Ocak 2004  Sayı: 65 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   OCAK 2004  

 

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI MİLLET MEKTEPLERİ 75 YAŞINDA

 

YAŞAR ÖZTÜRK

19 Mayıs 1919’da başlayan Birinci Kurtuluş Savaşı, 29 Ekim günü Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle sona erdi. Mustafa Kemal, yeni bir sürecin, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın başladığını açıkladı: “Bundan sonra çok önemli zaferlere kavuşacağız. Ama bu zaferler süngü zaferleri değil, ekonomi, bilim ve kültür zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler ancak gelecek zaferlerimiz için değerli zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım. Yeni bilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım... Kılıç kullanan kol yorulur, sonunda kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Ama sapan kullanan kol gün geçtikçe daha çok toprağa erişir ve sahip olur.” Her işin başı eğitimdi.

İşgalci güçleri ülkesinden kovan Mustafa Kemal, “Başkomutanlık” giysisini çıkarıp “Başöğretmen” oldu. Cehaletin kıskacındaki Türkiye’yi kurtarmak için bir seferberliği başlattı. Bu hiç kimsenin göze alabileceği bir iş değildi. Fransız yazar Georges Duhamel şöyle diyor: “Atatürk’ün yapıtı, İngiliz, Fransız ya da Rus devrimcilerinin yapıtına hiçbir bakımdan benzetilemez. Bu ülkelerden hiçbiri dile, yazıya dokunabilmeyi akıllarının kıyısından bile geçirmemişlerdir. Örneğin ne Cromwell, ne Robespierre, ne Lenin ve arkasından gelenler, önderlik ettikleri ulusu, bilim felsefesi, düşünce yöntemi, kısacası alın yazısını değiştirme yoluna götürmeye kalkışamamışlardır.”

En başta Başbakan İsmet İnönü, bu devrimin gerçekleşmeyeceği endişesini taşıyordu. Atatürk’e önce karşı koydu: “Başından beri benim söylediğim, ‘Enver Paşa savaş ilan edilmeden böyle bir şey girişmişti, sonra savaşın ilanı üzerine kaldırıldı. Yeniden eski duruma döndük. Yine öyle olacak... Başa çıkamayız. İyi düşün.’ Atatürk’e bunları söyledim ve benim karşı duruşum cesaretini kırdı. Yazı devrimini iki yıl sürükledi. Resmi açıklamalarında, grupta, partide yaptığı konuşmalarda yeni harfleri düşünüyoruz, diyordu. Fakat başlayamıyordu. Sonunda yazı devrimini emrivaki halinde ilan etmeden önce kendisine şöyle dedim: ‘Bunu istiyorsunuz, yapacaksınız. Fakat uygulayamayacaksınız!’ ‘Kim?’ dedi. ‘Siz’ dedim. ‘Başta siz olmak üzere hiçbiriniz uygulamayacaksınız. Büyük bir devrim hareketi yapacağız. Bir devrim yapıldığı zaman bunu uygulama konumlarında bulunanların kararlığındaki inanç, ciddiyet ve sebat hakkında hiçbir kuşku olmamalı. Önce biz, birinci derecede uygulayıcısı olmalıyız. Uymalıyız.’ Atatürk söz verdi. ‘Uygulayacağız, ben başta olmak üzere hepimiz uygulayacağız.’ Yazı devrimi oldu. Herkes bilir ki, ondan sonra ben eski yazıyı kullanmış değilim. Yapmadım. Yapamadım. Akıllılık ettim. Çünkü, ilk sıkıntıya katlanamayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yeni yazıyı kullanamadılar.”

75 yıl önce 1 Ocak 1929 günü, Millet Mektepleri açıldı. Temelleri 4 ay önce atılmıştı. 24 Kasım 1928 günü olur alan MEB’na 400.000 lira ek bütçe öngören yasayla Genel Başkanlığını ve başöğretmenliğini Mustafa Kemal’in üstlendiği, Millet Mektepleri kurulmuştu. Bu nedenle 24 Kasım Öğretmenler günü oldu. Kurslarda “Düzgün Okuma ve Yazma”, “Hesap ve Ölçüler”, “Yurttaşlık, Sağlık Bilgisi” gibi temel yaşamsal bilgiler ders olarak okutuldu. Amaç, okur yazar sayısını artırmaktan öte bilgili, kültürlü yeni bir toplum yaratmaktı. Derslerde bugün bile özen gösterilmeyen bir nokta vardı: “Bir işi sevdirmek.”

Düzgün Okuma ve Yazma dersinde erek şunlardı: “Kolaylıkla ve düzgünce okumak. Okumak zevkini almak... Okutulacak parçaların öğrencinin ilgi duyacağı şeyler olması gerekir. İstenilen sadece hiç düşünmeksizin, gelişigüzel, kendiliğinden bir okuma değildir. Bunun için okunan parçaların öğrenci tarafından iyice anlaşılması gerekir. Okuma için eldeki kitaptan yararlanılacaktır. Yalnız ara sıra güzel Halk şiirlerinden ve yeni şiirlerden, seçme yazılardan okutulması gerekir. Şiirler ve yazınsal değeri olan parçalar okunurken öğretmen bunların güzel olan bölümleri konusunda öğrencinin ilgisini çekmeli, onlara bu güzelliği duyurmaya çalışmalıdır. On beş günde bir derslerde öğrenciye gazete ve dergilerden uygun makale ve köşe yazıları okutulması da çok yararlı olur. Bu yazının o günlerde halkı ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken olaylara ait olması yararı artırır. Gazetelerde okunan makaleler üzerine kısa tartışmaların yapılması da hem öğrencinin gazete dergi okuma ilgisini artırmaya hem de düzgünce konuşma alışkanlığı almasına yarar. Yazma derslerinde öğrenciye düşüncelerini düzgün ve anlaşılır biçimde yazı ile dile getirmek öğretilecektir. Bunun için adım adım ilerlemek gerekir. Yazı için mektup, belge, dilekçe, telgraf, senet gibi yaşamda her zaman gereksinim duyulan konuların seçilmesi yararlı olur. Yazı derslerinde mektupların biçimine ilişkin kurallar da öğretilecektir. Düzgün tarih atmak, düzgün adres yazmak gibi. Derslerde yeri geldikçe öğrenciye yazım ve dilbilgisi kurallarından söz edilmeli onlarda sık sık karşılaşılan yazım, dilbilgisi ve sözdizimi hataları düzeltilmelidir. Ders için seçilecek gazete ve dergi, makale ve yazıların halk için yararlı şeyler olması gerekir. Güvenlik olaylarına ve cinayetlere ilişkin yazılar öğrenciye kesinlikle okutulmamalıdır. Hesap ve ölçülerde; gündelik yaşamda her zaman karşılaşılan ve kafadan hesapla her zaman çözülemeyen basit sorunları çözmeye yarayacak genel ilkleri ve kuralları öğrenmek ve bunları kolayca, doğruca ve çabukça kullanmak... Sağlık Bilgisi’nde, beden organlar ve görevlerinden başlayarak temizlik, toplum sağlığı, giyim kuşamdan, hastalıklara kaza, zehirlenme, çocuk bakımı... Yurt Bilgisi’nde öğrenciye vatan, ulus, yurttaşlık hak, özgürlük ve ödevleri konusunda bir yurttaşın bilmesi gereken asgari bilgiyi kazandırmaktır. İyi bir Türk vatandaşı vatanını sever, görevini bilir, çalışır, insaniyetlidir.”

Bir yılda yarım milyonu aşkın insana cehaletin ağından kurtarıldı. Birkaç yılda ülke nüfusunun yüzde onu okuryazar oldu. Atatürk’ün ölümünden sonra, çalışmaların sıkı tutulmaması yüzünden bütün yurttaşları okur yazar bir ülke olma olanağı elden kaçtı. Kurslara katılanların okur yazarlıklarını ve bilgilenmelerini sürdürmek, öğrendiklerini unutmamalarını ve pekiştirmelerini sağlamak için bir de ücretsiz dergi yayına başladı: Halk Mecmuası. İlk yıl 20487 derslik açıldı. Yerleşim yerlerindeki bütün okul binaları bu iş için kullanılırken, okulun bulunmadığı yerler için gezici kurslar, uygun odalarda, bu da yoksa açık havada yapıldı. Halk bu yeniliği yürekten benimsedi. Yeni abeceye “Gazi Alfabesi” adını verdi.

1 Ocak 1929 Salı günü, kapılarını öğrencilerine açan Millet Mektepleri o kadar büyük bir ilgi gördü ki, ilk gün birçok insan geri döndü. Yeni derslikler açıldı. Öğrenciler (Bir çoğunun ilk kez gördüğü, duyduğu) gramofondan Mustafa Kemal’in “Yeni Harfler Söylevini” dinleyerek derse başladı. Hapishanede, askerde olanlardan, işyerinden ayrılamayan işçilere, hamallara, tarlada çalışan gündelikçilere varana kadar herkesin bu okuma yazma seferberliğinden yararlanması tasarlandı. İşyeri, çiftlik sahipleri yanlarında çalışanlara okuma yazmayı öğretmekle yükümlü kılındı. “Millet Mektepleri Teşkilatına İlişkin Kararname” içeriği ile bugüne taş çıkaracak nitelikteydi. Köy Enstitülerine uzanan yolun başlangıcıydı. “Köy Yatı Dershaneleri” gündeme geldi. Günümüzde köylere öğretmenleri gönder(e)meyen, taşımalı eğitim adı altında öğretmenin ışıltısını aydınlığını köylerden koparan karanlıklara bırakan bir eğitim anlayışı ile o zaman çok kısır olanaklarla mucizeler gerçekleştiren özverinin ayırdına varmak gerekiyor. O yıllarda, okul binası olmadığı için açık alanda eğitim öğretim yapılırken bugün var olan (Kuran Kurslarına verilmek istenen) güzelim yapılar kendi kaderlerine yıkıma terk ediliyor. Millet Mektepleri peynir ekmek dağıtır gibi diploma da vermedi. Hatır için sınıf da geçirilmedi. Üstelik bunlar, 1929 yılında dünyanın yaşadığı ilk küresel ekonomik bunalımının afetleri içinde gerçekleştirildi. Dünya bu yüzden Türkiye’yi ayakta alkışladı. Övgü dolu yazılar çıktı.

Mustafa Kemal, 75 yıl önce, büyük bir sevinci büyük bir üzüncü birlikte yaşadı. Yazı Devrimi’nin, Halk Eğitimi, Halk Dershanesi, İlk Köy Öğretmen Okullarının ve Millet Mekteplerinin kurucusu, tüm ders kitaplarını yenileyicisi, 31 yaşında Milli Eğitim Bakanı olan Mustafa Necati, 1 Ocak günü öldü. O, Millet Mekteplerinin mimarıydı, ilk öğrencisi olmayı bekliyordu, ama hastalandı. Büyük yapıtı Millet Mekteplerinin açılışını görmek için ameliyatını erteleten Mustafa Necati, kurtarılamadı. Ateşler içinde Millet Mekteplerini sayıklaya sayıklaya gözlerini yumdu. Mustafa Kemal ağlıyordu. Falih Rıfkı Atay, o günü şöyle anlatıyor: “Atatürk’ün ilk defa hıçkırıklar ile ağladığını bu ölüm akşamı görmüştüm –Ne evlattı o...” diye üzülüyordu. Yüzbinlerin ölümüne göz kırpmadan bakan, ateşte dövülmüş ve kanda soğumuş bu irade, bir ana kalbi kadar yumuşaktı. İsmet İnönü, mezarı başında bir konuşma yaptı: “Devrimcilerin ölürken kalanlardan ve yeni yetişenlerin bir tek dileği vardır: Cansız bileklerinde sallanan görev bayrağının kavranıp daha yüksek dalgalanmasıdır!” Başbakan İnönü, iki ay boyunca Mustafa Necati’nin yerine birini atayamadı. Görevi vekaleten kendisi yürüttü. Daha sonra yoldaşı, kendisi gibi genç yaşta ölen Vasıf Çınar’a görev verildi. Dr. Reşit Galip, Hasan Ali Yücel bu bayrağı daha da yükseklere taşıdı.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |