınıza eminim: Osmanlı
Yönetimine, uydu (peyk) kafası, Tanzimât’la
yerleşmiştir; Cumhuriyet yönetimi, onun tam
karşıtıydı; ‘Hürriyet’ ve ‘İstiklal’ sloganları,
bunun tam ve mutlak ifadesidir; Anadolu ahalisi,
toprağını ‘kan içinde yüze yüze’ savundu ve
vermedi; oysa, sonraki Tânzimat sadrazamları,
yalnız ‘birkaç vilâyetimizi’ değil, vatanı da
‘elden çıkarma’ eğilimindeydiler: Tânzimat’ın
tabii sonucu, Sevres Muâhedesi’dir....
Bilmem ‘ver kurtul’cuların, kimin davuluna
oynadığı anlaşıldı mı? Mustafa Kemal’in kesip
attığı, ‘uydu olmak’ alışkanlığını, acaba yine
kim hortlattı?
‘Zuhûr ve hurûc etmek…’
Kimse, ‘Kıbrıs Olayı’nı, Batı Türkleri’nin
tarihindeki yerine, doğru dürüst koymuyor; oysa,
asıl anlamı ve önemi, o zaman, ortaya
çıkmaktadır. Osmanlı’nın ‘Satvet Devri’, doğru
biliyorsam, 17. yy’da duraklamıştı: Karlofça
Muâhedesi (1699), ardına zincirlenen öteki
anlaşmalar (Pasarofça, vs). Osmanlı’daki ‘kan
kaybının’ kanıtları sayılabilir. Hazindir ama,
doğrudur: 17. yy’dan, 19. yy sonuna kadar,
Osmanlı İmparatorluğu, sadece ‘savunma
savaşları’ yaptı; tarihi bir hatırlayınız,
övünebileceğimiz savaşlar, bunlardır: ‘Kanije
müdafaası’, ‘Plevne müdafaası’, ‘Çanakkale
müdafaası’, vs! Bütün o fedakârlığa rağmen,
devletin küçüldükçe küçüldüğü, bir gerçek:
‘Fütûhât’ın çok gerilerde kaldığı, Batı
Türkleri’nin artık, ellerindekini bile
koruyamadıkları, gözle görülüyor, elle
tutuluyor. Gâzi’nin, İstiklal Savaşı’nda,
‘nihayet yendiğimizi’ söylediği ‘Makûs Talih’
işte bu tâlihsizlikti!
O ki, Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘muasır medeniyet
seviyesi’nde bir ‘istikbal’ öngörmüştü; elbette,
‘ric’at devri’nin ‘Büyük Taarruz’la sona
erdiğini, yeniden ‘huruç devri’nin başlayacağını
biliyordu; aslında, Hatay Davası’yla bu devri
başlatan da odur! Fakat neresinden bakılsa, Batı
Türkleri’nin, gerçek manada, -üstelik
uluslararası anlaşmalara uyarak
gerçekleştirdiği, ilk ‘Huruç Hareketi’, ‘Kıbrıs
Çıkarması’dır. 17. yy’dan beri, itile kakıla,
Anadolu yarımadası’na sıkıştırılan ‘Müslüman’
Türkler; ‘Beyaz, Hıristiyan ve Batılı
Emperyalizm’in, onca çabasına rağmen, XX. yy’ın
ortalarında yeniden ‘huruç ediyor’, Doğu
Akdeniz’deki ‘öncelik hakları’nı arıyordu.
Batı’nın, bütün stratejik hesapların ve
planların dışında, asıl hazmedemediği budur;
sebebi de, belli, Türk ‘eski defterleri’ bir
karıştırmaya başlarsa.. nerede duracağı belli
olmaz! O yüzden, ne yapıp yapıp, onu iki buçuk
asır sonra kalkıştığı, bu ‘huruç hareketi’ne
kalkıştığına pişman etmeli, onu geldiği yere
sürmelidir. Kafa bu! Amaç da bu!
Hele sorunu, Avrasya ölçeğinde koyarsanız,
‘Batılı, Beyaz ve Hıristiyan’ Emperyalizm’in
gizli endişesini, daha iyi anlayabilirsiniz!
Kafaları Avrupa Birliği, ya da Amerikan
‘Muhibliği’ ile dumanlanmış, ‘komprador
alafrangalarımızın’ göremediği, daha büyük
gerçek, aslında gözümüze giriyor: XIX. yy’ın
nihayetinde, hepsi ‘hükümrânlık haklarını’
yitirmiş, son bağımsız devletleri olan Osmanlı
İmparatorluğu da tasfiye edilmekte olan,
Türkler; XXI. yy’a, tamamı bağımsız ve özgür,
altı büyük devletle girmişlerdir; üstelik bu
devletlerin tamamı, Avrasya’daki petrol
coğrafyasının üstündedir, ve yeryüzünde, altı
büyük devleti olan, başka bir kavim yoktur.
‘Ver gitsin’ dedin mi, Kıbrıs’tan
‘kurtulmuyorsun’; düpedüz soyuna ve tarihine
ihânet ediyorsun!
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |