Temmuz 2003  Sayı: 59 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   TEMMUZ 2003  

UYARI VE “BULUŞMA”...

MÜDAFAA-İ HUKUK

10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında “Tarihi Kentler Birliği Van Buluşması” gerçekleştirildi. Davet ve programlara göre (aşağıdadır) bu buluşmanın “tertipçileri” ve “ev sahipleri” olarak Van Valisi ile Belediye Başkanı görülmektedir.

Anılan “Buluşma”ya ilişkin program ve davetiye de “Geçmişten geleceğe yaşama kültürü…”, “somut olmayan miras”ve “Van gölü havzasında kültür ve çevre değerleri” gibi logolar kullanılmıştır. Ayrıca, özellikle de, programda bir iki Urartu kabartma ve çivi yazısı figürü dışında, bütün tasarım Akdamar ve Çarpanak dolaylarında bulunan Ermenilerden kalma kilise kalıntıları ile bunların duvarlarında bulunan dini figürlere dayatılmıştır.

Bu “Buluşma”ya ait program ve davetiye, 1991 sonu ile 1996 başlarına kadar Van’da valilik yapmış Müdafaa-i Hukuk Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mahmut Yılbaş’a da gönderilmiştir.

Van ve yöresini çok iyi bilen, terörün en azgın olduğu dönem de dahi kültür, folklor ve turizm çalışmalarına öncelik veren, İstanbul’dan sonra Van’ın prestij albümünün bastırılmasını (Kültür Bakanı Sayın Fikri Sağlar) birlikte sağlayan, döneminde ilk yayına başlattığı kültür ve sanat dergisi “Dünyada Van”da (meraklısı bilir) hiçbir “arkeolojik eseri” birbirinden ayırmayan bir yayıncılık yaklaşımıyla hepsine yer verdiren (E) Vali Mahmut Yılbaş, Vakıf Başkanvekili ve Genel Yayın Yönetmeni olarak Müdafaa-i Hukuk Vakfı adına, Türk mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olan “senedinde” öngörülen ilke ve amaçları gereğince, gereğini yerine getirebilecek ve bilgi edinmesi gerekebilecek olanlara aşağıdaki yazı ile başvuruda bulunmuştur. 

“09 Temmuz 2003

10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında Van’da gerçekleştirilecek “Tarihi Kentler – Van Buluşması” adı verilmiş etkinliğe ilişkin davetiye elimize geçmiş bulunmaktadır.

Aynı davetiyenin, İçişleri Bakanı sıfatıyla, size de sunulmuş olması gerekmektedir.

Davetiye ve eki program, incelendiğinde, her ikisinde de Türk Kültürüne ait hiçbir motifin bulunmadığı görülmektedir. Etkinliğin bütünü, açıkça, sanki Ermeni ve Ermenilik propagandası içeren şekilde hazırlanmış Programda, Van ve çevresinde bulunan Türk’e ve Türk Kültürüne ait hiçbir tarihi mirasın ziyaretine ilişkin madde bulunmamaktadır.

Hatta, bununla da yetinilmeyip, programın kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına, Van Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir protokol kuralına ve mantığa uymayan bir uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla, Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”; “amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda birilerine bir şeyler mi anlatılmak istenmektedir.”

Bu başvuruya, Van Valiliği ve İçişleri Bakanlığından cevap gelmeden, (yazı kaleme alındığında da henüz yanıt verilmemiş idi.) ilk defa 15 Temmuz tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin dördüncü sayfasında “Oktay Ekinci” adıyla bir “haber-yorum” yayımlandı. Sayın Oktay Ekinci, Cumhuriyet’te yazdığı kültür, sanat ve çevre yazılarıyla tanınan ünlü bir aydın ve mimardır, ayrıca “Tarihi Kentler Birliği”nin de “Genel Danışmanı”dır.

Sanat, kültür ve çevre konularına çok fazla emek veren bir “Aydın” olarak yeterince ”ünlenmiş” olduğunu, herhalde, düşündüğünden, bu sıfatlarını, hele “Tarihi Kentler Birliği Genel Danışmanlık” unvanını belirtmeden aşağıdaki “haber-yorumu” yazarı olduğu gazetede yayımlatmıştır.

“15 Temmuz 2003-Cumhuriyet (sayfa:4)

Eski Vali Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi:

Anadolu tüm kültürleri kucaklar

OKTAY EKİNCİ

VAN-Üye sayısı 115’e ulaşan Tarihi Kentler Birliği’nin (TKB) 11-13 Temmuz 2003 günlerinde gerçekleştirdiği “Van buluşması” toplantıları, eski DYP milletvekili ve eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın bu etkinliği “Ermeni propagandası” şeklinde tanımlayan mesajına da yanıtlar içeren “Van Gölü Bildirgesiyle” sona erdi.

Atatürk’ün 70 yıl önce vurguladığı “5000 yıldır bu topraklardayız” sözüyle birlikte “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” ilkesinin de anımsatıldığı bildirge de, Yılbaş’ın adına yer verilmeden “kültürler arası ayrımcılık” bir kez daha reddedildi ve kınandı.

Buluşmanın ev sahipleri olarak Van Belediye Başkanı Şahabettin Özarslaner’in yanı sıra Van valisi Hikmet Türk’ün kapanış konuşmasında; “Bu sözleşmemiz artık Van Gölü havzasındaki kültür ve gelişme hizmetlerimizin anayasasıdır.” Diyerek imzaladığı bildirge de; “Anadolu’nun tüm kültürleri kucaklayan bir çağdaş uygarlık cumhuriyeti” hedefinin her Türk yurttaşı ve kurumu için “Atatürk Türkiyesi görevi” olduğu vurgulandı… Bildirgede ayrıca, VAN Gölü havzasındaki 10,000 yıllık tarihsel derinliğin tüm birikimlerini eksiksiz sahiplenerek koruyan bir tarih ve kültür anlayışına bağlı olarak, göldeki “İnci Kefali” ve kentin simgelerinden “Van Kedisi” gibi doğal değerlerin de gelecek kuşaklara miras olarak aktarılmasının önemi üzerinde duruldu.

Eski Van Valisi ve bu ilden milletvekili seçilmiş Mahmut Yılbaş’ın imzasıyla “Müdafaa-i Hukuk Vakfı” antetli bir kağıtta Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, TKB Başkanlığı ve Van Valiliği’yle birlikte TKB Üyesi Belediye Başkanlarına; “Toplantı programında Türk kültürü yok, Ermeni propagandası var” denerek gönderilen “şikayet” mesajına; Başta Van Valisi Hikmet Türk, Belediye Başkanı Şahabettin Özarslaner ile TKB yöneticileri sert tepki göstererek; “Bir emekli valinin siyasi amaçlar uğruna bu denli bilgisiz ve sorumsuz davranamayacağını” belirttiler. Vali Hikmet Türk, protokol ve nezaket gereği kendisine de resmen davetiye göndermelerine rağmen, toplantılara katılmak yerine bu davetiyenin “ellerine geçtiğini” belirten bir mesajla “gerçek dışı yakıştırmalar” yapan Yılbaş’ın “uygarlıklar tarihine saygı ve bağlılık içindeki” örnek bir “ulusal kültür buluşmasına” ve buna ev sahipliği yapan “Van halkına” saygı göstermesi gerektiğini belirtti.

‘Kültürden korkanlar’… 

TKB Başkanvekili Bekir Kumbul da toplantı da yurdun her bölgesinden gelen belediye başkanlarının kendi yörelerine ait kültürleri anlatırken duydukları “Anadolu ve Türkiye coşkusunu” görmeyen ve yaşamayanların “Mustafa Kemal Atatürk’ün heyecanlarını” da hala kavrayamadıkları, bu çağdışı tutumlarıyla artık “tarihe gömülme çırpınışı” içinde olduklarını söyledi…

TKB Danışma Kurulu Başkanı ve ÇEKÜL Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen de eski valinin mesajını “muhatap almadan” yaptığı konuşmasında “kültürden korkan kendi kültürüne güvenmiyor demektir” diyerek, Türkiye’nin gerçek büyüklüğünün;  “kültürlerarası çatışmayı değil, ortaklıkları ve zenginlikleri temel alan bir çağdaş uygarlık anlayışında somutlandığını” açıkladı… Van Belediye Başkanı Şahabettin Özarslaner’in de “Van Gölü, kavgaların değil, tarihsel dostlukların denizidir; bizim görevimiz de bunu daha güçlü yaşatarak geleceğe aktarmaktır” diyerek katılanlara teşekkür ettiği Van Buluşması’nda, havzadaki kültür ve çevre zenginliklerini “100. Yıl Üniversitesi akademisyenleri” anlattılar.

Edirne’den Kars’a hemen tüm bölgelerden 200’ü aşkın belediyeci, uzman ve aydınların oluşturduğu katılımcılar, bölgedeki “her çağdan ve her kültürden” mirası inceledikleri gezilerin ardından Van’dan ayrıldılar.”

Haber-yorum yazısının en dikkat çeken “kültürden korkanlar” başlığıdır.

Hangi kültürden kimin neden korktuğunu, bilemiyoruz. Koka-Kola’nın temsil ettiği emperyalist kültürü ile bunların uzantıları olan gönüldaşlarından korkmak gerekmektedir ve korkulmalıdır da. Türk Kültürümüzün çağdaş ve dünya kültürleri arasında seçkin ve özgün yerinin bulunduğuna inanlardan ve her vesileyle  de bunu savunanlardanız.

Bu inanç doğrultusunda Sayın Oktay Ekinci’nin iddialarına şu şekilde cevap verilmiştir.

“Sn. Oktay EKİNCİ,

 Tarihi Kentler Birliği

 Genel Danışmanı

İSTANBUL

15 Temmuz 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, (Eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi: Anadolu tüm kültürleri kucaklar) başlıklı “haberinizi” bir ibret belgesi olarak okudum.

Önce, bu haberle yol açtığınız bir basın etiği aykırılığı üzerinde duralım. Siz, bildiğimiz (ve, belki de, tümünü henüz bilemediğimiz) derin edinimlerinizle, Tarihi Kentler Birliği adlı kuruluşun Genel Danışman konumuyla görevlisi bulunmaktasınız. Cumhuriyet gazetesinde imzanızla yayınlanan haberin konusu ise, “Tarihi Kentler - Van Buluşması” adı verilmiş toplantıdır. Burada, çağdaş gazetecilik uygulamaları açısından kesinlikle göz yumulmaması gereken bir “iki şapkalılık” olayıyla karşı karşıya bulunmaktayız: Siz, “kuruluş görevlisi” şapkanızın üstüne “söz konusu kuruluşça düzenlenen toplantıyı izleyen tarafsız haberci” şapkasını yerleştirme girişiminde bulunmuşsunuz. Ama, bu, yalnızca, sizi ve haberinizi yayınlayan gazeteyi “etik ihlalcisi” konumuna düşürmekle kalmamıştır; çift şapkalılığınız, sizi de, çalışma yaşamının tüm alanlarında geçerli “Tek iş yap, iyi yap” ilkesini çiğnemenin kaçınılmaz başarısızlığına uğratmıştır. Gazeteci şapkanızla, toplantının ev sahibi Van Valisi’nin Hikmet Tan olan adını haberinizde “Hikmet Türk” olarak vermişsiniz. Yazı işleri müdürünüz bu yanlışınızı acaba nasıl karşıladı? Böylesi yanlışlarda torpilsiz haberciye çekilen muameleden umarım edinimleriniz göz önünde tutularak siz sakınılmışsınızdır. “Kuruluş görevlisi” şapkanızla ise, size ve kuruluşunuza bağlı ya da onunla ilintili çok sayıda başka kişiye dört gün ev sahipliği yapan ve rahatınız için paralanıp parçalanan Van Valisi’ne karşı adını yanlış yazdığınız için duyabileceğiniz utançtan inanınız ben sıkıntı duyuyorum!

Sayın Ekinci,

Anadolu’nun kültürel çeşitliliğinde, bu çeşitliliğin Türkiye Cumhuriyeti için yalnızca bir övünç değil, güç kaynağı da olduğuna kendimi bildim bileli ben de inanıyorum. Bu zenginliğin Türkiye’ye vermesi gereken gücün on yılı aşkın bir süreden (yani 45 yıllık iki kutuplu dünyanın büyücü değneğiyle dokunulmuş gibi iki gecede tek kutuplu oluverdiği günden) buyana Türkiye’ye karşı kullanılmaya başlandığını nasıl görmemezlikten gelebiliriz… Tek kutuplulukla birlikte, önce, ABD ve AB’deki türdeşlerinden bol parasal destek alan STK’ların pıtırak gibi bitiverdiklerine tanık olduk. Bunlardan bir tekinin bile Türkiye’deki duruma ve olaylara nesnel gözle bakmadıklarını; tam tersine, tümünün Türkiye’de akla gelebilecek her alanda bölünmeyi, amaçsızlaşmayı, savrulmayı doğrudan ya da dolaylı olarak sinsi (ve üstelik eşgüdümlü) bir biçimde körüklediklerini görmedik mi? Bunlar, etnik bölünmeleri kışkırtmakla kalmadılar, olmayan etnisitelerin yaratılması yönünde çalışmaya başladılar. Bunların içinde, “yerel gruplarıyla” ve genel “vakıflarıyla” tarih etkinliklerinde bulunanlar da bulunmaktaydı. Bunlar açısından, uğraşılacak tarih, ne hikmetse, 1071’e kadar yaşanmış olmalıydı. Ne Büyük Selçuklunun ve onun kendi coğrafyasındaki ardıllarının, ne Anadolu Selçuklusunun, ne de Osmanlının bıraktıklarıyla uğraşmaya gerek yoktu. 1071 sonrasına ilgi duyulacak olursa bile burada vurgu Türk nitelikli olanlardan başkalarına yapılmalıydı. Evet, Tarihi Kentler Birliği’nizin Van Buluşması’nın “Van Gölü Bildirgesi” gibi tumturaklı bir ad verdiğiniz sonuç metninde, Büyük Atatürk’ün, “5000 yıldır bu topraklardayız” dediğine dikkat çekiyorsunuz. Öyleyse, hepimizin, bu sözleri, “5000 yıldır bu topraklardayız; ama, siz bunun son bin yılını yoksaysanız da olur” diye yorumlama yoluna gidenlerle mücadele etmemiz gerekmez mi?

Van Gölü Bildirgesi’nde, ayrıca, “Van Gölü havzası (..), İ.Ö. 10.000’lere kadar uzanan yerleşim alanlarında, HURRİ, TRANS-KAFKAS, URARTU, ROMA-BİZANS, VASPURANKAN PRENSLİKLERİ, SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI dönemlerine ait olmak üzere, Hıristiyanlığın, Müslümanlığın ve tarih içindeki diğer değişik inanç ve kültürlerini de yansıtan, zengin ve köklü bir UYGARLIKLAR HAVZASI olarak, ulusal onurumuz ve evrensel değerimizdir,” denilmiş.

Bu metni ilk okuyuşumda, “ulusal onurumuz ve evrensel değerimiz” dediklerinizin içinde Ermeni öğesinin sayılmadığını görünce önce afalladım. Tarihi Kentler Birliği, “Van Gölü Havzası” diye nitelediği toprakların tarihinden Ermeni öğesini silip atmış mıydı? Yalnızca eski Van Valisi olarak değil, tarihi kendi çapında sağlam bilen bir kişi olarak da, Ermenilerin  Bizans’ın soykırımına uğramaktan 1071’de Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt meydan muharebesini kazanmasıyla kurtulduklarını, bunun şükran borcunu, yüzyıllar boyunca Anadolu’da Osmanlı’nın “millet-i sadıkası” olarak yaşayarak ödemeye çalıştıklarını, İmparatorluğun Türk öğesinden de tam bir sıcak kabul gördüklerini, bunun sonucu olarak, tüm Osmanlı kentlerinde bu iki öğenin mahallelerini bile ayırmadan iç içe yaşadıklarını biliyordum. Ne yazık ki, son 150 yıl içinde, millet-i sadıkanın emperyalizmin maşası haline kalleşçesine düşürülüşüne örtülü amacı olmayan tarih tanıklık etti. İstanbul’da girişilen suikastlar; Sarıkamış trajedisinin yaşanmasına yol açan, bölgenin Türkle birlikte Kürt halkına karşı da girişilen toplu kıyımlar yüzünden getirilen zorunlu göç, Osmanlının İttihat ve Terakki yöneticilerinin Berlin, Tiflis ve başka kentlerde sokaklarda avlanmaları ve ASALA terörünün kurbanı 50’yi aşkın diplomatımız… Bütün bunlar gerçek olduğu kadar bölgede Ermeni tarihi de bir gerçekti. Düşündüm kendi kendime, Tarihi Kentler Birliği’ni kuran zevat, Van’da Ermeni tarihsel varlığını unutmuş muydu? Olamazdı. Yoksa, “Ermeni propagandasına alet olmayalım,” düşüncesiyle 10.000 yıllık tarih içinde “Ermeni” öğesi bilerek mi atlamıştı? Sonra, sonuç metnindeki “Vaspurankan Prenslikleri” ibaresi dikkatimi çekti. Bu bana bir şeyler çağrıştırıyordu ama değişik bir şeyler vardı. Sonra, sözü edilenin, “Vaspurankan” değil tarihin derinliklerinde kalmış “Vaspurakan” devleti olabileceğini düşünüp internete baktım: http://www.armenianhistory.info/vaspurakan.htm sitesinde bulduğum kısa girişin çevirisini okuyalım: “Tarihsel Büyük Ermenistan’ın 15 aşkar’ından (=eyalet, federe devlet?!) en genişidir ve 35 kantondan oluşur.” Girişte, bu 35 kantonun zamanındaki Ermenice adlarıyla teker teker sayılmıştır ve sonuncusu Nahcivan’dır.

Şimdi, Sayın Ekinci, çift şapkanızdan ikincisi (kuruluş genel danışmanlığı) gereği, bu sonuç metninin hazırlanışına da katılmış olduğunuzu varsayabilirim, değil mi? Siz, bir Türk kişisine ya da topluluğuna yönelik konuşma ve yazışmalarınızda, örneğin, İsviçre’den “Halvetya Konfederasyonu” olarak söz eder misiniz. “Evet, öyle söz ederim,” diyecekseniz söyleyeceğim bir şey yok. Ama, “Ne demek canım, İsviçre diye söz ederim,” derseniz, size sorarım: “ Niye 10.000 yıllık tarih içindeki Ermeni öğesini -yazılışında bile hata yapılmış- “Vaspurakan” lafı arkasına gizlenme gereği duyulmuş.” Bu sorunun doğru yanıtı, sakın, Vaspurankan’ın ne olduğunu bulmak için benim gibi internet dehlizlerine dalanların karşısına, ansızın, “Büyük Ermenistan” sıfat tamlamasını çıkarmak olmasın? Büyük! Ermenistan’ın hangi başka aşkar’ının Ermenice adı bundan sonra hangi “tarihi kentimizde” yapılacak buluşmada karşımıza çıkacak. Kayseri’nin, Adana’nın … daha başka hangisinin sicili Vaspurakanlaştırılacak?

Dönelim, sonuç metninden yukarıya aldığımız paragrafa… Ermeni öğesi Vaspurankan olarak (üstelik de yanlış) başkalaştırılan paragrafta, “SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI” öğeleri de (eksik olunmasın) sayılmış. A benim Genel Danışmanım, öyleyse, “Van Buluşmanız” için bastırılan davetiyeyle programda yer alan sayısız resmin içinde neden ilaç için bir tek SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI eserinin görüntüsü yok. Hani, nerede İshak Paşa Camii, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer alan Kızıl Cami, Ermenilerce yok edilip de kalıntıları Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından ortaya çıkarılan Van Ulu Camii, Gevaş ve Erciş’teki Selçuklu Kümbetleri (özellikle de, Halime Hatun ve Zortul Kümbetleri), Selçuklu ve Osmanlı Kervansarayları, Erciş-Çelebibağ ve Ahlat’taki iki adam boyunda, benzeri bulunmayan, işlemeli Selçuklu mezar taşları, Akkoyunluların ve Karakoyunluların Van Müzesinde bulunan koç heykelleri … Ve daha neler neler! Bu perişan tabloya bakınca, Sayın Ekinci, sormadan edemiyorum: “Haberci şapkanızla Cumhuriyet gazetesinde linç ettiğiniz yazımız olmasaydı, acaba, sonuç metninize SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI öğeleri girecek miydi?”

Yine çift şapkalılığınız dolayısıyla haberci işlevinizde yol açtığınız bir başka aksamaya da dikkat çekmek istiyorum. Cumhuriyet gazetesindeki haberinizde linç ettiğiniz 9 Temmuz 2003 tarihli yazımızda, aynen, şöyle demişiz:

Programın kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına, Van Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir protokol kuralına ve mantığa uymayan bir uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla, Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”; “amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda birilerine bir şeyler mi anlatılmak istenmektedir?

Haberinizde, işte, bu öğeyi de atlamışsınız.”

“…Aslında, asıl ayıbın, asli ev sahibiniz olan ve Ermenilerin giriştiği kıyımda 35 bin şehit vermiş (Sakarya Meydan Savaşı’nın iki; tüm Kurtuluş Savaşı’mızın yaklaşık bir-buçuk katı) ve eski kenti Ermenilerce tümüyle yakılmış olan Van halkına karşı işlenildiğini düşünmüyor musunuz? Üç günlük “buluşma” boyunca, Van kenti içindeki Van Müzesi’ni, kent merkezinden taş çatlasa 10 kilometre uzakta bulunan Zeve Şehitliği’ni ziyaret edip kadın-çocuk-ihtiyar diri diri yakılmış, her türlü işkenceyle öldürülmüş kendi insanlarınızın huzurunda saygı duruşunda bulunmanın yerinde olacağı genel danışman olarak aklınızdan hiç geçmedi mi? Uyduruk Ermeni Soykırımı kararları ve yasalarıyla, ABD ve AB kentlerinde birbiri peşi sıra dikilen karalama anıtlarıyla Türk insanına tarihte misli görülmemiş çirkinlikte bir iftiranın atılmakta ve aynı uyduruk gerekçeyle Türkiye Devleti’nin temellerine son dinamitlerin yerleştirilmekte olduğu bir dönemde, üstelik Van gibi bir merkezde, Birinci Dünya Savaşı’nın o kapkara günlerinde Türke ve Kürde karşı girişilmiş Ermeni kıyımlarının somut gerçekliğinin nasıl hatırlanamadığını, şimdi sorgulayabiliyor musunuz?

Tüm bu söylediklerimi birer suçlama olarak lütfen almayınız. Ben, bu yazıyla, kendimi, günümüzün ipleri dışarıda medyasının soluk aldırmaz bombardımanı altında belki de zorunlu olarak gözden kaçırdığımız bazı olguları dikkatinize getirmiş sayıyorum. Emperyalizmin bugün yaşamakta olduğumuz “küreselleşme” evresinde, “ABD küresel, geri kalan herkes un-ufak yereldir.” ABD bu gidişi (daha ileri aşamalarında Rusya’yı, Çin’i ve günü geldiğinde, AB’yi de kapsayacak biçimde) son noktasına kadar götürmeye kararlı görünmektedir. Başarı kazanır mı? Umarız kazanmaz. 99 (sözün gelişi, aslında daha fazla) etnisiteden oluşan ABD’de “ulusalcı” duyguların geniş bir yaygınlıkla ve büyük bir coşkuyla yaşanabilmesi karşısında Türkiye’de, aynı ABD’nin onyıllar boyu örtülü ya da açık çalışmalarının sonucunda yaratılan havaya bakın: En küçük bir ulusal bilinç, en küçük bir ulusal övünç, en küçük bir ulusal sevinç, şovenizm! Her renkten, her ırktan, her dinden Amerikalı bayrağıyla ona sarılıp yatacak, onu kendince önemli olan her yere asacak kadar bütünleşmiş olmasının karşısında, Türkiye’de, ulusal günlerde bile yerleşim merkezlerinde bayrak asılı binaların oranındaki düşüklüğü düşünün. ABD’de tüm mozaikleşmişliğe ve yerelliğe karşın birliğin sağlamlığı; Türkiye’de ise, varolan birliğin etnik ayrılıkların ve yerelliklerin kışkırtılması; bu da yetmezse, olmayan etnisiteler ve yerelliklerin yaratılması yoluyla ortadan kaldırılmasına çalışılmaları… Bütün bunlar kendiliğinden olmuyor. Ulusal birliği ABD’de güçlendiren politikaların da Türkiye’de zayıflatan politikaların da üretimi, hiç kuşkunuz olmasın Sayın Genel Danışman, aynı merkezdir.

Küreselleşmenin, herkesten daha fazla Türkiye’yi tehdit eden yürüyüşü karşısında, Sayın Genel Danışman, tüm şapkalarınızı önünüze koyup düşününüz ve kendinize şu soruyu sorunuz: “Böyle bir tablo içinde, biz, Tarihi Kentler Birliği olarak çıkardığımız Yerel Kimlik adlı dergimizin, içeriğini koyun bir yana, adıyla kimlere hizmet ediyoruz?” Demek istediğim şu: “Ulusun bayrağından daha büyük yerel amblemi” ne yazık ki sizin Van buluşmanızın programında basılı olarak gördük. Sıra, şimdi, “ulusal benlikten daha önde yerel benlikler” yaratmaya gelmiş olmasın!

Ayrıca, tam bu tablo içinde, Tarihi Kentler Birliği toplantılarınıza katılan bugünün Europa Nostra’sının temel amaç açısından, bundan 70 yıl öncesinin Mare Nostrum’undan farkı acaba ne kadardır? Bunu da irdeleyiniz. “Bizim Avrupamız” dedikleri kavram, Avrupalılığı nasıl görmektedir? Hıristiyan olmak, Yunan-Roma kültürel kökeninden gelmek, “Onların Avrupasının” kesinlikle vazgeçilmeyecek önkoşulları mıdır? Ve, “Onların Avrupası” Anadolu’ya, bu topraklar üstünde kurulu Türkiye Cumhuriyeti’ne hangi gözle bakmaktadır? “Onların Avrupası” gizli ya da açık olarak, Anadolu’nun Helen-Roma-Bizans egemenlik zincirinden 1071’de “geçici olarak koparıldığı; günü geldiğinde geri kazanılması gerektiği” düşüncesinde midir ve bu yolda mı hareket etmektedir. Bunları lütfen iyi inceleyiniz ve bulgularınızı Türk Ulusuyla paylaşınız.

Son olarak, Sayın Genel Danışman, Tarihi Kentler Birliği’ne umarım dışarıdan parasal destek yapılmıyordur. Böyle bir yardım yapılıyorsa,  inanınız, buna çok üzüleceğim. Bu konudaki endişelerimin yersiz olduğunu lütfen bana muştulayınız.

 

Saygılarımla,

Mahmut YILBAŞ

Müdafaa-i Hukuk Vakfı Başkanvekili

Vali (E)”

 

 

Sayın Oktay Ekinci’nin gazetesinde çıkan “haber-yorum”u ile ilgili görüşlerimizi yazılı hale dönüştürmeye çalışırken, “Genel Danışman”ı bulunduğu Tarihi Kentler Birliği” Genel Başkanı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı, Sayın Erdoğan Bilenser’in imzasını taşıyan her satırının altında “hakaret” ve “tehdit” ustaca gizlenmeye çalışılmış bulunan faks yazısı da alındı. Bu faks yazısında aynen şöyle denilmektedir.

 

“Konu: Tarihi Kentler Birliği

Sayı: 164

14 Temmuz 2003

 

MÜDAFAA-İ HUKUK VAKFI

Yönetim Kurulu Başkanlığı’na

Dr. Mediha Eldem Sokak. No.70/10

Kızılay-ANKARA

 

İlgi: Müdafaa-i Hukuk Vakfı’nın 09.07.2003 tarihli yazısı

 

Tarihi Kentler Birliğimizin (TKB) Van Valiliği ve üyemiz van Belediyesi’nin ev sahipliğinde 11-13 Temmuz 2003 günlerinde düzenlediği Van Buluşması için; Vakfınız Başkanvekili sıfatıyla eski Van Valisi ve eski Van Milletvekili Mahmut YILBAŞ tarafından tarafımıza ve üst düzey devlet kurumlarıyla birlikte Van Valiliğine’de gönderilen 09 Temmuz 2003 tarihli yazıyı derin kaygı ve üzüntüyle karşıladığımızı bildiriyor; bu yazıda dile gelen; “etkinliklerimizin Ermeni propagandası amaçlı düzenlendiğine” dair gerçek dışı, talihsiz ve kurumsal onur ve kişiliğimizi rencide edici çağdışı nitelemeyi şiddetle kınayarak, adı geçen üyenizin Yönetim Kurulunuz tarafından da uyarılmasını talep ediyoruz.

Tarihi Kentler birliği, 2000 yılında Kültür Bakanlığı’nın ve İçişleri Bakanlığı’nın destek ve himayelerinde; ve Türkiye’nin Avrupa ve Dünya topluluğu ile ilişkilerindeki ulusal bağımsızlık ve geçmişten gelen güçlü bir kimlik güvencesini de oluşturan zengin tarih ve kültür birikimlerinin yerel yönetimler işbirliği içinde korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amacı etrafında kurulmuş,; Anayasa’daki görev ve sorumluluklar içinde hareket eden ve buna dayalı yasal yükümlülükleri Bakanlar Kurulu kararıyla da uygun bulunarak Resmi Gazetede yayımlanmış tüzüğünde açıkça ifade edilen, “kamu kurumu” niteliğinde bir Belediyeler Birliğidir; Türkiye Cumhuriyeti’nin de yüz akı olan Atatürk ilkelerine derin bağlılıklar içindeki ulusal kurumları arasında, gururla en etkin yerini almıştır.

Çünkü TKB’nin Kültürler arasında ayrımcılık yapmadan ve tüm Anadolu-Rumeli kültürlerine “yurtseverlik bilinci ve laik-demokratik Cumhuriyet ilkeleri” ışığında sahip çıkarak, binlerce yılın kazanımlarıyla zenginleşmiş tüm ulusal kimlik ve uygarlık değerlerimizi koruyarak geleceğe aktarmaktır.

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER’in de etkinliklerimize bizzat katılarak güç ve destek verdiği bu amacımız doğrultusundaki Van Buluşması’na ait toplantı ve gezilerde de aynı ilkemiz aynı özen ve kararlılık içinde sürdürülmüştür. Van Gölü havzasındaki tüm kültürel birikimlere ait değerler, ATATÜRK’ün bizlere rehber olan “Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli Kültürdür” deyimine de temel oluşturan ve yine Atamızın “5000 yıldır bu topraklardayız” vurgulamasıyla daha da derin anlam kazanan çağdaş uygarlık hedefleri etrafında buluşarak değerlendirilmiştir.

Bu çalışmalar ve inceleme gezileri sırasında da ilgi yazıda dile gelen talihsiz ve “ayrımcı” yakıştırmanın tam tersine, tarihin tanıkları olan Urartu, Selçuklu, Osmanlı ve diğer uygarlıklarımızın yanı sıra, Ermeni kültürünü yansıtan mimari anıtlar da elbette ki “Anadolu’muzun  zengin kültür ve yaşam zenginliğini oluşturan” ortak insanlık ve ulusal değerlerimiz olarak ziyaret edilmişler; toplantının ekte size de ilettiğimiz sonuç belgesi olan “Van Gölü Bildirgesi”nde tüm bu değerlerin “eksiksiz” korunarak geleceğe taşınmaları dileğimiz “ortak görüş” olarak yer almıştır.

Toplantı katılımcıları olan Van 100. Yıl üniversitesi bilim insanları, ilgili Bakanlıklarımızın üst düzey bürokratları, bölge illerinin valileri ve kaymakamlar, ÇEKÜL ve Mimarlar Odası üyeleri, aydınlar, konuklar ve ülkenin hemen her yöresinden bu yurdu “Türkiye” yapan tüm kültürel değerlerimizi bu buluşmada tanıtan belediye başkanlarımızla birlikte, adı geçen imza sahibi üyenizi parlamentoya da taşıyan ev sahibi Van halkını ve halkın demokratik temsilcisi Van Belediyesi ile  devletimiz adına toplantımızı destekleyen Van Valiliği’ni de haksız ve çirkin bir şekilde suçlayan söz konusu yazınızı reddediyoruz.

Adı geçen imza sahibi kişinin bu “hakaret” içerikli ifadelerine yönelik yasal haklarımız saklı olmak üzere, asıl “Müdafaa-i Hukuk” anlayışının yukarda özetlenen ve Cumhuriyetimizin de temel kültür anlayışını oluşturan TKB ilke ve hedefleriyle yaşama geçebileceğini Yönetim Kurulunuzun bilgisine sunuyoruz.

Saygılarımızla.

 

Erdoğan BİLENSER

Tarihi Kentler Birliği Başkanı

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı” 

 

Tarihi Kentler Birliği Sayın Başkanı’nın faks yazısına Vakıf yönetim Kurulu üyeleri, imzalarıyla, şu cevabı vermişlerdir:

 

“19.07.2003

Sn. Erdoğan Bilenser

Tarihi Kentler Birliği Başkanı

BURSA

 

İlgi: a) 09.07.2003 tarihli Müdafaa-i Hukuk Vakfı Başkanvekili (E) Vali Mahmut Yılbaş imzalı Vakıf yazımız,

b) Başkanlığınızın 14.07.2003 tarih ve 164 sayılı faks yazısı.

Sayın Başkan,

Müdafaa-i Hukuk Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığına gönderilmiş, imzanızı taşıyan ilgi (b)’deki faks yazınız, isteğiniz üzerine ilgi (a)’daki faks yazımızla birlikte değerlendirildi.

Yazınızın içeriği hakkındaki değerlendirmelerimizden önce, yazınızda kullandığınız üsluba öncelikle değinmek gereğini duyuyoruz. Şöyle ki:

Her şeyden önce, yazınızın büyük bir öfke ve telaş içerisinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.

Sonra, Müdafaa-i Hukuk Vakfı’nın, temsil ettiğiniz Büyükşehir Belediyesi veya “Tarihi Kentler Birliği” nin bir şubesi ya da  bağlantısı olduğu zehabına kapılmış gibi bir tavır sergilemişsiniz. Resmi kimliklerin yasal çerçevesini tayin edememek, seçilmişlerin zaman zaman içerisine düşmekten kendilerini kurtaramadıkları bir tutum olmaktadır.

Ayrıca, yazınızda yazışma kurallarına da yeterince dikkat edilmemiştir: Faaliyetlerinizde somut olmayan kültürlere fazlasıyla odaklanmanızdan olsa gerek, yaşayan somut kültürümüzün tipik örneği olan “sayın” sözcüğünü bile bizden esirgemişsiniz.   

Bu nedenlerle yazınızın içerdiği usûl ve üslubu, Vakıf Yönetim Kurulumuz uygun bulmamıştır.

Sayın Başkan,

Vakıf yazımızda ileri sürülen düşünceler, “Tarihi Kentler Birliği Van Buluşması” programı ve davetiyesinin “tasarım” ve “yazı içeriğinden” kaynaklanmaktadır.

Tepkilerinizi nerdeyse “hakaret” ve hatta “küfür” noktasına kadar maalesef  taşıdığınız ilgi (a) yazımız da ki görüşlerimizi bir kere daha dikkatinize getirmek istiyoruz:-*

1. “…Davetiye ve eki program incelendiğinde, her ikisinde de Türk Kültürüne ait hiçbir motifin bulunmadığı görülmektedir. Etkinliğin bütünü, açıkça, sanki Ermeni ve Ermenilik propagandası içeren şekilde hazırlanmıştır. Programda, Van ve çevresinde bulunan Türk’e ve Türk Kültürüne ait hiçbir tarihi mirasın ziyaretine ilişkin madde bulunmamaktadır.”

Davetiyenize yönelik bu görüş ve değerlendirmenin neresinde yanlış veya abartma olduğunu bize söyleyebilir misiniz? Gerek davette ve gerekse eki programdaki motiflerden hangisi Türk Kültürüne ait? Van’ın özellikle son bin yıllık tarihinden hiçbir kesitin bu motifler içinde yer almaması yalnızca bir tesadüf müdür? Davetiye eki programda özellikle Türk Tarih ve  Kültürünü temsil eden bir yer ve eser ismi yer alıyor mu? Bu da mı bir tesadüf?..

Yazınızda ve daha önceki güdümlü haberlerde Büyük Atatürk’ün gönülden katıldığımız kültürümüze ilişkin engin görüşlerini de kalkan olarak kullanıp, toptan suçlamalar yapacak yerde, bu yönelttiğimiz sorulara samimi olarak cevap verilmesini beklerdik.

2. “…Hatta, bununla da yetinilmeyip, programın kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına, Van Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir protokol kuralına ve mantığa uymayan bir uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla, Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”; “amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda birilerine bir şeyler mi anlatılmak istenmektedir.”

Özellikle Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye yönelik dayatmaları ve açık kararları da dikkate alındığında, çok haklı endişeleri dile getiren bu değerlendirmenin ve sorulan sorunun yazınızda somut bir cevabını maalesef göremedik.

Sayın Başkan,

Sözkonusu davetiye ve program, eğer elinizin altında ise, yukarıya aynen çıkarılmış vakıf görüşünü içeren yazıya da ön yargılardan kurtularak bakabilmek tarafsızlığı gösterilebilirse, hiç de haksız davranılmamış olduğunun, dışa yansıtılmasa dahi, içten kabul edilmesi zor olmayacaktır.

Sayın Başkan,

Davetiye ve program görüldükten sonra suskun kalınması, düşüncelerin ilgililere yansıtılmaması mı tercih edilmeliydi? Ayın hiç doğmaması, gecenin zifiri karanlığının sürüp gitmesi, kimsenin arzusu olamaz, olamamalıdır da…

Davetiyedeki bilgilere göre, “Tarihi Kentler Birliği-Van Buluşması”nı tertipleyenlerin ve ev sahibinin Van Valiliği ve Belediyesi olduğu sanılmıştır. Yazımız da bu sebeple, gereğinin ifası amacıyla İçişleri Bakanlığı ve adı geçen valiliğe gönderilmiştir. Ancak şimdi anlıyoruz ki, “buluşmanın” asıl organizatörleri başkaları, adı geçen kurumlar ise sadece aracı konumundadırlar. Ama tepki gösterilmesi söz konusu olunca da bu defa onlar aracı kullanmışlardır.

Sayın Başkan,

Yazınızdan, birlik üyelerinizin Müdafaa-i Hukuk Vakfı’nı çok yakından tanımadığı kanısına vardık. Vakıf Senedimizin amaçlarımıza ilişkin ilgili hükümlerini içeren bir metni ekte gönderiyoruz. (EK:1)

Eğer biraz hiddetinizden arınıp sakinleşebilir ve işgal ettiğiniz yüce mevkilerin verdiği “yetkinlik” ve “mağrurluktan” bir lahza kurtularak muhatabınızın konumuna inebilirseniz, ortak bir zeminde tartışma yapmak şansını buluruz. Aksi takdire kurbağaları ürkütmeyi sürdürmüş oluruz.

Ayrıca Vakfımız, Tarihi Kentler Birliği’nin açık olan çalışmalarını izlemek amacıyla ilgisini sürdürecektir. Bu itibarla üç ayda bir çıkardığınız “Yerel Kimlik” adlı derginizi ve “buluşmalarınıza” ilişkin davetiyelerinizi, edinmekten memnuniyet duyacağız.

Saygılarımızla.

NOT: Konuya ilişkin diğer görüşlerimiz, 15 Temmuz 2003 tarihli Cumhuriyet Gazete’sinde (Eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi: Anadolu tüm kültürleri kucaklar) başlıklı haberinden dolayı, Birlik Genel Danışmanınız Sn. Oktay Ekinci’ye ve ayrıca birliğinize 18.07.2003 tarihinde gönderilmiş olduğundan, burada ayrıca tekrarlanmamıştır. (EK:2) Ancak, bu yazımızın orada belirtilen ve aynen benimsediğimiz görüşlerin bir tamamlayıcısı olduğu kabul edilmelidir.

 

EK 2: (6 sayfa)

 

Dağıtım :

Tarihi Kentler Birliği

Bursa Belediye Başkanlığı’na

 

Bilgi :

- Cumhurbaşkanlığı

- TBMM Başkanlığı   

- Başbakanlık

- İçişleri Bakanlığı

- Dışişleri Bakanlığı

- Kültür ve Turizm Bakanlığı

- Bursa Valiliği

- Van Valiliği

- Van Belediye Başkanlığı

- TKB’ne Üye Belediye Başkanlıkları

- Mimarlar Odası Genel Başkanlığı

- UNESCO Türkiye Milli Komisyonu

- ÇEKÜL Vakfı Başkanlığı”                                  

 

10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında Van’da gerçekleştirilmiş olan “Tarihi Kentler Birliği Buluşma”sı program ve davetiyesiyle ilgili Vakıf görüşlerinin ilgililere duyurulmasına gösterilen öfke ve tehdit içeren tepkileri internet ortamında izleyen Müdafaa-i Hukuk Dergisi yazar ve okuyucuları da görüşlerini “Tarihi Kentler Birliği” ve dergimiz yönetimine yazı ile duyurmuşlardır.

Hüseyin Mümtaz: “Yakışır Türkiyem, yakışır” başlıklı yazısında: “Van Eski valisi Mahmut Yılbaş; ‘Tarihi Kentler Birliği’nin Van’da gerçekleştirilen, ‘Van Buluşması’ programına katılmayı, toplantı programında Türk Kültürü yok, Ermeni Kültürü var gerekçesiyle reddetmiş.”

“Neden şaşırıyorsun Sayın Yılbaş? Hele ! Uyum Yasaları’nın kazandığı bunca ivmeden ve azınlık-mozaik muhabbetinin aldığı bunca yoldan sonra durup dururken Türk Kültüründen bahsetmekle pişmiş aşa su kattığınızın farkında mısınız?

 

Atatürk’ün dili sürçmüştü de ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ demişti. Aslı ‘Ne mutlu Türkiyeliyim Diyene’ olması gerekmiyor muydu?” şeklinde düşüncelerini ifade etmiştir.

İstanbul’dan Mehmet Bilgin’de “Cumhuriyet Gazetesinde yer alan Mahmut Yılbaş’la ilgili haber hakkında” başlıklı yazısında düşüncelerini şöyle açıklamıştır:

“Haberde aktarıldığı gibi toplantının her aşamasında Mahmut Yılbaş’a  tepki gösterilmiş olmasından, Yılbaş’ın itirazında dile getirdiği tespitle bir suçüstü yapmış, fincancı katırlarını ürkütmüş bulunduğunu anlıyoruz.”

“Kişiliği ve mücadelesinden dolayı Mahmut Yılbaş’ı suçlamak ve mahkum etmek için yazılmış  olduğu her cümlesinden anlaşılan bu haberin, düşüncelerinden dolayı Yılbaş’ı   mahkum etmek üzere yazılmış bir karşıt düşünce yazısı olduğunu söylemeliyim.”

“Mahmut Yılbaş’ın tepkisi , toplantı davetiyesinde bu sahiplenmenin görülememesinden kaynaklanmaktadır. Organizatörlere  bu eksikliklerini gidermek ve Türk Kültürüne ayrımcılık yapmamak için programda ne gibi değişiklik yapıldığını sormak istiyoruz.Tabii arkasından devam ediyoruz…Niçin Türk Kültürüne karşı ayrımcı davranıyorsunuz?Uygarlıklar tarihine saygı bu mudur?”

Prof. Dr. Salim Cöhce ise:

“…gerek bu  yazıda, gerekse toplantının sonucunda yayınlanan bildiride tutarsız, yanlış ve biri diğerini yalanlayan görüşler de hemen dikkati çekmektedir. Örnek vermek gerekirse, sürdürülmesi istenilen “Geçmişten Geleceğe Yaşama Kültürü”, “Somut Olmayan Miras” Anadolu Kültürleri Ulusal Onurumuzdur gibi tabirler tutarsız, anlamsız, Türk dilinin mantığı  açısından yanlış ibarelerdir” diyerek düşüncelerini açıklamaktadır.

Kars’tan ise öğretim görevlisi Kemalettin Kuzucu daha ilginç bir açıklama yapmış, yazıyor ki:

“2000 yılının yaz aylarında burada (Kars’ta) aynı konsey tarafından aynı türde bir etkinlik yapılmış. Buna fazladan Ermeni bilim adamları da katılmış. Fakat Van’da yaşananlar,buradakinin yanında hiç kalır.”

Sıra, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle konuyu bağlamaya geldi.

“Milleti için ve milletçe yapılan işlerin hatırası her türlü hatıraların üstünde tutulmazsa, milli tarih kavramının kıymetini takdir etmek mümkün olamaz”(*)

Tarihi Kentler Birliği’nin yayın organı “Yerel Kimlik”, dergisinin Mustafa Kemal Atatürk’ün bu söylevini nasıl yorumlayacağı, doğrusu merakla beklenmektedir...

Mondros’la, Sevr’i, işbirlikçilerle uygulamaya kalkanlara Türk’ün direnç ve direnişinin ifadesi olan Müdafaa-i Hukukun tarihin tozlu sayfalarında olduğunu düşünenler yanılgı içindedirler. Türk ulusu, zor günlerinde benliğine ve onuruna açık ve örtülü her türlü saldırıya aynı bilinçle karşı koyar. Kulakları tıkalı, gözleri perdeli olanlar  belki duymuyor ve görmüyor olabilirler, ancak, Anadolu Halkı, yeniden ses vermeye başladı, gelecek Türk Ulusu’nundur.

(*)Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt-11, 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını. 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |