Temmuz 2003  Sayı: 59 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   TEMMUZ 2003  

“ … ‘UYDU OLMAK’ ALIŞKANLIĞI!..”

ATTİLÂ İLHAN

O ‘Kıbrıs’ı ver, kurtul!’ diyen ‘Muhipler’ yok mu; nedense aklıma, her seferinde, iki şeyi getiriyor: Tanzimât sadrazamlarından, ‘atufetlü’ Keçecizade Fuat Paşa’nın, vasiyetnâmesinden bir sözü; bir de, Ninem Zekiye Hanım’ın, bir tarihte anlattıklarını!

Osmanlı’nın ‘Fetret Devri’dir: İngiliz, Mısır (Süveyş Kanalı) hesapları içindedir; Doğu Akdeniz’de, Girit Adası’nın hâlâ Müslümanların elinde olması, yakışık alır mı? Yunanistan’a ilhâkı için, dolaplar çeviriyor. Dersaadet, meyyüs ve çâresiz; Babıali, mürai ve şaşkın; halk, en çok da Anadolu’ daki Giritli göçmenler, ‘Girit Mitingleri’ tertip ediyorlar. Ninemin anlattığı, bunlardan birisinde geçmiş, bir olay!

Giritliler, yumrukları sıkılmış, gözleri ateş saçarak, slogan atıyor: “-... Cirit’i vermeyiz!.. Cirit’i vermeyiz!...”. Kalabalığın arasında, muzibin biri, araya girmiş: “#…nasıl vermezsiniz, Girit çoktan gitti: Donanma yok ki, gidip harb edesiniz!”. Ninem, iri yeşil gözlerini, sonuna kadar açarak, vatansever Giritlilerin cevabını, tekrarladı: “-… Cirit için, canımız feda.. yüze yüze cideriz!... yüze yüze cideriz!”

Bu, ‘fetret devri’nde, halkın tepkisidir. Ne kadar, Kıbrıs mitinglerindeki halkın tepkisini andırıyor, değil mi?

 

‘Ver kurtul’cu, kimin davuluna oynuyor? ...

Peki ya Sadrazam’ın vasiyetnâmesi?

Yeri geldikçe değinirim: Öğretildiğinin aksine, Tanzimât sadrazamları, ‘idare-i maslahatçı’ (opportünist) tiplerdir; ‘Koca’ Reşit Paşa ‘ekolü’, Ali Paşa, Fuat Paşa vs. -bugünkü anlamıyla- birer Batı’cı: Yalnız kafalarıyla değil, yaşantılarıyla da, ‘komprador alafrangası’!! Hepsinin birer vasiyetnamesi var, hem de Zat-ı Şahane’ye! Fuat Paşa’nın Vasiyetnâmesi, vefatını müteakip İstanbul’da İngilizce olarak çıkarılan, The Levant Herald gazetesinde yayımlanmış (1869). Padişah’a tavsiyelerde bulunurken, mümkün mertebe sağduyulu olmaya çalışıyor, lakin hem ümitsiz, hem de kötümser, diyor ki meselâ:

#…düşüncemi gereğince açıklayabilmek için, şöyle söyleyeyim: İhmaller yüzünden mahvolma felâketinden kurtulabilmekliğimiz İngiltere kadar paraya, Fransa kadar bilgi aydınlığına ve Rusya kadar askere sahip olmaklığımıza bağlıdır. Bizim için önemli. olan artık terakki etmek değil, fakat kesin olarak Avrupa’nın öteki ülkeleri kadar terakki etmektir..”     

Fakat, ‘ver kurtul’cu takımının, bana hatırlattığı, asıl şu bölüm: #-… yabancı müttefiklerimiz içinde, en önemlisi İngiltere’dir. (buraya dikkat!) Her ne olursa olsun, dünyanın en sabırlı ve metin milleti olan İngilizler, bizim en önde gelen ve en son vazgeçeceğimiz müttefikimiz olacaktır. Bendenizce Bâbıali’yi (‘hükümeti’ anlayınız) İngiltere’nin dostluğundan mahrum görmektense, birkaç vilayetimizi elden çıkmış görmek, daha iyidir...” (Bkz. Tevfik Çavdar, ‘Türkiye’de Liberalizm’in Doğuşu’, s. 47. ve sonrası. Uygarlık Yayınları, 1962)

Mukâyeseyi, dehşetle yaptığınıza eminim: Osmanlı Yönetimine, uydu (peyk) kafası, Tanzimât’la yerleşmiştir; Cumhuriyet yönetimi, onun tam karşıtıydı; ‘Hürriyet’ ve ‘İstiklal’ sloganları, bunun tam ve mutlak ifadesidir; Anadolu ahalisi, toprağını ‘kan içinde yüze yüze’ savundu ve vermedi; oysa, sonraki Tânzimat sadrazamları, yalnız ‘birkaç vilâyetimizi’ değil, vatanı da ‘elden çıkarma’ eğilimindeydiler: Tânzimat’ın tabii sonucu, Sevres Muâhedesi’dir....

Bilmem ‘ver kurtul’cuların, kimin davuluna oynadığı anlaşıldı mı? Mustafa Kemal’in kesip attığı, ‘uydu olmak’ alışkanlığını, acaba yine kim hortlattı?

 

‘Zuhûr ve hurûc etmek…’

Kimse, ‘Kıbrıs Olayı’nı, Batı Türkleri’nin tarihindeki yerine, doğru dürüst koymuyor; oysa, asıl anlamı ve önemi, o zaman, ortaya çıkmaktadır. Osmanlı’nın ‘Satvet Devri’, doğru biliyorsam, 17. yy’da duraklamıştı: Karlofça Muâhedesi (1699), ardına zincirlenen öteki anlaşmalar (Pasarofça, vs). Osmanlı’daki ‘kan kaybının’ kanıtları sayılabilir. Hazindir ama, doğrudur: 17. yy’dan, 19. yy sonuna kadar, Osmanlı İmparatorluğu, sadece ‘savunma savaşları’ yaptı; tarihi bir hatırlayınız, övünebileceğimiz savaşlar, bunlardır: ‘Kanije müdafaası’, ‘Plevne müdafaası’, ‘Çanakkale müdafaası’, vs! Bütün o fedakârlığa rağmen, devletin küçüldükçe küçüldüğü, bir gerçek: ‘Fütûhât’ın çok gerilerde kaldığı, Batı Türkleri’nin artık, ellerindekini bile koruyamadıkları, gözle görülüyor, elle tutuluyor. Gâzi’nin, İstiklal Savaşı’nda, ‘nihayet yendiğimizi’ söylediği ‘Makûs Talih’ işte bu tâlihsizlikti!

O ki, Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘muasır medeniyet seviyesi’nde bir ‘istikbal’ öngörmüştü; elbette, ‘ric’at devri’nin ‘Büyük Taarruz’la sona erdiğini, yeniden ‘huruç devri’nin başlayacağını biliyordu; aslında, Hatay Davası’yla bu devri başlatan da odur! Fakat neresinden bakılsa, Batı Türkleri’nin, gerçek manada, -üstelik uluslararası anlaşmalara uyarak gerçekleştirdiği, ilk ‘Huruç Hareketi’, ‘Kıbrıs Çıkarması’dır. 17. yy’dan beri, itile kakıla, Anadolu yarımadası’na sıkıştırılan ‘Müslüman’ Türkler; ‘Beyaz, Hıristiyan ve Batılı Emperyalizm’in, onca çabasına rağmen, XX. yy’ın ortalarında yeniden ‘huruç ediyor’, Doğu Akdeniz’deki ‘öncelik hakları’nı arıyordu. Batı’nın, bütün stratejik hesapların ve planların dışında, asıl hazmedemediği budur; sebebi de, belli, Türk ‘eski defterleri’ bir karıştırmaya başlarsa.. nerede duracağı belli olmaz! O yüzden, ne yapıp yapıp, onu iki buçuk asır sonra kalkıştığı, bu ‘huruç hareketi’ne kalkıştığına pişman etmeli, onu geldiği yere sürmelidir. Kafa bu! Amaç da bu!      

Hele sorunu, Avrasya ölçeğinde koyarsanız, ‘Batılı, Beyaz ve Hıristiyan’ Emperyalizm’in gizli endişesini, daha iyi anlayabilirsiniz! Kafaları Avrupa Birliği, ya da Amerikan ‘Muhibliği’ ile dumanlanmış, ‘komprador alafrangalarımızın’ göremediği, daha büyük gerçek, aslında gözümüze giriyor: XIX. yy’ın nihayetinde, hepsi ‘hükümrânlık haklarını’ yitirmiş, son bağımsız devletleri olan Osmanlı İmparatorluğu da tasfiye edilmekte olan, Türkler; XXI. yy’a, tamamı bağımsız ve özgür, altı büyük devletle girmişlerdir; üstelik bu devletlerin tamamı, Avrasya’daki petrol coğrafyasının üstündedir, ve yeryüzünde, altı büyük devleti olan, başka bir kavim yoktur.

‘Ver gitsin’ dedin mi, Kıbrıs’tan ‘kurtulmuyorsun’; düpedüz soyuna ve tarihine ihânet ediyorsun!


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |