Temmuz 2003  Sayı: 59 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   TEMMUZ 2003  

BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ!..

MAHMUT YILBAŞ

Aylık bir derginin ülke gündemine giren konularda sıcağı sıcağına değerlendirme yapması, yorum da bulunması her zaman mümkün olmamaktadır.  Hem yerimiz kısıtlı oluyor ve hem de, çoğu zaman, olaylar bayatladıktan ve herkes orasından, burasından çekip çekiştirdikten sonra size fazla bir şey kalmıyor.

Son bir aya bakalım, köprü altından neler geldi, geçti! Gündelikçi yazanlar dahi, akşam gazete idarelerine verdikleri yazıların, sabah kalktıklarında gündemin alt sıralarına düşmüş olduğuna, zaman zaman, şahit olmaktalar.

Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmelerinin “Medeni ve Ekonomik Haklar” TBMM’nde kabul ve Cumhurbaşkanımızca onaylanmasının ülkenin sosyal, siyasal, psikolojik ve toprak bütünlüğünü nasıl olumsuz etkileyeceği yazılıp çizilirken, Uzan’ların enerji yatırımlarına ve arkasından bankalarına (Demirbank) BDDK’ca el konulması, TBBM Araştırma Komisyonunda önceki hükümet üyelerinin (Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve Bakanlarının) ifadelerine başvurulması, SİT, Üniversite yani YÖK yasa tasarıları ile PKK-KADEK teröristlerinin topluma kazandırılması yasası ve nihayet Süleymaniye’de (Irak‘ta) 11 kişilik Türk özel kuvvet timinin ABD askerlerince esir edilmesine ilişkin haberler art-arda gündemi işgal ettiler. Şimdi dönüp bunların tamamını veya birkaçını değerlendirmek veya yorumlamak yerine biraz fantezi ve biraz da mizah içeren bir masal anlatmak, belki, daha uygun düşebilir. Çünkü, hem okuyucu sıkılmaz ve hem de, belki, dergimizin tirajını da arttırabiliriz. Bakın holding basını tirajını yüksek tutabilmek için erotik köşe yazılarına önem veriyor ve bunun için bu konu da “özel eğitimli ve deneyimli” bay ve bayan yazarlar kullanmaya özen gösteriyor. Böyle bir yetenek ve eğitim sahibi olunamadığı için biraz mizah yapmaya çalışılacaktır.

Evet, haydi bir masal anlatmayı deneyelim bakalım…

Ne de olsa! Ninelerimiz “torunlarına, bir varmış bir yokmuş” diyerek anlatmaya başladıkları masallardan biz de, biraz nasiplenmişizdir…

Evet, bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar dünyada yaşayan insanların büyük bir bölümü AİDS, Hepatit ve SARS gibi virüslerle hayatta kalmak için savaşırken, bir ülkenin insanları bu virüslere hiç aldırmazlarmış, çünkü onlar başka bir virüsün pençesinde kıvranıp dururlarmış. Bu virüs çok bulaşıcı imiş. Bu illet ülkeye yurt dışından getirilmiş.  Yurt dışındaki özel ve resmi odak ve güçlerle içli dışlı olan bu ülkenin her sınıftan insan; özellikle bir takım varsıllar ile bunların emrinde çıkar karşılığı çalışan bazı “jurnalistler” ve memleketin  dâr-ûl-fünûn’larında görevli bazı safdil ve çıkarına düşkün müderrisler, bu virüsü taşımışlar. Bu portörler, virüsü bu ülke insanına bulaştırmak için her türlü kılığa girip çok gayret gösteriyorlarmış. Gayretlerinin sonucunu almakta da fazla gecikmemişler. Bu virüsü ilk defa siyasetçilere, onlardan halka ve en sonunda, direnmelerine rağmen izcilere bulaştırmışlar…

Virüs kapan “Al Beni, Al Beni” deme krizine tutulur ve kendini önüne gelenin kucağına atmak ister ve bunun için neyi var ise, isteyenlere, vermekten çekinmezlermiş. Bunun için, bunlara “Ver-Kurtulcu” da denirmiş. Virüsün adı mı? AB imiş… Hastalığın en belirgin göstergesi, insanların  “Al Beni, Al Beni” diyerek sokaklara, yolara düşmesi olduğundan, bu sözcüğün iki kelimesinin baş harfleri virüsün adı olmuş, yani AB..!

AB virüsü bu ülke için çok tehlikeli olmaya başlamış. Al Beni, Al Beni diyenlerin sayısı arttıkça içeri de ve dışarıda bazı kötü niyetliler planlar hazırlamaya başlamışlar. Planları hep tuzaklarla dolu imiş. Zaten bu planlar ve içerdiği tuzaklarda yeni değilmiş… Yüz yıllardır bu kötü niyetler, ortam uygun bulunduğunda hemen uygulamaya konulurmuş. Bu ülkenin bazı insanları bu planları hatırladıklarından diğer insanları uyarmaya çalışırlarmış ama, onlara da “dinozor” derlermiş.

Tuzakların en tehlikelisi, kucağına oturulmak istenen ülkelerin böyle bir niyet ve isteklerinin bulunmamasıymış! Gerçek arzuları, alır gibi görünüp ülkenin tamamını hastalığın pençesine düşürüp parçalayıp bölmekmiş?...

AB virüsünün başka bir etkisi de, hastanın herkesi dost ve müttefik olarak görmesine neden olmakmış! Ülke böyle bir hastalığa da yakalanmış. Dostum, müttefikim diyen her ülkeye kendilerini ve tabiatıyla her şeylerini teslim ediyorlarmış. Müttefikim diyenlerin gerçek maksatları dostluk olmadığı sonradan ortaya çıksa bile, virüsün etkisiyle görmezlikten geliniyormuş. Kendini müttefik olarak gösteren, denizlerin ötesin de bir ülke varmış ki, dostluk adına yapmadığı kalmazmış. Bu sözde dost kılığındaki kovboy müttefik! Elini kolunu sallaya sallaya ülkede dolaşır, girmediği, kullanmadığı yer bırakmazmış… Bu ülkenin özel ve kamusal her kurumuna sızmış ve buralar da adamları varmış!... Zaman zaman isteklerini öyle boyutlara taşırmış ki, istemeyerek biraz karşı çıkan olursa ellerinde ne varsa “başlarına” hemen geçiriverirlermiş.

Ancak, bu ülkede yaşayanların bir özelliği varmış, kendilerine “izci-millet” derlermiş!... İzci-Millet olmaları bu AB virüsünün karşısında tek dayanakları imiş…

Bu özellikleri nedeniyle, geçmişlerinde daha büyük birçok tehlikenin üstesinden gelmesini bilmişler…

Ayrıca, bir de bu ülkenin “Ebedi Rehberi” varmış. İnsanlar O’na “Atam” derlermiş. “Atam” geçmişte ülkeye musallat olan aynı virüsü “Kurtuluş ve Bağımsızlık” panzehiri ile yenmiş , hem virüs ve hem de portörleri ülkeden uzaklaştırmıştır. AB virüsü ve kovboy kılığındaki dost görünenler ülkede hastalığı artırdıkça, bunlardan kurtulmanın “Atam” yoluyla olacağına inanların sayısı, her gün hızla artmaya başlamış. En önemlisi de “İzci Oymak Başları” virüsten ve dost görünen at sineklerinden artık kurtulma zamanının geldiğini ve bunun içinde “Atam’ın” “Kurtuluş ve Bağımsızlık” panzehirinin kullanılması gerektiğini hatırlamaya başlamışlar.

Böyle bir ülke ve böyle bir hastalık var mı, bilinmez; Bunu en iyisi okuyucunun algılamasına bırakalım.

Bu bir masal, bak adı üzerinde “Bir varmış, bir yokmuş” diyebilen biri de, ne dersiniz çıkabilir mi?

Yoksa, ninenin: “uyurda büyür, tıpış tıpış yürür, adam olur inşallah…” sözlerinin çocukluk anılarında kaldığını düşünenlerde, bazı çağrışımlar uyandırır mı?

Kim bilir? Belki..


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |