|
UYARI VE “BULUŞMA”...
MÜDAFAA-İ HUKUK
10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında “Tarihi
Kentler Birliği Van Buluşması” gerçekleştirildi.
Davet ve programlara göre (aşağıdadır) bu
buluşmanın “tertipçileri” ve “ev sahipleri”
olarak Van Valisi ile Belediye Başkanı
görülmektedir.
Anılan “Buluşma”ya ilişkin program ve davetiye
de “Geçmişten geleceğe yaşama kültürü…”, “somut
olmayan miras”ve “Van gölü havzasında kültür ve
çevre değerleri” gibi logolar kullanılmıştır.
Ayrıca, özellikle de, programda bir iki Urartu
kabartma ve çivi yazısı figürü dışında, bütün
tasarım Akdamar ve Çarpanak dolaylarında bulunan
Ermenilerden kalma kilise kalıntıları ile
bunların duvarlarında bulunan dini figürlere
dayatılmıştır.
Bu “Buluşma”ya ait program ve davetiye, 1991
sonu ile 1996 başlarına kadar Van’da valilik
yapmış Müdafaa-i Hukuk Dergisi Genel Yayın
Yönetmeni Mahmut Yılbaş’a da gönderilmiştir.
Van ve yöresini çok iyi bilen, terörün en azgın
olduğu dönem de dahi kültür, folklor ve turizm
çalışmalarına öncelik veren, İstanbul’dan sonra
Van’ın prestij albümünün bastırılmasını (Kültür
Bakanı Sayın Fikri Sağlar) birlikte sağlayan,
döneminde ilk yayına başlattığı kültür ve sanat
dergisi “Dünyada Van”da (meraklısı bilir) hiçbir
“arkeolojik eseri” birbirinden ayırmayan bir
yayıncılık yaklaşımıyla hepsine yer verdiren (E)
Vali Mahmut Yılbaş, Vakıf Başkanvekili ve Genel
Yayın Yönetmeni olarak Müdafaa-i Hukuk Vakfı
adına, Türk mahkemesi tarafından tasdik edilmiş
olan “senedinde” öngörülen ilke ve amaçları
gereğince, gereğini yerine getirebilecek ve
bilgi edinmesi gerekebilecek olanlara aşağıdaki
yazı ile başvuruda bulunmuştur.
“09 Temmuz 2003
10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında Van’da
gerçekleştirilecek “Tarihi Kentler – Van
Buluşması” adı verilmiş etkinliğe ilişkin
davetiye elimize geçmiş bulunmaktadır.
Aynı davetiyenin, İçişleri Bakanı sıfatıyla,
size de sunulmuş olması gerekmektedir.
Davetiye ve eki program, incelendiğinde, her
ikisinde de Türk Kültürüne ait hiçbir motifin
bulunmadığı görülmektedir. Etkinliğin bütünü,
açıkça, sanki Ermeni ve Ermenilik propagandası
içeren şekilde hazırlanmış Programda, Van ve
çevresinde bulunan Türk’e ve Türk Kültürüne ait
hiçbir tarihi mirasın ziyaretine ilişkin madde
bulunmamaktadır.
Hatta, bununla da yetinilmeyip, programın
kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına, Van
Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir
protokol kuralına ve mantığa uymayan bir
uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla,
Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”;
“amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda
birilerine bir şeyler mi anlatılmak
istenmektedir.”
Bu başvuruya, Van Valiliği ve İçişleri
Bakanlığından cevap gelmeden, (yazı kaleme
alındığında da henüz yanıt verilmemiş idi.) ilk
defa 15 Temmuz tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin
dördüncü sayfasında “Oktay Ekinci” adıyla bir
“haber-yorum” yayımlandı. Sayın Oktay Ekinci,
Cumhuriyet’te yazdığı kültür, sanat ve çevre
yazılarıyla tanınan ünlü bir aydın ve mimardır,
ayrıca “Tarihi Kentler Birliği”nin de “Genel
Danışmanı”dır.
Sanat, kültür ve çevre konularına çok fazla emek
veren bir “Aydın” olarak yeterince ”ünlenmiş”
olduğunu, herhalde, düşündüğünden, bu
sıfatlarını, hele “Tarihi Kentler Birliği Genel
Danışmanlık” unvanını belirtmeden aşağıdaki
“haber-yorumu” yazarı olduğu gazetede
yayımlatmıştır.
“15 Temmuz 2003-Cumhuriyet (sayfa:4)
Eski Vali Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası
yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi:
Anadolu tüm kültürleri kucaklar
OKTAY EKİNCİ
VAN-Üye sayısı 115’e ulaşan Tarihi Kentler
Birliği’nin (TKB) 11-13 Temmuz 2003 günlerinde
gerçekleştirdiği “Van buluşması” toplantıları,
eski DYP milletvekili ve eski Van Valisi Mahmut
Yılbaş’ın bu etkinliği “Ermeni propagandası”
şeklinde tanımlayan mesajına da yanıtlar içeren
“Van Gölü Bildirgesiyle” sona erdi.
Atatürk’ün 70 yıl önce vurguladığı “5000 yıldır
bu topraklardayız” sözüyle birlikte “Türkiye
Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” ilkesinin de
anımsatıldığı bildirge de, Yılbaş’ın adına yer
verilmeden “kültürler arası ayrımcılık” bir kez
daha reddedildi ve kınandı.
Buluşmanın ev sahipleri olarak Van Belediye
Başkanı Şahabettin Özarslaner’in yanı sıra Van
valisi Hikmet Türk’ün kapanış konuşmasında; “Bu
sözleşmemiz artık Van Gölü havzasındaki kültür
ve gelişme hizmetlerimizin anayasasıdır.”
Diyerek imzaladığı bildirge de; “Anadolu’nun tüm
kültürleri kucaklayan bir çağdaş uygarlık
cumhuriyeti” hedefinin her Türk yurttaşı ve
kurumu için “Atatürk Türkiyesi görevi” olduğu
vurgulandı… Bildirgede ayrıca, VAN Gölü
havzasındaki 10,000 yıllık tarihsel derinliğin
tüm birikimlerini eksiksiz sahiplenerek koruyan
bir tarih ve kültür anlayışına bağlı olarak,
göldeki “İnci Kefali” ve kentin simgelerinden
“Van Kedisi” gibi doğal değerlerin de gelecek
kuşaklara miras olarak aktarılmasının önemi
üzerinde duruldu.
Eski Van Valisi ve bu ilden milletvekili
seçilmiş Mahmut Yılbaş’ın imzasıyla “Müdafaa-i
Hukuk Vakfı” antetli bir kağıtta
Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, İçişleri
Bakanlığı, TKB Başkanlığı ve Van Valiliği’yle
birlikte TKB Üyesi Belediye Başkanlarına;
“Toplantı programında Türk kültürü yok, Ermeni
propagandası var” denerek gönderilen “şikayet”
mesajına; Başta Van Valisi Hikmet Türk, Belediye
Başkanı Şahabettin Özarslaner ile TKB
yöneticileri sert tepki göstererek; “Bir emekli
valinin siyasi amaçlar uğruna bu denli bilgisiz
ve sorumsuz davranamayacağını” belirttiler. Vali
Hikmet Türk, protokol ve nezaket gereği
kendisine de resmen davetiye göndermelerine
rağmen, toplantılara katılmak yerine bu
davetiyenin “ellerine geçtiğini” belirten bir
mesajla “gerçek dışı yakıştırmalar” yapan
Yılbaş’ın “uygarlıklar tarihine saygı ve
bağlılık içindeki” örnek bir “ulusal kültür
buluşmasına” ve buna ev sahipliği yapan “Van
halkına” saygı göstermesi gerektiğini belirtti.
‘Kültürden korkanlar’…
TKB Başkanvekili Bekir Kumbul da toplantı da
yurdun her bölgesinden gelen belediye
başkanlarının kendi yörelerine ait kültürleri
anlatırken duydukları “Anadolu ve Türkiye
coşkusunu” görmeyen ve yaşamayanların “Mustafa
Kemal Atatürk’ün heyecanlarını” da hala
kavrayamadıkları, bu çağdışı tutumlarıyla artık
“tarihe gömülme çırpınışı” içinde olduklarını
söyledi…
TKB Danışma Kurulu Başkanı ve ÇEKÜL Başkanı
Prof. Dr. Metin Sözen de eski valinin mesajını
“muhatap almadan” yaptığı konuşmasında
“kültürden korkan kendi kültürüne güvenmiyor
demektir” diyerek, Türkiye’nin gerçek
büyüklüğünün; “kültürlerarası çatışmayı değil,
ortaklıkları ve zenginlikleri temel alan bir
çağdaş uygarlık anlayışında somutlandığını”
açıkladı… Van Belediye Başkanı Şahabettin
Özarslaner’in de “Van Gölü, kavgaların değil,
tarihsel dostlukların denizidir; bizim görevimiz
de bunu daha güçlü yaşatarak geleceğe
aktarmaktır” diyerek katılanlara teşekkür ettiği
Van Buluşması’nda, havzadaki kültür ve çevre
zenginliklerini “100. Yıl Üniversitesi
akademisyenleri” anlattılar.
Edirne’den Kars’a hemen tüm bölgelerden 200’ü
aşkın belediyeci, uzman ve aydınların
oluşturduğu katılımcılar, bölgedeki “her çağdan
ve her kültürden” mirası inceledikleri gezilerin
ardından Van’dan ayrıldılar.”
Haber-yorum yazısının en dikkat çeken “kültürden
korkanlar” başlığıdır.
Hangi kültürden kimin neden korktuğunu,
bilemiyoruz. Koka-Kola’nın temsil ettiği
emperyalist kültürü ile bunların uzantıları olan
gönüldaşlarından korkmak gerekmektedir ve
korkulmalıdır da. Türk Kültürümüzün çağdaş ve
dünya kültürleri arasında seçkin ve özgün
yerinin bulunduğuna inanlardan ve her vesileyle
de bunu savunanlardanız.
Bu inanç doğrultusunda Sayın Oktay Ekinci’nin
iddialarına şu şekilde cevap verilmiştir.
“Sn. Oktay EKİNCİ,
Tarihi Kentler Birliği
Genel Danışmanı
İSTANBUL
15 Temmuz 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde,
(Eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni
propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki
gösterildi: Anadolu tüm kültürleri kucaklar)
başlıklı “haberinizi” bir ibret belgesi olarak
okudum.
Önce, bu haberle yol açtığınız bir basın etiği
aykırılığı üzerinde duralım. Siz, bildiğimiz
(ve, belki de, tümünü henüz bilemediğimiz) derin
edinimlerinizle, Tarihi Kentler Birliği adlı
kuruluşun Genel Danışman konumuyla görevlisi
bulunmaktasınız. Cumhuriyet gazetesinde
imzanızla yayınlanan haberin konusu ise, “Tarihi
Kentler - Van Buluşması” adı verilmiş
toplantıdır. Burada, çağdaş gazetecilik
uygulamaları açısından kesinlikle göz
yumulmaması gereken bir “iki şapkalılık”
olayıyla karşı karşıya bulunmaktayız: Siz,
“kuruluş görevlisi” şapkanızın üstüne “söz
konusu kuruluşça düzenlenen toplantıyı izleyen
tarafsız haberci” şapkasını yerleştirme
girişiminde bulunmuşsunuz. Ama, bu, yalnızca,
sizi ve haberinizi yayınlayan gazeteyi “etik
ihlalcisi” konumuna düşürmekle kalmamıştır; çift
şapkalılığınız, sizi de, çalışma yaşamının tüm
alanlarında geçerli “Tek iş yap, iyi yap”
ilkesini çiğnemenin kaçınılmaz başarısızlığına
uğratmıştır. Gazeteci şapkanızla, toplantının ev
sahibi Van Valisi’nin Hikmet Tan olan adını
haberinizde “Hikmet Türk” olarak vermişsiniz.
Yazı işleri müdürünüz bu yanlışınızı acaba nasıl
karşıladı? Böylesi yanlışlarda torpilsiz
haberciye çekilen muameleden umarım
edinimleriniz göz önünde tutularak siz
sakınılmışsınızdır. “Kuruluş görevlisi”
şapkanızla ise, size ve kuruluşunuza bağlı ya da
onunla ilintili çok sayıda başka kişiye dört gün
ev sahipliği yapan ve rahatınız için paralanıp
parçalanan Van Valisi’ne karşı adını yanlış
yazdığınız için duyabileceğiniz utançtan
inanınız ben sıkıntı duyuyorum!
Sayın Ekinci,
Anadolu’nun kültürel çeşitliliğinde, bu
çeşitliliğin Türkiye Cumhuriyeti için yalnızca
bir övünç değil, güç kaynağı da olduğuna kendimi
bildim bileli ben de inanıyorum. Bu zenginliğin
Türkiye’ye vermesi gereken gücün on yılı aşkın
bir süreden (yani 45 yıllık iki kutuplu dünyanın
büyücü değneğiyle dokunulmuş gibi iki gecede tek
kutuplu oluverdiği günden) buyana Türkiye’ye
karşı kullanılmaya başlandığını nasıl
görmemezlikten gelebiliriz… Tek kutuplulukla
birlikte, önce, ABD ve AB’deki türdeşlerinden
bol parasal destek alan STK’ların pıtırak gibi
bitiverdiklerine tanık olduk. Bunlardan bir
tekinin bile Türkiye’deki duruma ve olaylara
nesnel gözle bakmadıklarını; tam tersine,
tümünün Türkiye’de akla gelebilecek her alanda
bölünmeyi, amaçsızlaşmayı, savrulmayı doğrudan
ya da dolaylı olarak sinsi (ve üstelik
eşgüdümlü) bir biçimde körüklediklerini görmedik
mi? Bunlar, etnik bölünmeleri kışkırtmakla
kalmadılar, olmayan etnisitelerin yaratılması
yönünde çalışmaya başladılar. Bunların içinde,
“yerel gruplarıyla” ve genel “vakıflarıyla”
tarih etkinliklerinde bulunanlar da
bulunmaktaydı. Bunlar açısından, uğraşılacak
tarih, ne hikmetse, 1071’e kadar yaşanmış
olmalıydı. Ne Büyük Selçuklunun ve onun kendi
coğrafyasındaki ardıllarının, ne Anadolu
Selçuklusunun, ne de Osmanlının bıraktıklarıyla
uğraşmaya gerek yoktu. 1071 sonrasına ilgi
duyulacak olursa bile burada vurgu Türk
nitelikli olanlardan başkalarına yapılmalıydı.
Evet, Tarihi Kentler Birliği’nizin Van
Buluşması’nın “Van Gölü Bildirgesi” gibi
tumturaklı bir ad verdiğiniz sonuç metninde,
Büyük Atatürk’ün, “5000 yıldır bu
topraklardayız” dediğine dikkat çekiyorsunuz.
Öyleyse, hepimizin, bu sözleri, “5000 yıldır bu
topraklardayız; ama, siz bunun son bin yılını
yoksaysanız da olur” diye yorumlama yoluna
gidenlerle mücadele etmemiz gerekmez mi?
Van Gölü Bildirgesi’nde, ayrıca, “Van Gölü
havzası (..), İ.Ö. 10.000’lere kadar uzanan
yerleşim alanlarında, HURRİ, TRANS-KAFKAS,
URARTU, ROMA-BİZANS, VASPURANKAN PRENSLİKLERİ,
SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI
dönemlerine ait olmak üzere, Hıristiyanlığın,
Müslümanlığın ve tarih içindeki diğer değişik
inanç ve kültürlerini de yansıtan, zengin ve
köklü bir UYGARLIKLAR HAVZASI olarak, ulusal
onurumuz ve evrensel değerimizdir,” denilmiş.
Bu metni ilk okuyuşumda, “ulusal onurumuz ve
evrensel değerimiz” dediklerinizin içinde Ermeni
öğesinin sayılmadığını görünce önce afalladım.
Tarihi Kentler Birliği, “Van Gölü Havzası” diye
nitelediği toprakların tarihinden Ermeni öğesini
silip atmış mıydı? Yalnızca eski Van Valisi
olarak değil, tarihi kendi çapında sağlam bilen
bir kişi olarak da, Ermenilerin Bizans’ın
soykırımına uğramaktan 1071’de Selçuklu Sultanı
Alparslan’ın Malazgirt meydan muharebesini
kazanmasıyla kurtulduklarını, bunun şükran
borcunu, yüzyıllar boyunca Anadolu’da
Osmanlı’nın “millet-i sadıkası” olarak yaşayarak
ödemeye çalıştıklarını, İmparatorluğun Türk
öğesinden de tam bir sıcak kabul gördüklerini,
bunun sonucu olarak, tüm Osmanlı kentlerinde bu
iki öğenin mahallelerini bile ayırmadan iç içe
yaşadıklarını biliyordum. Ne yazık ki, son 150
yıl içinde, millet-i sadıkanın emperyalizmin
maşası haline kalleşçesine düşürülüşüne örtülü
amacı olmayan tarih tanıklık etti. İstanbul’da
girişilen suikastlar; Sarıkamış trajedisinin
yaşanmasına yol açan, bölgenin Türkle birlikte
Kürt halkına karşı da girişilen toplu kıyımlar
yüzünden getirilen zorunlu göç, Osmanlının
İttihat ve Terakki yöneticilerinin Berlin,
Tiflis ve başka kentlerde sokaklarda avlanmaları
ve ASALA terörünün kurbanı 50’yi aşkın
diplomatımız… Bütün bunlar gerçek olduğu kadar
bölgede Ermeni tarihi de bir gerçekti. Düşündüm
kendi kendime, Tarihi Kentler Birliği’ni kuran
zevat, Van’da Ermeni tarihsel varlığını unutmuş
muydu? Olamazdı. Yoksa, “Ermeni propagandasına
alet olmayalım,” düşüncesiyle 10.000 yıllık
tarih içinde “Ermeni” öğesi bilerek mi
atlamıştı? Sonra, sonuç metnindeki “Vaspurankan
Prenslikleri” ibaresi dikkatimi çekti. Bu bana
bir şeyler çağrıştırıyordu ama değişik bir
şeyler vardı. Sonra, sözü edilenin,
“Vaspurankan” değil tarihin derinliklerinde
kalmış “Vaspurakan” devleti olabileceğini
düşünüp internete baktım: http://www.armenianhistory.info/vaspurakan.htm
sitesinde bulduğum kısa girişin çevirisini
okuyalım: “Tarihsel Büyük Ermenistan’ın 15
aşkar’ından (=eyalet, federe devlet?!) en
genişidir ve 35 kantondan oluşur.” Girişte, bu
35 kantonun zamanındaki Ermenice adlarıyla teker
teker sayılmıştır ve sonuncusu Nahcivan’dır.
Şimdi, Sayın Ekinci, çift şapkanızdan ikincisi
(kuruluş genel danışmanlığı) gereği, bu sonuç
metninin hazırlanışına da katılmış olduğunuzu
varsayabilirim, değil mi? Siz, bir Türk kişisine
ya da topluluğuna yönelik konuşma ve
yazışmalarınızda, örneğin, İsviçre’den “Halvetya
Konfederasyonu” olarak söz eder misiniz. “Evet,
öyle söz ederim,” diyecekseniz söyleyeceğim bir
şey yok. Ama, “Ne demek canım, İsviçre diye söz
ederim,” derseniz, size sorarım: “ Niye 10.000
yıllık tarih içindeki Ermeni öğesini
-yazılışında bile hata yapılmış- “Vaspurakan”
lafı arkasına gizlenme gereği duyulmuş.” Bu
sorunun doğru yanıtı, sakın, Vaspurankan’ın ne
olduğunu bulmak için benim gibi internet
dehlizlerine dalanların karşısına, ansızın,
“Büyük Ermenistan” sıfat tamlamasını çıkarmak
olmasın? Büyük! Ermenistan’ın hangi başka
aşkar’ının Ermenice adı bundan sonra hangi
“tarihi kentimizde” yapılacak buluşmada
karşımıza çıkacak. Kayseri’nin, Adana’nın … daha
başka hangisinin sicili Vaspurakanlaştırılacak?
Dönelim, sonuç metninden yukarıya aldığımız
paragrafa… Ermeni öğesi Vaspurankan olarak
(üstelik de yanlış) başkalaştırılan paragrafta,
“SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI”
öğeleri de (eksik olunmasın) sayılmış. A benim
Genel Danışmanım, öyleyse, “Van Buluşmanız” için
bastırılan davetiyeyle programda yer alan
sayısız resmin içinde neden ilaç için bir tek
SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI
eserinin görüntüsü yok. Hani, nerede İshak Paşa
Camii, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer
alan Kızıl Cami, Ermenilerce yok edilip de
kalıntıları Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından
ortaya çıkarılan Van Ulu Camii, Gevaş ve
Erciş’teki Selçuklu Kümbetleri (özellikle de,
Halime Hatun ve Zortul Kümbetleri), Selçuklu ve
Osmanlı Kervansarayları, Erciş-Çelebibağ ve
Ahlat’taki iki adam boyunda, benzeri bulunmayan,
işlemeli Selçuklu mezar taşları, Akkoyunluların
ve Karakoyunluların Van Müzesinde bulunan koç
heykelleri … Ve daha neler neler! Bu perişan
tabloya bakınca, Sayın Ekinci, sormadan
edemiyorum: “Haberci şapkanızla Cumhuriyet
gazetesinde linç ettiğiniz yazımız olmasaydı,
acaba, sonuç metninize SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU
ve OSMANLI öğeleri girecek miydi?”
Yine çift şapkalılığınız dolayısıyla haberci
işlevinizde yol açtığınız bir başka aksamaya da
dikkat çekmek istiyorum. Cumhuriyet
gazetesindeki haberinizde linç ettiğiniz 9
Temmuz 2003 tarihli yazımızda, aynen, şöyle
demişiz:
Programın kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına,
Van Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir
protokol kuralına ve mantığa uymayan bir
uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla,
Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”;
“amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda
birilerine bir şeyler mi anlatılmak
istenmektedir?
Haberinizde, işte, bu öğeyi de atlamışsınız.”
“…Aslında, asıl ayıbın, asli ev sahibiniz olan
ve Ermenilerin giriştiği kıyımda 35 bin şehit
vermiş (Sakarya Meydan Savaşı’nın iki; tüm
Kurtuluş Savaşı’mızın yaklaşık bir-buçuk katı)
ve eski kenti Ermenilerce tümüyle yakılmış olan
Van halkına karşı işlenildiğini düşünmüyor
musunuz? Üç günlük “buluşma” boyunca, Van kenti
içindeki Van Müzesi’ni, kent merkezinden taş
çatlasa 10 kilometre uzakta bulunan Zeve
Şehitliği’ni ziyaret edip kadın-çocuk-ihtiyar
diri diri yakılmış, her türlü işkenceyle
öldürülmüş kendi insanlarınızın huzurunda saygı
duruşunda bulunmanın yerinde olacağı genel
danışman olarak aklınızdan hiç geçmedi mi?
Uyduruk Ermeni Soykırımı kararları ve
yasalarıyla, ABD ve AB kentlerinde birbiri peşi
sıra dikilen karalama anıtlarıyla Türk insanına
tarihte misli görülmemiş çirkinlikte bir
iftiranın atılmakta ve aynı uyduruk gerekçeyle
Türkiye Devleti’nin temellerine son dinamitlerin
yerleştirilmekte olduğu bir dönemde, üstelik Van
gibi bir merkezde, Birinci Dünya Savaşı’nın o
kapkara günlerinde Türke ve Kürde karşı
girişilmiş Ermeni kıyımlarının somut
gerçekliğinin nasıl hatırlanamadığını, şimdi
sorgulayabiliyor musunuz?
Tüm bu söylediklerimi birer suçlama olarak
lütfen almayınız. Ben, bu yazıyla, kendimi,
günümüzün ipleri dışarıda medyasının soluk
aldırmaz bombardımanı altında belki de zorunlu
olarak gözden kaçırdığımız bazı olguları
dikkatinize getirmiş sayıyorum. Emperyalizmin
bugün yaşamakta olduğumuz “küreselleşme”
evresinde, “ABD küresel, geri kalan herkes
un-ufak yereldir.” ABD bu gidişi (daha ileri
aşamalarında Rusya’yı, Çin’i ve günü geldiğinde,
AB’yi de kapsayacak biçimde) son noktasına kadar
götürmeye kararlı görünmektedir. Başarı kazanır
mı? Umarız kazanmaz. 99 (sözün gelişi, aslında
daha fazla) etnisiteden oluşan ABD’de “ulusalcı”
duyguların geniş bir yaygınlıkla ve büyük bir
coşkuyla yaşanabilmesi karşısında Türkiye’de,
aynı ABD’nin onyıllar boyu örtülü ya da açık
çalışmalarının sonucunda yaratılan havaya bakın:
En küçük bir ulusal bilinç, en küçük bir ulusal
övünç, en küçük bir ulusal sevinç, şovenizm! Her
renkten, her ırktan, her dinden Amerikalı
bayrağıyla ona sarılıp yatacak, onu kendince
önemli olan her yere asacak kadar bütünleşmiş
olmasının karşısında, Türkiye’de, ulusal
günlerde bile yerleşim merkezlerinde bayrak
asılı binaların oranındaki düşüklüğü düşünün.
ABD’de tüm mozaikleşmişliğe ve yerelliğe karşın
birliğin sağlamlığı; Türkiye’de ise, varolan
birliğin etnik ayrılıkların ve yerelliklerin
kışkırtılması; bu da yetmezse, olmayan
etnisiteler ve yerelliklerin yaratılması yoluyla
ortadan kaldırılmasına çalışılmaları… Bütün
bunlar kendiliğinden olmuyor. Ulusal birliği
ABD’de güçlendiren politikaların da Türkiye’de
zayıflatan politikaların da üretimi, hiç
kuşkunuz olmasın Sayın Genel Danışman, aynı
merkezdir.
Küreselleşmenin, herkesten daha fazla Türkiye’yi
tehdit eden yürüyüşü karşısında, Sayın Genel
Danışman, tüm şapkalarınızı önünüze koyup
düşününüz ve kendinize şu soruyu sorunuz: “Böyle
bir tablo içinde, biz, Tarihi Kentler Birliği
olarak çıkardığımız Yerel Kimlik adlı
dergimizin, içeriğini koyun bir yana, adıyla
kimlere hizmet ediyoruz?” Demek istediğim şu:
“Ulusun bayrağından daha büyük yerel amblemi” ne
yazık ki sizin Van buluşmanızın programında
basılı olarak gördük. Sıra, şimdi, “ulusal
benlikten daha önde yerel benlikler” yaratmaya
gelmiş olmasın!
Ayrıca, tam bu tablo içinde, Tarihi Kentler
Birliği toplantılarınıza katılan bugünün Europa
Nostra’sının temel amaç açısından, bundan 70 yıl
öncesinin Mare Nostrum’undan farkı acaba ne
kadardır? Bunu da irdeleyiniz. “Bizim Avrupamız”
dedikleri kavram, Avrupalılığı nasıl
görmektedir? Hıristiyan olmak, Yunan-Roma
kültürel kökeninden gelmek, “Onların Avrupasının”
kesinlikle vazgeçilmeyecek önkoşulları mıdır?
Ve, “Onların Avrupası” Anadolu’ya, bu topraklar
üstünde kurulu Türkiye Cumhuriyeti’ne hangi
gözle bakmaktadır? “Onların Avrupası” gizli ya
da açık olarak, Anadolu’nun Helen-Roma-Bizans
egemenlik zincirinden 1071’de “geçici olarak
koparıldığı; günü geldiğinde geri kazanılması
gerektiği” düşüncesinde midir ve bu yolda mı
hareket etmektedir. Bunları lütfen iyi
inceleyiniz ve bulgularınızı Türk Ulusuyla
paylaşınız.
Son olarak, Sayın Genel Danışman, Tarihi Kentler
Birliği’ne umarım dışarıdan parasal destek
yapılmıyordur. Böyle bir yardım yapılıyorsa,
inanınız, buna çok üzüleceğim. Bu konudaki
endişelerimin yersiz olduğunu lütfen bana
muştulayınız.
Saygılarımla,
Mahmut YILBAŞ
Müdafaa-i Hukuk Vakfı Başkanvekili
Vali (E)”
Sayın Oktay Ekinci’nin gazetesinde çıkan
“haber-yorum”u ile ilgili görüşlerimizi yazılı
hale dönüştürmeye çalışırken, “Genel Danışman”ı
bulunduğu Tarihi Kentler Birliği” Genel Başkanı,
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı, Sayın Erdoğan
Bilenser’in imzasını taşıyan her satırının
altında “hakaret” ve “tehdit” ustaca gizlenmeye
çalışılmış bulunan faks yazısı da alındı. Bu
faks yazısında aynen şöyle denilmektedir.
“Konu: Tarihi Kentler Birliği
Sayı: 164
14 Temmuz 2003
MÜDAFAA-İ HUKUK VAKFI
Yönetim Kurulu Başkanlığı’na
Dr. Mediha Eldem Sokak. No.70/10
Kızılay-ANKARA
İlgi: Müdafaa-i Hukuk Vakfı’nın 09.07.2003
tarihli yazısı
Tarihi Kentler Birliğimizin (TKB) Van Valiliği
ve üyemiz van Belediyesi’nin ev sahipliğinde
11-13 Temmuz 2003 günlerinde düzenlediği Van
Buluşması için; Vakfınız Başkanvekili sıfatıyla
eski Van Valisi ve eski Van Milletvekili Mahmut
YILBAŞ tarafından tarafımıza ve üst düzey devlet
kurumlarıyla birlikte Van Valiliğine’de
gönderilen 09 Temmuz 2003 tarihli yazıyı derin
kaygı ve üzüntüyle karşıladığımızı bildiriyor;
bu yazıda dile gelen; “etkinliklerimizin Ermeni
propagandası amaçlı düzenlendiğine” dair gerçek
dışı, talihsiz ve kurumsal onur ve kişiliğimizi
rencide edici çağdışı nitelemeyi şiddetle
kınayarak, adı geçen üyenizin Yönetim Kurulunuz
tarafından da uyarılmasını talep ediyoruz.
Tarihi Kentler birliği, 2000 yılında Kültür
Bakanlığı’nın ve İçişleri Bakanlığı’nın destek
ve himayelerinde; ve Türkiye’nin Avrupa ve Dünya
topluluğu ile ilişkilerindeki ulusal bağımsızlık
ve geçmişten gelen güçlü bir kimlik güvencesini
de oluşturan zengin tarih ve kültür
birikimlerinin yerel yönetimler işbirliği içinde
korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amacı
etrafında kurulmuş,; Anayasa’daki görev ve
sorumluluklar içinde hareket eden ve buna dayalı
yasal yükümlülükleri Bakanlar Kurulu kararıyla
da uygun bulunarak Resmi Gazetede yayımlanmış
tüzüğünde açıkça ifade edilen, “kamu kurumu”
niteliğinde bir Belediyeler Birliğidir; Türkiye
Cumhuriyeti’nin de yüz akı olan Atatürk
ilkelerine derin bağlılıklar içindeki ulusal
kurumları arasında, gururla en etkin yerini
almıştır.
Çünkü TKB’nin Kültürler arasında ayrımcılık
yapmadan ve tüm Anadolu-Rumeli kültürlerine
“yurtseverlik bilinci ve laik-demokratik
Cumhuriyet ilkeleri” ışığında sahip çıkarak,
binlerce yılın kazanımlarıyla zenginleşmiş tüm
ulusal kimlik ve uygarlık değerlerimizi
koruyarak geleceğe aktarmaktır.
Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER’in de
etkinliklerimize bizzat katılarak güç ve destek
verdiği bu amacımız doğrultusundaki Van
Buluşması’na ait toplantı ve gezilerde de aynı
ilkemiz aynı özen ve kararlılık içinde
sürdürülmüştür. Van Gölü havzasındaki tüm
kültürel birikimlere ait değerler, ATATÜRK’ün
bizlere rehber olan “Türkiye Cumhuriyeti’nin
Temeli Kültürdür” deyimine de temel oluşturan ve
yine Atamızın “5000 yıldır bu topraklardayız”
vurgulamasıyla daha da derin anlam kazanan
çağdaş uygarlık hedefleri etrafında buluşarak
değerlendirilmiştir.
Bu çalışmalar ve inceleme gezileri sırasında da
ilgi yazıda dile gelen talihsiz ve “ayrımcı”
yakıştırmanın tam tersine, tarihin tanıkları
olan Urartu, Selçuklu, Osmanlı ve diğer
uygarlıklarımızın yanı sıra, Ermeni kültürünü
yansıtan mimari anıtlar da elbette ki
“Anadolu’muzun zengin kültür ve yaşam
zenginliğini oluşturan” ortak insanlık ve ulusal
değerlerimiz olarak ziyaret edilmişler;
toplantının ekte size de ilettiğimiz sonuç
belgesi olan “Van Gölü Bildirgesi”nde tüm bu
değerlerin “eksiksiz” korunarak geleceğe
taşınmaları dileğimiz “ortak görüş” olarak yer
almıştır.
Toplantı katılımcıları olan Van 100. Yıl
üniversitesi bilim insanları, ilgili
Bakanlıklarımızın üst düzey bürokratları, bölge
illerinin valileri ve kaymakamlar, ÇEKÜL ve
Mimarlar Odası üyeleri, aydınlar, konuklar ve
ülkenin hemen her yöresinden bu yurdu “Türkiye”
yapan tüm kültürel değerlerimizi bu buluşmada
tanıtan belediye başkanlarımızla birlikte, adı
geçen imza sahibi üyenizi parlamentoya da
taşıyan ev sahibi Van halkını ve halkın
demokratik temsilcisi Van Belediyesi ile
devletimiz adına toplantımızı destekleyen Van
Valiliği’ni de haksız ve çirkin bir şekilde
suçlayan söz konusu yazınızı reddediyoruz.
Adı geçen imza sahibi kişinin bu “hakaret”
içerikli ifadelerine yönelik yasal haklarımız
saklı olmak üzere, asıl “Müdafaa-i Hukuk”
anlayışının yukarda özetlenen ve
Cumhuriyetimizin de temel kültür anlayışını
oluşturan TKB ilke ve hedefleriyle yaşama
geçebileceğini Yönetim Kurulunuzun bilgisine
sunuyoruz.
Saygılarımızla.
Erdoğan BİLENSER
Tarihi Kentler Birliği Başkanı
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı”
Tarihi Kentler Birliği Sayın Başkanı’nın faks
yazısına Vakıf yönetim Kurulu üyeleri,
imzalarıyla, şu cevabı vermişlerdir:
“19.07.2003
Sn. Erdoğan Bilenser
Tarihi Kentler Birliği Başkanı
BURSA
İlgi: a) 09.07.2003 tarihli Müdafaa-i Hukuk
Vakfı Başkanvekili (E) Vali Mahmut Yılbaş imzalı
Vakıf yazımız,
b) Başkanlığınızın 14.07.2003 tarih ve 164
sayılı faks yazısı.
Sayın Başkan,
Müdafaa-i Hukuk Vakfı Yönetim Kurulu
Başkanlığına gönderilmiş, imzanızı taşıyan ilgi
(b)’deki faks yazınız, isteğiniz üzerine ilgi
(a)’daki faks yazımızla birlikte
değerlendirildi.
Yazınızın içeriği hakkındaki
değerlendirmelerimizden önce, yazınızda
kullandığınız üsluba öncelikle değinmek gereğini
duyuyoruz. Şöyle ki:
Her şeyden önce, yazınızın büyük bir öfke ve
telaş içerisinde kaleme alınmış olduğu
görülmektedir.
Sonra, Müdafaa-i Hukuk Vakfı’nın, temsil
ettiğiniz Büyükşehir Belediyesi veya “Tarihi
Kentler Birliği” nin bir şubesi ya da
bağlantısı olduğu zehabına kapılmış gibi bir
tavır sergilemişsiniz. Resmi kimliklerin yasal
çerçevesini tayin edememek, seçilmişlerin zaman
zaman içerisine düşmekten kendilerini
kurtaramadıkları bir tutum olmaktadır.
Ayrıca, yazınızda yazışma kurallarına da
yeterince dikkat edilmemiştir: Faaliyetlerinizde
somut olmayan kültürlere fazlasıyla
odaklanmanızdan olsa gerek, yaşayan somut
kültürümüzün tipik örneği olan “sayın” sözcüğünü
bile bizden esirgemişsiniz.
Bu nedenlerle yazınızın içerdiği usûl ve üslubu,
Vakıf Yönetim Kurulumuz uygun bulmamıştır.
Sayın Başkan,
Vakıf yazımızda ileri sürülen düşünceler,
“Tarihi Kentler Birliği Van Buluşması” programı
ve davetiyesinin “tasarım” ve “yazı içeriğinden”
kaynaklanmaktadır.
Tepkilerinizi nerdeyse “hakaret” ve hatta
“küfür” noktasına kadar maalesef taşıdığınız
ilgi (a) yazımız da ki görüşlerimizi bir kere
daha dikkatinize getirmek istiyoruz:-*
1. “…Davetiye ve eki program incelendiğinde, her
ikisinde de Türk Kültürüne ait hiçbir motifin
bulunmadığı görülmektedir. Etkinliğin bütünü,
açıkça, sanki Ermeni ve Ermenilik propagandası
içeren şekilde hazırlanmıştır. Programda, Van ve
çevresinde bulunan Türk’e ve Türk Kültürüne ait
hiçbir tarihi mirasın ziyaretine ilişkin madde
bulunmamaktadır.”
Davetiyenize yönelik bu görüş ve
değerlendirmenin neresinde yanlış veya abartma
olduğunu bize söyleyebilir misiniz? Gerek
davette ve gerekse eki programdaki motiflerden
hangisi Türk Kültürüne ait? Van’ın özellikle son
bin yıllık tarihinden hiçbir kesitin bu motifler
içinde yer almaması yalnızca bir tesadüf müdür?
Davetiye eki programda özellikle Türk Tarih ve
Kültürünü temsil eden bir yer ve eser ismi yer
alıyor mu? Bu da mı bir tesadüf?..
Yazınızda ve daha önceki güdümlü haberlerde
Büyük Atatürk’ün gönülden katıldığımız
kültürümüze ilişkin engin görüşlerini de kalkan
olarak kullanıp, toptan suçlamalar yapacak
yerde, bu yönelttiğimiz sorulara samimi olarak
cevap verilmesini beklerdik.
2. “…Hatta, bununla da yetinilmeyip, programın
kapağında Türk Bayrağı’nın karşısına, Van
Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir
protokol kuralına ve mantığa uymayan bir
uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla,
Türkiye’de artık “yerelin” “merkezle”;
“amblemin” “bayrakla” bir tutulduğu yolunda
birilerine bir şeyler mi anlatılmak
istenmektedir.”
Özellikle Avrupa Birliği’nin ve Avrupa
Parlamentosu’nun Türkiye’ye yönelik dayatmaları
ve açık kararları da dikkate alındığında, çok
haklı endişeleri dile getiren bu
değerlendirmenin ve sorulan sorunun yazınızda
somut bir cevabını maalesef göremedik.
Sayın Başkan,
Sözkonusu davetiye ve program, eğer elinizin
altında ise, yukarıya aynen çıkarılmış vakıf
görüşünü içeren yazıya da ön yargılardan
kurtularak bakabilmek tarafsızlığı
gösterilebilirse, hiç de haksız davranılmamış
olduğunun, dışa yansıtılmasa dahi, içten kabul
edilmesi zor olmayacaktır.
Sayın Başkan,
Davetiye ve program görüldükten sonra suskun
kalınması, düşüncelerin ilgililere
yansıtılmaması mı tercih edilmeliydi? Ayın hiç
doğmaması, gecenin zifiri karanlığının sürüp
gitmesi, kimsenin arzusu olamaz, olamamalıdır
da…
Davetiyedeki bilgilere göre, “Tarihi Kentler
Birliği-Van Buluşması”nı tertipleyenlerin ve ev
sahibinin Van Valiliği ve Belediyesi olduğu
sanılmıştır. Yazımız da bu sebeple, gereğinin
ifası amacıyla İçişleri Bakanlığı ve adı geçen
valiliğe gönderilmiştir. Ancak şimdi anlıyoruz
ki, “buluşmanın” asıl organizatörleri başkaları,
adı geçen kurumlar ise sadece aracı
konumundadırlar. Ama tepki gösterilmesi söz
konusu olunca da bu defa onlar aracı
kullanmışlardır.
Sayın Başkan,
Yazınızdan, birlik üyelerinizin Müdafaa-i Hukuk
Vakfı’nı çok yakından tanımadığı kanısına
vardık. Vakıf Senedimizin amaçlarımıza ilişkin
ilgili hükümlerini içeren bir metni ekte
gönderiyoruz. (EK:1)
Eğer biraz hiddetinizden arınıp sakinleşebilir
ve işgal ettiğiniz yüce mevkilerin verdiği
“yetkinlik” ve “mağrurluktan” bir lahza
kurtularak muhatabınızın konumuna inebilirseniz,
ortak bir zeminde tartışma yapmak şansını
buluruz. Aksi takdire kurbağaları ürkütmeyi
sürdürmüş oluruz.
Ayrıca Vakfımız, Tarihi Kentler Birliği’nin açık
olan çalışmalarını izlemek amacıyla ilgisini
sürdürecektir. Bu itibarla üç ayda bir
çıkardığınız “Yerel Kimlik” adlı derginizi ve
“buluşmalarınıza” ilişkin davetiyelerinizi,
edinmekten memnuniyet duyacağız.
Saygılarımızla.
NOT: Konuya ilişkin diğer görüşlerimiz, 15
Temmuz 2003 tarihli Cumhuriyet Gazete’sinde
(Eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni
propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki
gösterildi: Anadolu tüm kültürleri kucaklar)
başlıklı haberinden dolayı, Birlik Genel
Danışmanınız Sn. Oktay Ekinci’ye ve ayrıca
birliğinize 18.07.2003 tarihinde gönderilmiş
olduğundan, burada ayrıca tekrarlanmamıştır.
(EK:2) Ancak, bu yazımızın orada belirtilen ve
aynen benimsediğimiz görüşlerin bir
tamamlayıcısı olduğu kabul edilmelidir.
EK 2: (6 sayfa)
Dağıtım :
Tarihi Kentler Birliği
Bursa Belediye Başkanlığı’na
Bilgi :
- Cumhurbaşkanlığı
- TBMM Başkanlığı
- Başbakanlık
- İçişleri Bakanlığı
- Dışişleri Bakanlığı
- Kültür ve Turizm Bakanlığı
- Bursa Valiliği
- Van Valiliği
- Van Belediye Başkanlığı
- TKB’ne Üye Belediye Başkanlıkları
- Mimarlar Odası Genel Başkanlığı
- UNESCO Türkiye Milli Komisyonu
- ÇEKÜL Vakfı
Başkanlığı”
10-13 Temmuz 2003 tarihleri arasında Van’da
gerçekleştirilmiş olan “Tarihi Kentler Birliği
Buluşma”sı program ve davetiyesiyle ilgili Vakıf
görüşlerinin ilgililere duyurulmasına gösterilen
öfke ve tehdit içeren tepkileri internet
ortamında izleyen Müdafaa-i Hukuk Dergisi yazar
ve okuyucuları da görüşlerini “Tarihi Kentler
Birliği” ve dergimiz yönetimine yazı ile
duyurmuşlardır.
Hüseyin Mümtaz: “Yakışır Türkiyem, yakışır”
başlıklı yazısında: “Van Eski valisi Mahmut
Yılbaş; ‘Tarihi Kentler Birliği’nin Van’da
gerçekleştirilen, ‘Van Buluşması’ programına
katılmayı, toplantı programında Türk Kültürü
yok, Ermeni Kültürü var gerekçesiyle reddetmiş.”
“Neden şaşırıyorsun Sayın Yılbaş? Hele ! Uyum
Yasaları’nın kazandığı bunca ivmeden ve
azınlık-mozaik muhabbetinin aldığı bunca yoldan
sonra durup dururken Türk Kültüründen
bahsetmekle pişmiş aşa su kattığınızın farkında
mısınız?
Atatürk’ün dili sürçmüştü de ‘Ne mutlu Türküm
Diyene’ demişti. Aslı ‘Ne mutlu Türkiyeliyim
Diyene’ olması gerekmiyor muydu?” şeklinde
düşüncelerini ifade etmiştir.
İstanbul’dan Mehmet Bilgin’de “Cumhuriyet
Gazetesinde yer alan Mahmut Yılbaş’la ilgili
haber hakkında” başlıklı yazısında düşüncelerini
şöyle açıklamıştır:
“Haberde aktarıldığı gibi toplantının her
aşamasında Mahmut Yılbaş’a tepki gösterilmiş
olmasından, Yılbaş’ın itirazında dile getirdiği
tespitle bir suçüstü yapmış, fincancı
katırlarını ürkütmüş bulunduğunu anlıyoruz.”
“Kişiliği ve mücadelesinden dolayı Mahmut
Yılbaş’ı suçlamak ve mahkum etmek için yazılmış
olduğu her cümlesinden anlaşılan bu haberin,
düşüncelerinden dolayı Yılbaş’ı mahkum etmek
üzere yazılmış bir karşıt düşünce yazısı
olduğunu söylemeliyim.”
“Mahmut Yılbaş’ın tepkisi , toplantı
davetiyesinde bu sahiplenmenin görülememesinden
kaynaklanmaktadır. Organizatörlere bu
eksikliklerini gidermek ve Türk Kültürüne
ayrımcılık yapmamak için programda ne gibi
değişiklik yapıldığını sormak istiyoruz.Tabii
arkasından devam ediyoruz…Niçin Türk Kültürüne
karşı ayrımcı davranıyorsunuz?Uygarlıklar
tarihine saygı bu mudur?”
Prof. Dr. Salim Cöhce ise:
“…gerek bu yazıda, gerekse toplantının
sonucunda yayınlanan bildiride tutarsız, yanlış
ve biri diğerini yalanlayan görüşler de hemen
dikkati çekmektedir. Örnek vermek gerekirse,
sürdürülmesi istenilen “Geçmişten Geleceğe
Yaşama Kültürü”, “Somut Olmayan Miras” Anadolu
Kültürleri Ulusal Onurumuzdur gibi tabirler
tutarsız, anlamsız, Türk dilinin mantığı
açısından yanlış ibarelerdir” diyerek
düşüncelerini açıklamaktadır.
Kars’tan ise öğretim görevlisi Kemalettin Kuzucu
daha ilginç bir açıklama yapmış, yazıyor ki:
“2000 yılının yaz aylarında burada (Kars’ta)
aynı konsey tarafından aynı türde bir etkinlik
yapılmış. Buna fazladan Ermeni bilim adamları da
katılmış. Fakat Van’da yaşananlar,buradakinin
yanında hiç kalır.”
Sıra, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle
konuyu bağlamaya geldi.
“Milleti için ve milletçe yapılan işlerin
hatırası her türlü hatıraların üstünde
tutulmazsa, milli tarih kavramının kıymetini
takdir etmek mümkün olamaz”(*)
Tarihi Kentler Birliği’nin yayın organı “Yerel
Kimlik”, dergisinin Mustafa Kemal Atatürk’ün bu
söylevini nasıl yorumlayacağı, doğrusu merakla
beklenmektedir...
Mondros’la, Sevr’i, işbirlikçilerle uygulamaya
kalkanlara Türk’ün direnç ve direnişinin ifadesi
olan Müdafaa-i Hukukun tarihin tozlu
sayfalarında olduğunu düşünenler yanılgı
içindedirler. Türk ulusu, zor günlerinde
benliğine ve onuruna açık ve örtülü her türlü
saldırıya aynı bilinçle karşı koyar. Kulakları
tıkalı, gözleri perdeli olanlar belki duymuyor
ve görmüyor olabilirler, ancak, Anadolu Halkı,
yeniden ses vermeye başladı, gelecek Türk
Ulusu’nundur.
(*)Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt-11,
1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |