Ocak 2004  Sayı: 65 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   OCAK 2004  

 

İLKELİ YAŞAMAK

                                                                                                                   Ersen TOLUNAY

                    

Biz durmadan ATATÜRK  İLKELERİ’nden söz ederken, O’nun ilkeli yaşamını gözardı ediyoruz. Kimilerimize göre, ilkeli yaşamak, komik ve de görece bir kavram. Üstelik, toplumumuzda giderek egemen olan genelgeçer ve yaygın bir kanıya göre, yaşamı ilkelerle çerçevelemenin  usa yatkın bir yanı da yok. Şu kısacık yaşamda, gönlünce ve dilediğince yaşamalı insan. Oysa, çağcıl yaşamlarına öykünüp, örnek almaya çalıştığımız ülkelerdeki uygarlığın kökeninde de “ilkeler ve ilkelilik” yatıyor. Bakın, “Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk insanı daha ilkeli yaşıyordu” desem, -ki öyle olduğuna yürekten inanıyorum- kimileri “saçmalamış” diyecekler. Biliyorum. Ama şuna içtenlikle inanıyor ve de bu inancımdan dolayı üzülerek belirtiyorum ki, “ilkeli” bireylerimizin sayısı giderek azalıyor. Deyim yerindeyse, “sallapati” ve de esen yellere göre değişen bir yaşam biçimimiz var bizim. Değişimi küreselleşmenin, globalleşmenin  bulamacı ile sarıp sarmalayıp, kendi oynak ve tutarsız yaşamlarına yasal gerekçe olarak gösterenler, giderek çoğalıyorlar. Oysa, insan denen varlığın sağlam bir omurgası olmalı değil mi? Bu omurgada genlerin payının “yüzde kaç”olduğunu bilecek denli bir donanımım yok. Ama bildiğim şey, toplumların gelişmişlikleriyle, ilkeliliğin doğru orantılı olduğu. “Evren durduğu yerde durmuyor, akıp giden zaman içerisinde değer yargıları değişiyor” diyenlere de yanıtım var hiç kuşkusuz. Bu belirleme doğru bir belirleme. Ama “murat edilen” amaca bakmak gerek. Bir zamanlar çokça gündemde olan “vizyon” “mizyon” gibi süslü sözcüklerin ne anlama geldiğini geçen sürede hep birlikte gördük. Acı deneyimlerle. Ama benim asıl demek istediğim şu, insanı insan yapan ilkeler var. Örneğin onur (şeref, haysiyet) , örneğin itibar (saygınlık, prestij), örneğin kişilik (şahsiyet), örneğin tevazu (alçakgönüllülük, gösterişsizlik). Ömrünün altmış yılını geride bırakmış bir Türk yurttaşı olarak, bu ilkelerin aşındığını, değerini, anlamını ve önemini yitirdiğini gördükçe üzülüyor, karamsarlaşıyorum. Ve de çocukluk ve gençlik yıllarımı anımsıyorum. Anne  ve babalarımızla büyüklerimizden ve giderek hiç kuşkusuz öğretmenlerimizden en çok duyduğumuz bu sözcüklerdi. O bağlamda da Ulu önder ATATÜRK örnek gösterilirdi hep. O’nun yedi düvele karşı , başı dik, kendine güvenli, inandıklarını gerçekleştirmeye inançlı onurlu tavrı. O’nun en zor günlerde bile ilkelerinden ve düşüncelerinden ödün vermeyen çelik kişiliği. O’nun salt ulusunca değil, tüm evren uluslarınca onaylanan saygınlığı. Ve O’nun başardığı onca büyük utkuya karşın, bir çobana bile kendini tanıtmayan alçakgönüllülüğü.

Şimdi bir de dönüp, O’ndan sonra geçen günlere ve günümüze bakalım. Ve de değer yargılarının   karşılaştırmasını yapalım. Örneğin, “onurlu birey mi?” , “yanar döner birey mi?”. Yanıtı uzunca düşünmeye gerek yok. Başarının açarı ikincisinde gizli. Örneğin, “saygınlık mı?” “varsıllık mı?”. Yine yanıt belli. Elbette ikincisi. Örneğin “kişilik mi?” , “varsıllık mı?”. Örneğin, “alçakgönüllülük mü?”, “yukarıdan bakıp kasılmak mı?”. Hep ikincisi. Hep ikincisi. Bakın, bireyi birey yapan bu değerlerdeki aşınma, yozlaşma ve giderek çürüyüp kokuşma, öylesine belirgin ki. Iraklara gitmeye gerek yok. Açın günlük gazeteleri bir göz atın. Ya da çevrenize, yaşamınızdaki olayların başrol oyuncularına, figüranlarına bakın. Ne acı değil mi? Bizler, ülkemizi, ulusumuzu, yarınlarımızı ve de varlığımızı birebir ilgilendiren konularda bile, onurlu bir toplumsal davranış yansıtma becerisini, başarısını gösterebiliyor muyuz? Bizler, ulusal saygınlığımız söz konusu olduğunda, duyarlı uygar toplumların bireylerinin davranışlarına eş bir davranış sergileyebiliyor muyuz?  Bizler, bireysel ve toplumsal yaşamımızda kişiliğimizi koruyup, onun ayaklar altında ezilmesine direnebiliyor muyuz?  Ve olanaklarımız içerisinde, bulunduğumuz konum, koşul ne olursa olsun, “insan” olmanın abartısız düzlüğünde yürüyebiliyor muyuz? İşte ATATÜRK’te bu değerlerin tümü yüzde yüz ölçüsünde vardı. O yaşarken, ulusuna bu değerleri anlattı, gösterdi, yaşattı. “ATATÜRKÇÜYÜM” diyenler de, ATATÜRK’ü karalamaya çalışanlar da, önce bu değerlerle sorgulamalılar  kendilerini. Bu değerlerle çek etmeliler. ONURLU MUYUM? SAYGIN MIYIM? KİŞİLİKLİ MİYİM? ALÇAKGÖNÜLLÜ MÜYÜM?  Bilgi birikiminizin yoğunluğu , taşıdığımız ünvanın büyüklüğü, varsıllığınızın ölçüsüzlüğü, çevrenizin genişliği, gücünüzün sınırsızlığı, bu değerler yoksa sizde hiç bir anlam taşımaz.

Onurluyla onursuzu, saygınla saygın olmayanı, kişilikliyle kişiliksizi, alçakgönüllüyle ayakları yere basmayanı, toplumsal buluncun (vicdanın) terazisinde tartıp, birincileri ikincilere yeğleme bilincine kavuşabilirsek, Ulu önder ATATÜRK’ün imlediği  ülke oluruz. İkincilerin üremesine, çoğalmasına ve de palazlanmasına çanak tutan her yaklaşım, çağdaş uluslarla aramızdaki ıraklığın daha da çok açılmasından öteye bir işe yaramaz. Öyleyse, anaların, babaların, öğretmenlerin, bilgelerin ve toplumun genelinin görevi İLKELİ YAŞAMAYI yeğlemek, İLKELİ YAŞAYANLARIN önünü açmak olmalıdır. Bunun için de ATATÜRK’ün ilkeli yaşamına bakmak yeter de artar bile.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |