|
BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ!..
MAHMUT YILBAŞ
Aylık bir derginin ülke gündemine giren
konularda sıcağı sıcağına değerlendirme yapması,
yorum da bulunması her zaman mümkün
olmamaktadır. Hem yerimiz kısıtlı oluyor ve hem
de, çoğu zaman, olaylar bayatladıktan ve herkes
orasından, burasından çekip çekiştirdikten sonra
size fazla bir şey kalmıyor.
Son bir aya bakalım, köprü altından neler geldi,
geçti! Gündelikçi yazanlar dahi, akşam gazete
idarelerine verdikleri yazıların, sabah
kalktıklarında gündemin alt sıralarına düşmüş
olduğuna, zaman zaman, şahit olmaktalar.
Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmelerinin “Medeni
ve Ekonomik Haklar” TBMM’nde kabul ve
Cumhurbaşkanımızca onaylanmasının ülkenin
sosyal, siyasal, psikolojik ve toprak
bütünlüğünü nasıl olumsuz etkileyeceği yazılıp
çizilirken, Uzan’ların enerji yatırımlarına ve
arkasından bankalarına (Demirbank) BDDK’ca el
konulması, TBBM Araştırma Komisyonunda önceki
hükümet üyelerinin (Başbakan, Başbakan
Yardımcıları ve Bakanlarının) ifadelerine
başvurulması, SİT, Üniversite yani YÖK yasa
tasarıları ile PKK-KADEK teröristlerinin topluma
kazandırılması yasası ve nihayet Süleymaniye’de
(Irak‘ta) 11 kişilik Türk özel kuvvet timinin
ABD askerlerince esir edilmesine ilişkin
haberler art-arda gündemi işgal ettiler. Şimdi
dönüp bunların tamamını veya birkaçını
değerlendirmek veya yorumlamak yerine biraz
fantezi ve biraz da mizah içeren bir masal
anlatmak, belki, daha uygun düşebilir. Çünkü,
hem okuyucu sıkılmaz ve hem de, belki,
dergimizin tirajını da arttırabiliriz. Bakın
holding basını tirajını yüksek tutabilmek için
erotik köşe yazılarına önem veriyor ve bunun
için bu konu da “özel eğitimli ve deneyimli” bay
ve bayan yazarlar kullanmaya özen gösteriyor.
Böyle bir yetenek ve eğitim sahibi olunamadığı
için biraz mizah yapmaya çalışılacaktır.
Evet, haydi bir masal anlatmayı deneyelim
bakalım…
Ne de olsa! Ninelerimiz “torunlarına, bir varmış
bir yokmuş” diyerek anlatmaya başladıkları
masallardan biz de, biraz nasiplenmişizdir…
Evet, bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar
dünyada yaşayan insanların büyük bir bölümü
AİDS, Hepatit ve SARS gibi virüslerle hayatta
kalmak için savaşırken, bir ülkenin insanları bu
virüslere hiç aldırmazlarmış, çünkü onlar başka
bir virüsün pençesinde kıvranıp dururlarmış. Bu
virüs çok bulaşıcı imiş. Bu illet ülkeye yurt
dışından getirilmiş. Yurt dışındaki özel ve
resmi odak ve güçlerle içli dışlı olan bu
ülkenin her sınıftan insan; özellikle bir takım
varsıllar ile bunların emrinde çıkar karşılığı
çalışan bazı “jurnalistler” ve memleketin dâr-ûl-fünûn’larında
görevli bazı safdil ve çıkarına düşkün
müderrisler, bu virüsü taşımışlar. Bu portörler,
virüsü bu ülke insanına bulaştırmak için her
türlü kılığa girip çok gayret gösteriyorlarmış.
Gayretlerinin sonucunu almakta da fazla
gecikmemişler. Bu virüsü ilk defa siyasetçilere,
onlardan halka ve en sonunda, direnmelerine
rağmen izcilere bulaştırmışlar…
Virüs kapan “Al Beni, Al Beni” deme krizine
tutulur ve kendini önüne gelenin kucağına atmak
ister ve bunun için neyi var ise, isteyenlere,
vermekten çekinmezlermiş. Bunun için, bunlara
“Ver-Kurtulcu” da denirmiş. Virüsün adı mı? AB
imiş… Hastalığın en belirgin göstergesi,
insanların “Al Beni, Al Beni” diyerek
sokaklara, yolara düşmesi olduğundan, bu
sözcüğün iki kelimesinin baş harfleri virüsün
adı olmuş, yani AB..!
AB virüsü bu ülke için çok tehlikeli olmaya
başlamış. Al Beni, Al Beni diyenlerin sayısı
arttıkça içeri de ve dışarıda bazı kötü
niyetliler planlar hazırlamaya başlamışlar.
Planları hep tuzaklarla dolu imiş. Zaten bu
planlar ve içerdiği tuzaklarda yeni değilmiş…
Yüz yıllardır bu kötü niyetler, ortam uygun
bulunduğunda hemen uygulamaya konulurmuş. Bu
ülkenin bazı insanları bu planları
hatırladıklarından diğer insanları uyarmaya
çalışırlarmış ama, onlara da “dinozor”
derlermiş.
Tuzakların en tehlikelisi, kucağına oturulmak
istenen ülkelerin böyle bir niyet ve
isteklerinin bulunmamasıymış! Gerçek arzuları,
alır gibi görünüp ülkenin tamamını hastalığın
pençesine düşürüp parçalayıp bölmekmiş?...
AB virüsünün başka bir etkisi de, hastanın
herkesi dost ve müttefik olarak görmesine neden
olmakmış! Ülke böyle bir hastalığa da
yakalanmış. Dostum, müttefikim diyen her ülkeye
kendilerini ve tabiatıyla her şeylerini teslim
ediyorlarmış. Müttefikim diyenlerin gerçek
maksatları dostluk olmadığı sonradan ortaya
çıksa bile, virüsün etkisiyle görmezlikten
geliniyormuş. Kendini müttefik olarak gösteren,
denizlerin ötesin de bir ülke varmış ki, dostluk
adına yapmadığı kalmazmış. Bu sözde dost
kılığındaki kovboy müttefik! Elini kolunu
sallaya sallaya ülkede dolaşır, girmediği,
kullanmadığı yer bırakmazmış… Bu ülkenin özel ve
kamusal her kurumuna sızmış ve buralar da
adamları varmış!... Zaman zaman isteklerini öyle
boyutlara taşırmış ki, istemeyerek biraz karşı
çıkan olursa ellerinde ne varsa “başlarına”
hemen geçiriverirlermiş.
Ancak, bu ülkede yaşayanların bir özelliği
varmış, kendilerine “izci-millet” derlermiş!...
İzci-Millet olmaları bu AB virüsünün karşısında
tek dayanakları imiş…
Bu özellikleri nedeniyle, geçmişlerinde daha
büyük birçok tehlikenin üstesinden gelmesini
bilmişler…
Ayrıca, bir de bu ülkenin “Ebedi Rehberi”
varmış. İnsanlar O’na “Atam” derlermiş. “Atam”
geçmişte ülkeye musallat olan aynı virüsü
“Kurtuluş ve Bağımsızlık” panzehiri ile yenmiş ,
hem virüs ve hem de portörleri ülkeden
uzaklaştırmıştır. AB virüsü ve kovboy
kılığındaki dost görünenler ülkede hastalığı
artırdıkça, bunlardan kurtulmanın “Atam” yoluyla
olacağına inanların sayısı, her gün hızla
artmaya başlamış. En önemlisi de “İzci Oymak
Başları” virüsten ve dost görünen at
sineklerinden artık kurtulma zamanının geldiğini
ve bunun içinde “Atam’ın” “Kurtuluş ve
Bağımsızlık” panzehirinin kullanılması
gerektiğini hatırlamaya başlamışlar.
Böyle bir ülke ve böyle bir hastalık var mı,
bilinmez; Bunu en iyisi okuyucunun algılamasına
bırakalım.
Bu bir masal, bak adı üzerinde “Bir varmış, bir
yokmuş” diyebilen biri de, ne dersiniz çıkabilir
mi?
Yoksa, ninenin: “uyurda büyür, tıpış tıpış
yürür, adam olur inşallah…” sözlerinin çocukluk
anılarında kaldığını düşünenlerde, bazı
çağrışımlar uyandırır mı?
Kim bilir? Belki..
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |