|
İLKELİ YAŞAMAK
Ersen TOLUNAY
Biz durmadan ATATÜRK İLKELERİ’nden söz ederken,
O’nun ilkeli yaşamını gözardı ediyoruz.
Kimilerimize göre, ilkeli yaşamak, komik ve de
görece bir kavram. Üstelik, toplumumuzda giderek
egemen olan genelgeçer ve yaygın bir kanıya
göre, yaşamı ilkelerle çerçevelemenin usa
yatkın bir yanı da yok. Şu kısacık yaşamda,
gönlünce ve dilediğince yaşamalı insan. Oysa,
çağcıl yaşamlarına öykünüp, örnek almaya
çalıştığımız ülkelerdeki uygarlığın kökeninde de
“ilkeler ve ilkelilik” yatıyor. Bakın,
“Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk insanı daha
ilkeli yaşıyordu” desem, -ki öyle olduğuna
yürekten inanıyorum- kimileri “saçmalamış”
diyecekler. Biliyorum. Ama şuna içtenlikle
inanıyor ve de bu inancımdan dolayı üzülerek
belirtiyorum ki, “ilkeli” bireylerimizin sayısı
giderek azalıyor. Deyim yerindeyse, “sallapati”
ve de esen yellere göre değişen bir yaşam
biçimimiz var bizim. Değişimi küreselleşmenin,
globalleşmenin bulamacı ile sarıp sarmalayıp,
kendi oynak ve tutarsız yaşamlarına yasal
gerekçe olarak gösterenler, giderek
çoğalıyorlar. Oysa, insan denen varlığın sağlam
bir omurgası olmalı değil mi? Bu omurgada
genlerin payının “yüzde kaç”olduğunu bilecek
denli bir donanımım yok. Ama bildiğim şey,
toplumların gelişmişlikleriyle, ilkeliliğin
doğru orantılı olduğu. “Evren durduğu yerde
durmuyor, akıp giden zaman içerisinde değer
yargıları değişiyor” diyenlere de yanıtım var
hiç kuşkusuz. Bu belirleme doğru bir belirleme.
Ama “murat edilen” amaca bakmak gerek. Bir
zamanlar çokça gündemde olan “vizyon” “mizyon”
gibi süslü sözcüklerin ne anlama geldiğini geçen
sürede hep birlikte gördük. Acı deneyimlerle.
Ama benim asıl demek istediğim şu, insanı insan
yapan ilkeler var. Örneğin onur (şeref,
haysiyet) , örneğin itibar (saygınlık, prestij),
örneğin kişilik (şahsiyet), örneğin tevazu
(alçakgönüllülük, gösterişsizlik). Ömrünün
altmış yılını geride bırakmış bir Türk yurttaşı
olarak, bu ilkelerin aşındığını, değerini,
anlamını ve önemini yitirdiğini gördükçe
üzülüyor, karamsarlaşıyorum. Ve de çocukluk ve
gençlik yıllarımı anımsıyorum. Anne ve
babalarımızla büyüklerimizden ve giderek hiç
kuşkusuz öğretmenlerimizden en çok duyduğumuz bu
sözcüklerdi. O bağlamda da Ulu önder ATATÜRK
örnek gösterilirdi hep. O’nun yedi düvele karşı
, başı dik, kendine güvenli, inandıklarını
gerçekleştirmeye inançlı onurlu tavrı. O’nun en
zor günlerde bile ilkelerinden ve
düşüncelerinden ödün vermeyen çelik kişiliği.
O’nun salt ulusunca değil, tüm evren uluslarınca
onaylanan saygınlığı. Ve O’nun başardığı onca
büyük utkuya karşın, bir çobana bile kendini
tanıtmayan alçakgönüllülüğü.
Şimdi bir de dönüp, O’ndan sonra geçen günlere
ve günümüze bakalım. Ve de değer yargılarının
karşılaştırmasını yapalım. Örneğin, “onurlu
birey mi?” , “yanar döner birey mi?”. Yanıtı
uzunca düşünmeye gerek yok. Başarının açarı
ikincisinde gizli. Örneğin, “saygınlık mı?”
“varsıllık mı?”. Yine yanıt belli. Elbette
ikincisi. Örneğin “kişilik mi?” , “varsıllık
mı?”. Örneğin, “alçakgönüllülük mü?”, “yukarıdan
bakıp kasılmak mı?”. Hep ikincisi. Hep ikincisi.
Bakın, bireyi birey yapan bu değerlerdeki
aşınma, yozlaşma ve giderek çürüyüp kokuşma,
öylesine belirgin ki. Iraklara gitmeye gerek
yok. Açın günlük gazeteleri bir göz atın. Ya da
çevrenize, yaşamınızdaki olayların başrol
oyuncularına, figüranlarına bakın. Ne acı değil
mi? Bizler, ülkemizi, ulusumuzu, yarınlarımızı
ve de varlığımızı birebir ilgilendiren konularda
bile, onurlu bir toplumsal davranış yansıtma
becerisini, başarısını gösterebiliyor muyuz?
Bizler, ulusal saygınlığımız söz konusu
olduğunda, duyarlı uygar toplumların
bireylerinin davranışlarına eş bir davranış
sergileyebiliyor muyuz? Bizler, bireysel ve
toplumsal yaşamımızda kişiliğimizi koruyup, onun
ayaklar altında ezilmesine direnebiliyor muyuz?
Ve olanaklarımız içerisinde, bulunduğumuz konum,
koşul ne olursa olsun, “insan” olmanın abartısız
düzlüğünde yürüyebiliyor muyuz? İşte ATATÜRK’te
bu değerlerin tümü yüzde yüz ölçüsünde vardı. O
yaşarken, ulusuna bu değerleri anlattı,
gösterdi, yaşattı. “ATATÜRKÇÜYÜM” diyenler de,
ATATÜRK’ü karalamaya çalışanlar da, önce bu
değerlerle sorgulamalılar kendilerini. Bu
değerlerle çek etmeliler. ONURLU MUYUM? SAYGIN
MIYIM? KİŞİLİKLİ MİYİM? ALÇAKGÖNÜLLÜ MÜYÜM?
Bilgi birikiminizin yoğunluğu , taşıdığımız
ünvanın büyüklüğü, varsıllığınızın ölçüsüzlüğü,
çevrenizin genişliği, gücünüzün sınırsızlığı, bu
değerler yoksa sizde hiç bir anlam taşımaz.
Onurluyla onursuzu, saygınla saygın olmayanı,
kişilikliyle kişiliksizi, alçakgönüllüyle
ayakları yere basmayanı, toplumsal buluncun
(vicdanın) terazisinde tartıp, birincileri
ikincilere yeğleme bilincine kavuşabilirsek, Ulu
önder ATATÜRK’ün imlediği ülke oluruz.
İkincilerin üremesine, çoğalmasına ve de
palazlanmasına çanak tutan her yaklaşım, çağdaş
uluslarla aramızdaki ıraklığın daha da çok
açılmasından öteye bir işe yaramaz. Öyleyse,
anaların, babaların, öğretmenlerin, bilgelerin
ve toplumun genelinin görevi İLKELİ YAŞAMAYI
yeğlemek, İLKELİ YAŞAYANLARIN önünü açmak
olmalıdır. Bunun için de ATATÜRK’ün ilkeli
yaşamına bakmak yeter de artar bile.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |