|
İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI MİLLET MEKTEPLERİ 75
YAŞINDA
YAŞAR ÖZTÜRK
19 Mayıs 1919’da başlayan Birinci Kurtuluş
Savaşı, 29 Ekim günü Cumhuriyet’in ilan
edilmesiyle sona erdi. Mustafa Kemal, yeni bir
sürecin, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın başladığını
açıkladı: “Bundan sonra çok önemli zaferlere
kavuşacağız. Ama bu zaferler süngü zaferleri
değil, ekonomi, bilim ve kültür zaferleri
olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı
zaferler ancak gelecek zaferlerimiz için değerli
zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle
gururlanmayalım. Yeni bilim ve ekonomi
zaferlerine hazırlanalım... Kılıç kullanan kol
yorulur, sonunda kılıcı kınına koyar ve belki
kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm
olur. Ama sapan kullanan kol gün geçtikçe daha
çok toprağa erişir ve sahip olur.” Her işin başı
eğitimdi.
İşgalci güçleri ülkesinden kovan Mustafa Kemal,
“Başkomutanlık” giysisini çıkarıp “Başöğretmen”
oldu. Cehaletin kıskacındaki Türkiye’yi
kurtarmak için bir seferberliği başlattı. Bu hiç
kimsenin göze alabileceği bir iş değildi.
Fransız yazar Georges Duhamel şöyle diyor:
“Atatürk’ün yapıtı, İngiliz, Fransız ya da Rus
devrimcilerinin yapıtına hiçbir bakımdan
benzetilemez. Bu ülkelerden hiçbiri dile, yazıya
dokunabilmeyi akıllarının kıyısından bile
geçirmemişlerdir. Örneğin ne Cromwell, ne
Robespierre, ne Lenin ve arkasından gelenler,
önderlik ettikleri ulusu, bilim felsefesi,
düşünce yöntemi, kısacası alın yazısını
değiştirme yoluna götürmeye kalkışamamışlardır.”
En başta Başbakan İsmet İnönü, bu devrimin
gerçekleşmeyeceği endişesini taşıyordu.
Atatürk’e önce karşı koydu: “Başından beri benim
söylediğim, ‘Enver Paşa savaş ilan edilmeden
böyle bir şey girişmişti, sonra savaşın ilanı
üzerine kaldırıldı. Yeniden eski duruma döndük.
Yine öyle olacak... Başa çıkamayız. İyi düşün.’
Atatürk’e bunları söyledim ve benim karşı
duruşum cesaretini kırdı. Yazı devrimini iki yıl
sürükledi. Resmi açıklamalarında, grupta,
partide yaptığı konuşmalarda yeni harfleri
düşünüyoruz, diyordu. Fakat başlayamıyordu.
Sonunda yazı devrimini emrivaki halinde ilan
etmeden önce kendisine şöyle dedim: ‘Bunu
istiyorsunuz, yapacaksınız. Fakat
uygulayamayacaksınız!’ ‘Kim?’ dedi. ‘Siz’ dedim.
‘Başta siz olmak üzere hiçbiriniz
uygulamayacaksınız. Büyük bir devrim hareketi
yapacağız. Bir devrim yapıldığı zaman bunu
uygulama konumlarında bulunanların
kararlığındaki inanç, ciddiyet ve sebat hakkında
hiçbir kuşku olmamalı. Önce biz, birinci
derecede uygulayıcısı olmalıyız. Uymalıyız.’
Atatürk söz verdi. ‘Uygulayacağız, ben başta
olmak üzere hepimiz uygulayacağız.’ Yazı devrimi
oldu. Herkes bilir ki, ondan sonra ben eski
yazıyı kullanmış değilim. Yapmadım. Yapamadım.
Akıllılık ettim. Çünkü, ilk sıkıntıya
katlanamayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yeni
yazıyı kullanamadılar.”
75 yıl önce 1 Ocak 1929 günü, Millet Mektepleri
açıldı. Temelleri 4 ay önce atılmıştı. 24 Kasım
1928 günü olur alan MEB’na 400.000 lira ek bütçe
öngören yasayla Genel Başkanlığını ve
başöğretmenliğini Mustafa Kemal’in üstlendiği,
Millet Mektepleri kurulmuştu. Bu nedenle 24
Kasım Öğretmenler günü oldu. Kurslarda “Düzgün
Okuma ve Yazma”, “Hesap ve Ölçüler”,
“Yurttaşlık, Sağlık Bilgisi” gibi temel yaşamsal
bilgiler ders olarak okutuldu. Amaç, okur yazar
sayısını artırmaktan öte bilgili, kültürlü yeni
bir toplum yaratmaktı. Derslerde bugün bile özen
gösterilmeyen bir nokta vardı: “Bir işi
sevdirmek.”
Düzgün Okuma ve Yazma dersinde erek şunlardı:
“Kolaylıkla ve düzgünce okumak. Okumak zevkini
almak... Okutulacak parçaların öğrencinin ilgi
duyacağı şeyler olması gerekir. İstenilen sadece
hiç düşünmeksizin, gelişigüzel, kendiliğinden
bir okuma değildir. Bunun için okunan parçaların
öğrenci tarafından iyice anlaşılması gerekir.
Okuma için eldeki kitaptan yararlanılacaktır.
Yalnız ara sıra güzel Halk şiirlerinden ve yeni
şiirlerden, seçme yazılardan okutulması gerekir.
Şiirler ve yazınsal değeri olan parçalar
okunurken öğretmen bunların güzel olan bölümleri
konusunda öğrencinin ilgisini çekmeli, onlara bu
güzelliği duyurmaya çalışmalıdır. On beş günde
bir derslerde öğrenciye gazete ve dergilerden
uygun makale ve köşe yazıları okutulması da çok
yararlı olur. Bu yazının o günlerde halkı
ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken
olaylara ait olması yararı artırır. Gazetelerde
okunan makaleler üzerine kısa tartışmaların
yapılması da hem öğrencinin gazete dergi okuma
ilgisini artırmaya hem de düzgünce konuşma
alışkanlığı almasına yarar. Yazma derslerinde
öğrenciye düşüncelerini düzgün ve anlaşılır
biçimde yazı ile dile getirmek öğretilecektir.
Bunun için adım adım ilerlemek gerekir. Yazı
için mektup, belge, dilekçe, telgraf, senet gibi
yaşamda her zaman gereksinim duyulan konuların
seçilmesi yararlı olur. Yazı derslerinde
mektupların biçimine ilişkin kurallar da
öğretilecektir. Düzgün tarih atmak, düzgün adres
yazmak gibi. Derslerde yeri geldikçe öğrenciye
yazım ve dilbilgisi kurallarından söz edilmeli
onlarda sık sık karşılaşılan yazım, dilbilgisi
ve sözdizimi hataları düzeltilmelidir. Ders için
seçilecek gazete ve dergi, makale ve yazıların
halk için yararlı şeyler olması gerekir.
Güvenlik olaylarına ve cinayetlere ilişkin
yazılar öğrenciye kesinlikle okutulmamalıdır.
Hesap ve ölçülerde; gündelik yaşamda her zaman
karşılaşılan ve kafadan hesapla her zaman
çözülemeyen basit sorunları çözmeye yarayacak
genel ilkleri ve kuralları öğrenmek ve bunları
kolayca, doğruca ve çabukça kullanmak... Sağlık
Bilgisi’nde, beden organlar ve görevlerinden
başlayarak temizlik, toplum sağlığı, giyim
kuşamdan, hastalıklara kaza, zehirlenme, çocuk
bakımı... Yurt Bilgisi’nde öğrenciye vatan,
ulus, yurttaşlık hak, özgürlük ve ödevleri
konusunda bir yurttaşın bilmesi gereken asgari
bilgiyi kazandırmaktır. İyi bir Türk vatandaşı
vatanını sever, görevini bilir, çalışır,
insaniyetlidir.”
Bir yılda yarım milyonu aşkın insana cehaletin
ağından kurtarıldı. Birkaç yılda ülke nüfusunun
yüzde onu okuryazar oldu. Atatürk’ün ölümünden
sonra, çalışmaların sıkı tutulmaması yüzünden
bütün yurttaşları okur yazar bir ülke olma
olanağı elden kaçtı. Kurslara katılanların okur
yazarlıklarını ve bilgilenmelerini sürdürmek,
öğrendiklerini unutmamalarını ve
pekiştirmelerini sağlamak için bir de ücretsiz
dergi yayına başladı: Halk Mecmuası. İlk yıl
20487 derslik açıldı. Yerleşim yerlerindeki
bütün okul binaları bu iş için kullanılırken,
okulun bulunmadığı yerler için gezici kurslar,
uygun odalarda, bu da yoksa açık havada yapıldı.
Halk bu yeniliği yürekten benimsedi. Yeni
abeceye “Gazi Alfabesi” adını verdi.
1 Ocak 1929 Salı günü, kapılarını öğrencilerine
açan Millet Mektepleri o kadar büyük bir ilgi
gördü ki, ilk gün birçok insan geri döndü. Yeni
derslikler açıldı. Öğrenciler (Bir çoğunun ilk
kez gördüğü, duyduğu) gramofondan Mustafa
Kemal’in “Yeni Harfler Söylevini” dinleyerek
derse başladı. Hapishanede, askerde olanlardan,
işyerinden ayrılamayan işçilere, hamallara,
tarlada çalışan gündelikçilere varana kadar
herkesin bu okuma yazma seferberliğinden
yararlanması tasarlandı. İşyeri, çiftlik
sahipleri yanlarında çalışanlara okuma yazmayı
öğretmekle yükümlü kılındı. “Millet Mektepleri
Teşkilatına İlişkin Kararname” içeriği ile
bugüne taş çıkaracak nitelikteydi. Köy
Enstitülerine uzanan yolun başlangıcıydı. “Köy
Yatı Dershaneleri” gündeme geldi. Günümüzde
köylere öğretmenleri gönder(e)meyen, taşımalı
eğitim adı altında öğretmenin ışıltısını
aydınlığını köylerden koparan karanlıklara
bırakan bir eğitim anlayışı ile o zaman çok
kısır olanaklarla mucizeler gerçekleştiren
özverinin ayırdına varmak gerekiyor. O yıllarda,
okul binası olmadığı için açık alanda eğitim
öğretim yapılırken bugün var olan (Kuran
Kurslarına verilmek istenen) güzelim yapılar
kendi kaderlerine yıkıma terk ediliyor. Millet
Mektepleri peynir ekmek dağıtır gibi diploma da
vermedi. Hatır için sınıf da geçirilmedi.
Üstelik bunlar, 1929 yılında dünyanın yaşadığı
ilk küresel ekonomik bunalımının afetleri içinde
gerçekleştirildi. Dünya bu yüzden Türkiye’yi
ayakta alkışladı. Övgü dolu yazılar çıktı.
Mustafa Kemal, 75 yıl önce, büyük bir sevinci
büyük bir üzüncü birlikte yaşadı. Yazı
Devrimi’nin, Halk Eğitimi, Halk Dershanesi, İlk
Köy Öğretmen Okullarının ve Millet Mekteplerinin
kurucusu, tüm ders kitaplarını yenileyicisi, 31
yaşında Milli Eğitim Bakanı olan Mustafa Necati,
1 Ocak günü öldü. O, Millet Mekteplerinin
mimarıydı, ilk öğrencisi olmayı bekliyordu, ama
hastalandı. Büyük yapıtı Millet Mekteplerinin
açılışını görmek için ameliyatını erteleten
Mustafa Necati, kurtarılamadı. Ateşler içinde
Millet Mekteplerini sayıklaya sayıklaya
gözlerini yumdu. Mustafa Kemal ağlıyordu. Falih
Rıfkı Atay, o günü şöyle anlatıyor: “Atatürk’ün
ilk defa hıçkırıklar ile ağladığını bu ölüm
akşamı görmüştüm –Ne evlattı o...” diye
üzülüyordu. Yüzbinlerin ölümüne göz kırpmadan
bakan, ateşte dövülmüş ve kanda soğumuş bu
irade, bir ana kalbi kadar yumuşaktı. İsmet
İnönü, mezarı başında bir konuşma yaptı:
“Devrimcilerin ölürken kalanlardan ve yeni
yetişenlerin bir tek dileği vardır: Cansız
bileklerinde sallanan görev bayrağının kavranıp
daha yüksek dalgalanmasıdır!” Başbakan İnönü,
iki ay boyunca Mustafa Necati’nin yerine birini
atayamadı. Görevi vekaleten kendisi yürüttü.
Daha sonra yoldaşı, kendisi gibi genç yaşta ölen
Vasıf Çınar’a görev verildi. Dr. Reşit Galip,
Hasan Ali Yücel bu bayrağı daha da yükseklere
taşıdı.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |