|
TÜRKİYE ŞAMAR OĞLANI MIDIR?
TANJU ERDEM
Amiral (E)
Kuzey Irak’ta subay ve astsubay 11 seçkin
muharip askerimizin bir ABD müfrezesince
kafalarına çuval giydirilerek derdest edilmesi,
bulundukları mahallin aranıp talan edilmesi Türk
kamuoyunda yoğun bir tepkiye neden oldu.
Dostluğa, diplomatik teamüllere aykırı bu
davranışın nedenleri henüz somut kanıtlarıyla
bilinmiyor. Gerekçesi ne olursa olsun bu olay şu
stratejik sonuçları sağlamaya yönelmiştir.
• Kendine büyük güven duyulan TSK ve Türk Askeri
Lider1iği’ni içerde ve dışarıda degrade etmeye
gayret gösteren, süregelen psikolojik savaşa
katkı sağlanması,
• Irak ve Kuzey Irak benden sorulur. Buraların
egemeni benim, bu egemenliği kısmen dahi olsa
seninle paylaşmam mesajının verilmesi (Kuzey
Irak’tan da çekilin anlamına),
• TBMM’ce tezkerenin reddiyle ortaya çıkan
duruma ABD liderliğinin gösterdiği tepkinin
somuta dönüştürülmesi,
• Tezkere olayı sonrası sinmiş gözüken ve
ortadaki gerçeklere karşın ABD dostluğu ve hala
stratejik ortaklığı arayan ve Dışişleri
müsteşarı aracılığıyla bundan böyle ABD’nin
Irak’ın imarı ve yönetim düzeni için (asker
göndermek dahil) her türlü desteği vermeye
hazırız diyen Türk yönetiminin tam tabi hale
getirilerek bundan böyle isteklerinin
sorgulanmadan kabulünün sağlanması ve Kuzey
Irak’taki TSK faaliyetlerinin ABD gözetimi
altına alınması.
Bunu yapanlar ve yukarıdaki sonuçları almayı
düşünenler, Türkün milli karakterini,
bağımsızlık ve haysiyet duygularını hiç
düşünmüyorlar. Doğaldır ki her ülkede şu ya da
bu nedenle ülkenin ulusal çıkarlarını, onurunu
bir tarafa bırakıp emperyal güçlerle işbir1iği
yapan, emperyal güç muhipleri, hayranları
vardır. ABD yönetimleri nedense ülkelerinde
etkili, egemen, oligarşik bir azınlığı muhatap
kabul ederek uzun erimde bu ülkelerin
halklarının dostluk duygularının düşmanlıklara,
nefrete dönüşmesine sebep olmuşlardır. Nitekim
Türkiye son 57 yılda özellikle soğuk savaş
döneminde büyük riskler alarak, ekonomide
kalkınmasını yavaşlatarak BATI’nın ve özellikle
ABD’nin (NATO’nun) Güneydôğu kanadında ileri
karakol görevini özveriyle yapmıştır. Buna
karşın Kıbrıs olayında silah ambargosuna
uğramış, 1991 Irak olayında bölgeye yönelik
ekonomik çıkarlarını yitirmiş, Kuzey Irak’ta
ABD’nin Güneydoğumuzdaki ayrılıkçı faaliyetlere
destek verme anlamına gelen etkinlikleriyle
ihanete uğradığını bile bile ABD ile genelde tek
taraflı işleyen bir stratejik ortaklık kavramı
peşine düşmüş, ABD isteklerini kabule amade bir
hale getirilmiştir.
Şimdi bu olay vahim bir olaydır. ABD buna taktik
alanda (yerel) gerekçeler bulacaktır. Bunlar hiç
önemli değildir. Olay stratejik boyutuyla
büyüktür. Karşılıksız kalmaması gerekir. Türkiye
tepki boyutunu akılcı bir tarzda göstermelidir.
Bu tepkiler bugünkü imkan ve kabiliyetlerin
öngörüsünde şunlar olabilir.
• Türkiye bu olay için ABD’den özür dilemesini
istemeli, NATO Konseyi’nde ABD’yi protesto
etmelidir.
• TSK, Kuzey Irak’ta varlığını daha da etkin,
güçlü ve aktif olarak sürdürmeye devam
etmelidir.
• ABD’nin yakıp yıktığı, binlerce insanı
öldürdüğü Irak’ta yaşanan anarşiyi disipline
etmek üzere gönderilmesi vaat edildiği (medyada)
ifade edilen, Polanya komutası altına gireceği
bildirilen bir tugaylık askeri güç kesinlikle
gönderilmemelidir. (Irak’ı biz mi darmadağın
ettik de düzeltme sorumluluğunu duyalım, bırakın
ABD kendi yarattığı enkazı kendi kaldırsın.)
• Dışişleri Bakanı ABD seyahatini iptal
etmelidir. Fırsatlar kollanıp uygun bir karşılık
verilmelidir. Özür dilenmezse; (ki dilenmeyeceği
anlaşılıyor.)
• İnsani yardım maksadıyla liman, hava üssü,
hudut kapılarından sağlanan kolaylıklarla ilgili
Bakanlar Kurulu Kararı iptal edilmelidir.
• İncirlik üssünden Irak’a yönelik ABD
faaliyetleri durdurulmalıdır.
Bu asker esir alma olayı yaşadığımız tek
düşmanca hareket değildir. ABD Kongresi Ermeni
soykırım yasa tasarısını kabule hazırlanıyor. AB
Türkiyenin Anayasal Kuruluşlarının
faaliyetlerine ilişkin taleplerde bulunuyor, BM
Genel Sekreteri adı kullanılarak hazırlanan
ABD-AB Kıbrıs planı Kıbrıs Türkünü Türkiye
garantisinden mahrum bir azınlık haline
getiriyor. Kıbrısın en verimli toprakları ve su
kaynakları KKTC: elinden alınarak Rum parça
devletine verildiği gibi. Kıbrıs Türk parça
devleti içine %30 Rum nüfus sokarak otonom Türk
Bölgesi bağımsız konumunu kaybediyor. Türkiye
teslimiyetçi olursa orta erimde Kıbrısta
ENOSIS’i görebiliriz. Türkiye, Iran, Suriye gibi
komşularımızla iyi ilişkiler kurulmasını
istiyor, ABD buna karşı çıkıyor, baskı uyguluyor
ve bizi hareketsiz bırakıyor. AB’de Kemalizm
haksızca eleştiriye uğruyor. Laik Türkiyede
dinlere, inançlara özgürlük tanınmadığı ifade
ediliyor.
Görüyoruz ki ABD ve BATI olur olmaz Türkiye’nin
çok işine burunlarını sokuyorlar. Aramızda
medyaya hakim etkili bir azınlık da bu durumları
kışkırtıyor. Onlardan yana tavır alıyorlar. Ama
Türkiye bir ulusal kurtuluş savaşı sonrası
kurulmuş bağımsız, özgür, ulusal demokratik,
laik sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye onurlu
insanların, yurtsever, ulusal duyguları coşkun,
eşitliğe meftun bir ulusun vatanıdır.
Türkiye-Batı Emperyalizminin şamar oğlanı
değildir. Biz bu nitelikleri savaşarak, kanımızı
akıtarak, diplomasi alanındaki Lozan abidesini
inşa ederek kazanmışızdır. Bu itibarla gereken
resmi tepki bu kez, hemen şimdi gösterilmeli ve
ulusun çıkarlarını, haysiyetini ve güvenliğini
savunan bağımsız politikalara, stratejilere
dönüşüme hemen geçilmelidir.
Bunlar yapılmazsa korkarım ki Türkiye üzerindeki
oyunlar, baskılar, aşağılayıcı talepler giderek
artacak sonuçta ABD ve AB’nin eşitliğe dayalı
stratejik müttefiki değil, bağımsızlığını,
haysiyetini yitirmiş ulusal varlığı ve bilinci
esir alınmış bir uydusu durumuna düşürüleceğiz.
Türkiye gibi öncü bir ülke için acı bir süreç.
Kendimize gelelim
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |