|
“PROJECT DEMOCRACY” İÇİNDE
“ULUSLARARASI DİN HÜRRİYETİ”
SENARYOSU
Mustafa YILDIRIM
ABD dünya dinlerinin babasıdır
“İlginç olan şey, bazı batılı aydınların biz
Müslümanların zamanda geriye gitmemiz,
köklerimize inmemiz ve gelenekleri elden
bırakmamamız gerektiğini düşünmeleri ve bizim
genç insanlarımızın da bu ithal kaynağa dönüş
fikrinden oldukça etkilenmeleridir. (..) Niçin
Batı kendi kaynaklarına, bu kaynaklar her
neyseler, dönmüyor?” Amir Taheri [1]
Olaylardan bir sonuç çıkarmak gerekirse: İlk
anda dünyada yerleştirilmek istenen yeni
düzenin, demokratik bir düzen olacağı sonucuna
varılabilir. Bu düze içinde dünyanın tüm
ülkelerinde devletler merkezi otoritelerini
yitireceklerdir. Olabildiğince etnik ayrıma
uğramış küçük eyaletlere ayrılmış ülkelerde
tarihsel partiler eriyecek, vakıflardan, düşünce
topluluklarından, ticaret odalarından, insan
hakları denetim örgütlerinden oluşan bir siyasal
yapı oluşacaktır. Bu oluşumlar, doğrudan doğruya
ABD’nin siyasal partilerine bağlı enstitülere,
konseylere, ABD şirket vakıflarına,
bağlanacaktır. Ülkelerdeki eğitim kurumları da
vakıflaşacak ve ABD akademik dünyasıyla organik
bağlar kuracaktır.
Merkezi otoritesini yitirmiş, salt denetleyici
kurullara dönüşmüş devlet örgütlerinin yanı sıra
ordular da ulusallığını yitirmiş devletlerin
savunma gücü olmaktan çıkacak ve ortak güvenlik
güçlerine katılacaklardır. Herhangi bir bölgesel
başkaldırıya (bu bağımsızlık uğuruna bir
başkaldırı da olabilir) karşı anında silahlı
müdahalede bulunularak, öncelikle uzaydan
denetlenen, yeryüzünde ve uzayda
konuşlandırılmış kıtalar arası füzelerle
noktasal olarak vurulmasından sonra, ulusal
kimliğini yitirmiş paralı askerlerden oluşan
ortak güvenlik güçlerince yapılacaktır. Bu
eylem, yönlendirilmiş kitlelerce de içerden
desteklenecektir.
Bu son derece ileri(!) projeye engel olabilecek
en önemli kurumlardan biri de dinsel
kurumlardır. Dünya egemenliğinin kurulmasında
engel oluşturacak dinsel çatışmaların önlenmesi
için “dinlerarası diyalog”un geliştirilmesiyle
birlikte kurumsal yapının da oluşturulması
gerekir. En yaygın ve güçlü dinsel kurumlardan
başlayarak, tüm dinlere bir yeni merkezi eşgüdüm
gereklidir. Eşgüdümün merkezi elbette
Washington’da bulunacaktır. Öncelikle
Amerikalılardan oluşturulan bu kurumsal yapı,
IRFC(International Religious Freedom Committee/
Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi) dir. Bu
komitede şimdilik belli başlı dinlerin
temsilcileri bulunmaktadır. Büyük dinlerin
altında bulunan mezhep, tarikat oluşumlarının da
bir araya gelebileceği, demokratik görünümlü bir
ortamda kararlar alabilecekleri kurum ise
Dindarlar Parlamentosu’dur.
Uluslararası komite her yıl ülkeler aleyhinde
hazırlanan ßdin hürriyeti raporlarını görüşmeye
başlamıştır. Komite, din hürriyetini engelleyen
ülkelere yaptırım uygulanmasını
önerebilmektedir. Parlamento ise, değişik
ülkelerde toplanmaktadır. Parlamentonun
güçlendirilmesi için Dinlerarası Diyalog
Uluslararası Kongresi, 2000 yılında Washington
da Birleşmiş Milletler çatısı altında
gerçekleştirilmiştir.
Son derece düşsel görülen bu gelişmeleri biraz
daha yakından incelersek, gerçeğe
yaklaşabiliriz. Uluslararası din hürriyeti
senaryosunun geçmişi, soğuk savaş yıllarında
komünizme karşı oluşturulan ortak savaşım
alanında birbirine ilişkilendirilen dinsel
örgütlere bağlı kurumsal yapılanmalara
dayanmaktadır. Son yirmi yılda bu yapılanma,
sosyalist sistemin çökmesiyle birlikte, daha
yeni ve daha gelişmiş bir evreye
yükseltilmiştir.
Bundan sonraki bölümlerde yakın geçmişin
olayları içinde gezinirken, kimi kez Amerika
dan, kimi kez de Ankara’dan bakarak bu senaryoyu
çözmeye çalışacağız. Konuları ele aldıkça ve
olayları izledikçe, Türkiye’deki gelişmelerin
bir rastlantı, sıradan bir “irtica” hareketi
olmadığı görülecektir. İçinde yaşadığımız bu
olayları anımsadığımızda, bizimki gibi ülkelerde
birbirine benzer olayların sonuçlarını
düşünerek, değerlendirme yapıldıkta,
gelişmelerin sistem ya da rejim bozukluğuna
dayandığı savının gerçeği yansıtmadığı da
anlaşılır olacaktır. Ayrıca, olaylarda, şu ya da
bu yönden, ABD’nin ve Batı Avrupa’nın etkisi de
sırıtacaktır. Hele, son yirmi yılın olaylarında
“project democracy” örümcek ağının
derinliklerinde, ilginç uygulamalarla
karşılaşılacaktır.
Din Hürriyeti Senaryosunun
Yasallaştırılması
Amerikalı işadamı-misyoner Al Dobra, yabancı
ülkede uyguladığı yöntemi şu sözlerle
anlatıyordu: “Amacım bir Müslümanı dininden
döndürmek değil. (..) Hedefim, önce çürüyecek ve
sonra çatlayacak ve büyüyecek , böylece giderek
dinlerini sorgulamaya başlayacaklar.” [2]
Bu sözler, Batı’nın ve özellikle ABD nin
yüzlerce yıllık saldırılarının bir özeti gibi.
ABD, elli yıl demokrasi ve hürriyetin
patronluğunu yaptı. Bu demokrasi ve hürriyet
patronluğu, her nedense kendine karşı
politikaları kapsam dışı bırakıyor; gerektiğinde
çok partili politik sisteme dahil ülkelerde
seçimle gelmiş yönetimleri güç kullanarak ve kan
dökerek devirmeye engel olmak bir yana, el
altından destekliyordu. Bunu kimi ülkelerde
demokrasi ve hürriyet davasına dayanarak ve
sözde demokratik sistemi koruma zırhına
sığınarak; kimi başka ülkelerde de dinci
örgütleri desteklemeyi, hatta bu örgütlerin
eğitim etkinliklerine arka çıkmayı, onlara
dolaylı ya da dolaysız destekte bulunmayı kutsal
bir görev sayıyordu.[3]
1990 dan sonra, ülkeleri komünizm tehdidi ile
korkutarak, onlar üstünde siyasal egemenlik
kurmak olanaksızlaştı. 1980 lerin başlarında
“demokrasi projesi” adıyla başlatılan örgütlenme
ve açık müdahale programı, sosyalist bloğun
yıkılması üzerine yeni bir araçla donatıldı:
“Din Hürriyeti.”
Kasım 1996 da, ABD’nin devlet sekreteri Warren
Christopher, “Din ve inanç hürriyetini
yaygınlaştırmanın Birleşik Devletler in
çıkarlarının artırılmasını sağlayacağı”
gerekçesiyle ACRFA (Advisory Committee on
Religious Freedom Abroad / Dış Ülkelerde Din
Hürriyeti Danışma Komitesi) yi oluşturdu. Daha
sonra devlet sekreterliği görevine getirilen
Madeleine Albrigth, Şubat 1997 de komiteyi
açıkladı. “Dünyanın temel dinlerinin
geleneklerini temsil eden önderler ve hocalardan
oluşan,” komitenin görevi; “dış ülkelerde din
hürriyetinin geliştirilmesi, korunması ve
tanıtılması (öğretilmesi); bu konularda Devlet
Sekreterine önerilerde bulunması” olarak
belirtildi. ABD Başkanı, Danışma Komitesi ne şu
kişileri atadı:
Protestanlar Ulusal Birliği’nden Don Argue,
Hristiyan Kiliseleri Ulusal Konseyi’nden Joan
Brown Campbell, Harvard Üniversitesi’nden Diana
L. Eck, Amerika Bahaileri Müşavirler Kıtasal
Yönetim Kurulu ndan Wilma M. Ellis, Öğretim ve
Liderlik için Ulusal Musevi Merkezi’nden Haham
Irving Greenberg, Birinci Baptist Kilisesi
Papazı James B. Henry, Afrikalı Metodistler
Piskoposluğu Kilisesi piskoposu Frederick
Calhoun James, Amerika Rum Ortodoks Bölgesi’ni
temsilen Antonios Kireopoulos, Amerika Ortodoks
Kilisesi’ni temsilen Leonid Kishovsky,
Monumental Baptist Kilisesi’nden Samuel Billy
Kyles, Emory Üniversitesi nden Deborah E.
Lipstadt, USIP (Birleşik Devletler Barış
Enstitüsü)’den David Little, Newark Başpiskoposu
Theodore McCarrick, Son Gün Havarileri İsa
Kilisesi’nden Russell Marion Nelson, New Meksico
Las Cruse piskoposu Ricardo Ramirez, CFR (Dış
İlişkiler Konseyi)’den Barnett Richard Rubin,
CIA’nın propaganda aygıtı Freedom House un
Puebla Projesi elemanlarından Nina Shea, İndiana
Üniversitesi’nden Elliot Sperling, Müslüman
Kadınlar Ligi başkanı Laila al Marayati ve
Müslüman Amerikalılar Topluluğu başkanı İmam
Wallace Deen Mohammed (Wallace Deloney Elijah)
[4]
Başkan, İstanbul’dan Dini Liderle
Görüşüyor
Adı “uluslararası” ama, kendisi bir Amerikan
yasası olması gereken “Uluslararası Din
Hürriyeti” yasası çalışmaları sürdürülürken,
din-inanç koruyuculuğuna soyunan ABD Başkanı
William Jefferson Clinton, Hıristiyan, Musevi,
Müslüman, Bahai, Budist, Hindu temsilcilerle
görüşmeler yaptı. ABD’deki cemaat
temsilcileriyle yetinmeyen federal devlet
başkanı, Papa ile görüştükten sonra, İstanbul
Fener Rum Ortodoks Kilisesi patriği Bartholomeos
ile görüşerek, kurumsallaşmanın derin
temellerini attı.[5] Bartholomeos, sonraki
yıllarda ABD nin Din Hürriyeti yasasından
yararlanacağını biliyordu. [6]
Çalışmalarını bir yıl sürdüren danışma
komitesince, 23 Ocak 1998 de, “Din ve inanç
hürriyetinin yayılmasının ABD dış politikasında
birincil önceliğe sahip olmasını,” Dışişleri
bakanlığı bünyesinde bir “Uluslararası Din
Hürriyeti Bürosu” kurulmasını sağlayacak yasa
taslağı hazırlandı. [7]
Komite yasa taslağı gerekçelerinde uluslararası
din yönetiminin gerekçelerini, örgütlenme
biçimini, kullanılacak araçları belirliyordu.
Bir dizi gerekçeden ikisi, din hürriyeti
misyonunu ABD’nin yüklenmesinin gereğini şöyle
özetliyordu:
“Din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve (bu
hürriyetin) baskı altına alınmasına karşı çıkma
görevi temel Amerikan değerini içerir ve
Birleşik Devletler’in uygun, önemli ve gerekli
bir dış politika hedefidir. (..) Birleşik
Devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir
dünya lideri olarak ve değişik dinsel nüfusa
sahip bir ülke olduğundan bütün dinlerin
haklarından sorumludur.”
ABD’ni tüm dünyanın din işlerinde yetkili kılan
komite, bu işlerin temelini de belirledi:
“Din hürriyetini geliştirmenin uygun araçları
bir yandan delil toplamayı ve rapor düzenlemeyi,
öte yandan da etkin politik önlemlerin
(alınmasını) kapsar.”
“Politik önlem” teşvikleri ve caydırıcı
yaptırımları içermeliydi. Amerika ile düzenli
siyasi-ticari ilişkilerde öncelikler elde
edilmesi, yardım ve destek görülmesi gibi
teşvikler, 1940 ların sonundan bu yana zaten
uygulanmaktaydı. “Yaptırım” ise ABD’nin politik
egemenlik kurma girişimlerinde uyguladığı
bilinen türdendi: “..kapalı ya da açık olarak
kınama, (ticari - siyasi) önceliklerden mahrum
etme ve caydırıcı ya da zorlayıcı önlemler...”
Komite her ne denli sert önlemlerden yana
görünmüyorsa da, ABD yönetimine açıktan silahlı
müdahaleler için bir olanak da sağlamaktan geri
kalmıyordu. Bu olanak, her yöne çekilebilecek
öznel gerekçelerle müdahaleyi de güvence altına
almalıydı ki, egemenlik eylemleri kolaylaşsın.
Komite bu olanağı şöyle belirtiyordu:
“Ambargo ve benzeri önlemler önerilemez, ancak
süre giden derin adaletsizliklere karşı ve
yalnızca masum sivillerin temel ihtiyaçlarının
karşılanması koşuluyla ambargo uygulanabilir.”
Yabancı ülkelerde adaletin sağlanıp
sağlanmadığına karar verme yetkisinin bir
devletin bir resmi bürosunda kararlaştırılmasına
dayandırılmasının olanaksız olması gerekirken,
özellikle son on yılın uygulamalarında,
Birleşmiş Milletler kararına bile gerek
duyulmadan yapılanlar düşünülürse, olsa olsa bir
ßçete hukuku ndan söz edilebilir.
ABD, dış ülkelerdeki misyonlarını, bulundukları
ülkelerle ilgili “İnsan Hakları Raporları”nın
yanı sıra, “Din Hürriyeti Raporu” hazırlamakla
görevlendirdi. 1998 yılında da Amerikan Kongresi
nden devlet sekreterliği (Dışişleri)ne bağlı,
“Uluslararası Din Hürriyeti (IRF) Bürosu” ve
“Uluslararası Din Hürriyeti Danışma Komitesi (IRFAC)”
kurulmasıyla ilgili bir karar çıkartıldı. Yeni
kurumlaşmanın gerekçesi olarak ABD nin
kuruluşunun temelinde dinsel kurumların
bulunduğunu ve Birleşik Devletlerin dünyada din
hürriyetini gözetleyerek yaptırımlarda bulunma
hakkı bulunduğu belirtildi.
Büronun başına Vietnam’da görev yapmış deniz
pilot yüzbaşı Robert Seiple büyükelçi olarak
atandı.[8] Seiple, askerlikten sonra Protestan
kiliseler birliğinin yardım örgütü olan World
Relief (WR) in uzun yıllar başkanlığını
yapmıştı. Bu yardım kuruluşunun dünyanın çeşitli
ülkelerinde 47 şubesi bulunmaktadır. Örgüt asıl
ününü Güney Amerika da CIA işbirliğiyle
yapmıştı.
Din ve Mezhep Temsilcileri Komitede
Danışma komitesinin başkanlığında Musevileri
temsilen Religious Action Center of Reform
Judaism (Musevilik Reformu Dinsel Eylem Merkezi)
Başkanı Haham David Saperstein getirildi. Başkan
yardımcılığını George Washington Üniversitesi
Hukuk Merkezi Dekanı Michael K. Young üstlendi.
Etik ve Halk Politika Merkezi Başkanı Elliot
Abrams, Bulgaristan ın demokratikleştirilmesine
bazı partileri desteleyerek önemli katkıda
bulunmuş olan AEI (Amerikan Girişimciler
Enstitüsü) Başkan Yardımcısı John R. Bolton,
Birleşik Devletler Bahai Milli Ruhani Cemaati
Dış İlişkiler Sekreteri Firuz Kazemzade, Newark
Piskoposu Theodore McCarrick, CIA in propaganda
aygıtı Freedom House un Din Hürriyeti Merkezi
yöneticisi Nina Shea, Washington Yüksek
Mahkemesi yargıcı Charles Z. Smith ve MWL (Muslim
Women s League /Müslüman Kadınlar Ligi) eski
başkanı Leyla El Marayati üyeliklere
atandı.[9]/[10]
ABD yönetimi, “hürriyet” sözcüğünün ad olarak
alan özerk komiteler oluştursa da, denetimi
elden bırakmayacağı komite üyelerinin
kimliklerinden anlaşılıyor. Din işleriyle
ilişkili olmasından şu ya da bu din adamının, ya
da bir hukukçunun ülkelerin geleceğine yönelik
olarak askeri müdahaleyi de kapsayacak kararlar
alacak bu komitede denetimi sağlayacak
yetkinlikte, Elliot Abrams gibi deneyimli bir
operatörün bulunması kaçınılmazdır.
Elliot Abrams, Nikaragua-Iran-Contra
operasyonunda ve birkaç yıl süren Venezuela
“project democracy” ön uygulaması sonucunda,
2002 baharında, seçilmiş devlet başkanına karşı
askerlerin de karıştığı darbe operasyonunda hep
yönetici konumda bulunmuştur. Elliot Abrams,
Türkiye (1984), Panama (1985), Nikaragua (1986),
Honduras (1986) uygulamalrında görev
almıştır.[11] İran-Contra operasyonunu yöneten
üçlü eşgüdümcüden biri olan Reagan ın Dışişleri
Bakan Yardımcısı Abrams, “gladyatör” olarak ün
salmıştır. Onun işi özellikle Orta Amerika daki
ABD bağlısı diktatörleri desteklemek olmuştur.
[12]
ABD tarafından eğitilen ölüm taburları, El
Salvador da sivil halkı, silahsız köylü
kitlelerini, işkenceden geçirmiş, ırza saldırmış
ve toplu kıyım gerçekleştirmişlerdi. Birleşmiş
Milletler Araştırma Komisyonu, yalnızca El
Salvador iç savaşında 22.000 olay arasında ABD
tarafından desteklenen diktatörün adamlarının
yarattığı olayların oranını %85 olarak
saptamıştır. ABD yanlısı katliamcıların silah
masrafları büyük oranda kokain ticaretiyle
karşılanmıştır. ABD soruşturma komisyonu ve CIA
müfettişlerinin raporlarıyla ortaya çıkan ve
doğrudan Reagan’ın onayını içeren bu kirli
işlerle ilgili soruşturmada yalan ifade veren
Abrams’ı George Bush tarafından bağışlanarak
hapis yatmaktan kurtulmuştu. [13]
Cumhuriyetçilerin en önemli adamı Elliott Abrams,
Demokratların Başkanı Clinton tarafından Din
Hürriyeti Komitesi’ne atanmıştı. 2001 yılında
George Walker Bush Jr., başkan olunca, Abrams,
Milli Güvenlik Komitesi’nin Demokrasi, İnsan
Hakları ve Uluslararası Operasyonlar bölümünün
başına getirilmiştir. Abrams’ın ilk işi
deneyimine uygun olmuş ve Venezuela da askeri
darbe örgütlemek olmuştur.[14]
Dünyanın dininden sorumlu komite başkanı Haham
David Saperstein ise, İsrail destekçisi
Yahudilerin en önemli örgütü ADL (Anti
Defamation League of B nai B rith) ve AIPAC
yöneticilerindendir. Reagan demokratlarını
barındıran AEI (American Enterprise Institute)
Başkan Yardımcısı John R. Bolton ise 1990 da
Bulgaristan iç siyasetinin yönlendirilmesinde
görev almıştır. [15]
Al-Marayati Türkiye Cumhuriyeti’ne Karşı
Komitenin en dikkat çekici bir başka üyesiyse
Leyla al-Marayati idi. Marayati, ABD yi Pekin ve
Varşova Dünya Kadınları toplantılarında temsil
eden delegelerden biriydi. Leyla El Marayati, bu
toplantılarda Türkiye’yi dindarlara baskı
uygulamakla, barbarlıkla suçlamış; Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği İnsani Boyutlar Konferansı
nda Recep Tayyib Erdoğan ı savunmuş ve Türk
Silahlı Kuvvetleri nin Müslüman subayları
ordudan attığını ileri sürmüştü.
Merve Kavakçı olayında Türkiye’yi kaba bir dille
suçlamaktan geri kalmayan Leyla al-Marayati,
kadınları Türkiye’yi protesto etmeye
çağırmıştı.[16] Marayati, SUM (Sisters United
for Merve) yani, “Merve için birleşmiş
kızkardeşler” örgütünü kurmuş, Akev (Whitehouse)
önünde gösteriler düzenlemiş, direniş çağrısında
bulunmuş ve Batı dünyasını Türkiye ye karşı
kışkırtmaya çalışmıştı. Leyla Al-Marayati nin
eşi Salam al-Marayati, Müslüman Halk İlişkileri
Konseyi ve Güney Kaliforniya İslam Merkezi
yöneticisidir. Hizbullah’ı destekleyen
çıkışlarıyla ünlüdür. 1998 yılında ABD
başkanınca Karşı Terör Komitesi’ne üye olarak
atanmasının hemen ardından başlayan tepkiler
üzerine komiteden çıkartılmasıyla adından çok
söz ettirmişti.[17]
William J. Clinton tarafından Büyükelçi sanı
verilen Robert Seiple yönetimindeki Din
Hürriyeti Bürosu, hızla çalışmaya başladı. ABD
dışişleri sekreter yardımcılarından Harold
Hongju Koh’un Temmuz 1999 da Türkiye ziyaretinde
belirttiği gibi, ßdin hürriyeti sorunlarını
yerinde dentlemekle yükümlü olan Seiple, Kasım
1999 da Türkiye ye geldi ve Başbakan Yardımcısı
tarafından kabul edildi.
1999 Ülkeler Din Hürriyeti Raporları, 9 Eylül
1999 da ABD senatosuna sunuldu. Raporlarda, ABD
nin kendisi dışında tüm ülkelerde yapmış olduğu
gibi, ülkelerin nesnel koşullar hiçe sayılarak
ülkelerin iç işlerine şu ya da bu şekilde
müdahale etmenin sözde gerekçeleri de
yaratılmaya başlanıyordu.
Kendi ülkelerinin iç düzenine muhalif olan
gruplar, ABD gibi bir kurtarıcı bulmuş olmaktan
mutlu olduklarından, yaşadıkları ülkelerini
Amerikan misyonerlerine ihbar etme fırsatını
kaçırmamalarının yanında, dünya egemeni olarak
gördükleri ABD devlet aygıtı tarafından
desteklenmekten de son derece hoşnut kaldılar.
Amerika da yerleşik İslam dernekleri’de bu
fırsatı kaçırmadılar. Hamas sempatizanı olarak
bilinen ve direktörlüğünü eski IAP(Islamic
Association for Palestine) elemanlarından Nihad
Awad’ın üstlendiği CAIR (Councill on American
Islam Relations/Amerika İslam İlişkileri
Konseyi)’in başını çektiği diğer Amerikan
Müslümanı örgütlerinin temsilcileri büroyla
yaptığı aylık toplantılarda ve Dışişleri
Sekreteri Madeleine Albrigth la yaptıkları toplu
görüşmelerde Türkiye de dindarlara baskı
yapıldığını, Merve kavakçı olayını örnek
göstererek belirtmekle yetinmeyip, ABD’nin
Türkiye’ye baskı yapmasını, hatta ekonomik
yaptırımlar uygulamasını istemekten geri
durmamışlardır. Bu girişimlerin ilk sonuçları
Din Hürriyeti Türkiye Raporu’nda görüldü ve
Şubat 2000 de ABD Senatosu’na sunulan 1999
Türkiye İnsan Hakları Raporu’nda somutlaştı.
İnsan Hakları Raporu’nda Merve Kavakçı nın
izinsiz olarak “başka bir ülkenin vatandaşı”
olmakla suçlanıp T.C vatandaşlığından
çıkarıldığı belirtildi. Birleşik Devletler’in
resmi belgesinde, ne ilginçtir ki; bu başka
devletin ABD olduğu yazılmamıştı. Aynı raporda
Malatya’daki gösterilere yer verilerek,
göstericilerin sayısının on bini bulduğu
belirtilerek dindarların gerçekten baskı altında
tutulduğu ve sayılarının da az olmadığı izlenimi
veriliyor ve olayların çatışmaya dönüştüğü de
vurgulanarak devletin baskısının derecesi
gösteriliyordu. Aynı raporda Recep Tayyip
Erdoğan’ın, “şiir okuduğu için” hapse atılan
“İstanbul’un ünlü belediye başkanı” olarak
tanıtılması, resmi bir belgede iç siyasete taraf
olunduğunu göstermesi bakımından ilginçti.[18]
Din Hürriyeti bürosunun etkisinin raporda en
ilginç yansımalarından biri de Fethullah
Gülen’den “ılımlı İslami Lider” olarak söz
edilmesi ve bu lidere karşı bir kampanya
başlatıldığının belirtilmesiydi.
Türkiye’de Hıristiyanlık propagandasının polisçe
engellendiği, kiliselere baskı yapıldığı gibi
konular ise hazırlanmakta olan kargaşa zemininin
ip uçlarını vermektedir.
ABD’ye göre; bazı ülkelerde, özellikle
Türkiye’de, dinsel egemenlik peşinde koşmak, o
ülkenin egemeni olan devleti yıkma
etkinliklerinde bulunarak, egemen devletin
sınırlarını, bölgesel din devleti, Osmanlı tipi
yeni devlet örtüsü altında yıkmaya kalkışmak,
“Din Hürriyeti” ve dahi “İnsan Hakları”
kapsamında değerlendirilmektedir. ABD bunu
yapmakla yükümlüdür; çünkü çıkarları bunu
emretmektedir.
Oysa ABD’yi ne mahallenin cinsi ve cibilliyeti
ne de satılacak salyangozun miktarı pek
ilgilendirmiyor: Bu nedenle Din Hürriyeti
Raporu’nun etkisi olmayacağı gibi bir düşe
kapılmak yersizdir. Üç tipik örnek, işin
ciddiyetini göstermesi bakımından ilginç
olacaktır:
Siyasilerin Gerisinde Kalan Türkiye
Haziran 2000 de toplanan Birleşik Devletler
Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi’nin Rusya,
Çin ve Sudan’ı değerlendirmeye almış ve bu
ülkelere yaptırım uygulanmasını istemişti. ABD
yönetimi Çin’e yaptırım uygulanmasını reddetmiş
ve Amerikan Kongresi’de bu isteğe uyarak Çin’e
normal ticaret statüsü tanınmasını onaylamıştı.
ABD yönetimi, Çin’in cezalandırılmasına karşı
çıkarken, Sudan’a ambargo uygulanmasını
onaylıyordu. Bu sonuçlardan mutlu olmayan
Amerika da yerleşik Müslüman Örgütleri bir
bildiri yayınladılar ve Sudan’daki durumun din
hürriyeti sorunu olmadığını, sorunların
ayrılıkçı güçlerin ABD yönetimince
desteklenmesinden ve ayrılıkçı iç savaşın
sürdürülmesinden kaynaklandığını, bu yüzden
Sudan’a ambargo uygulanmaması gerektiğini ileri
sürdüler.
Aynı örgütler, ABD yönetimiyle ters düşmemek
için komisyon raporuna karşın Çin’e yaptırım
uygulanmamasından söz etmezken, Türkiye hakkında
düzenlenmiş olan “Din Hürriyeti 1999 Türkiye”
raporunun değerlendirilmeye alınmasını ve
yaptırım uygulanmasını istediler.
Bu örgütlerin arasında yer alan AMC (American
Muslim Council /Amerikan Müslüman Konseyi, MPAC
(Muslim Public Affairs Councill /Müslüman Halk
İşleri Konseyi) ve CAIR de bulunuyordu. AMC,
Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’ın,
1999 sonbahar gezisinin ardından, 2001 baharında
yaptığı Amerika gezisinde ev sahipliği görevini
üstlenerek, onun konferanslarını
düzenlemişti.[19] CAIR ise, Türkiye’ye karşı
oluşturulan kampanyanın başını çekmiş ve
özellikle Merve Kavakçı olayında diğer
örgütlerle birlikte ABD Dışişleri Bakanı
Madeleine Korbel Albright ile toplantılara
katılmış, ABD’nin Türkiye üstündeki gücünü
kullanmasını ve baskı uygulamasını istemişti.
Amerika’da yerleşik örgütler, Din Hürriyeti
Komisyonu’nun Sudan ile ilgili baskı kararlarına
karşı çıkarlarken, onların Türkiye’deki İslamcı
dostları sessiz kaldılar. “Amerikan tipi
laiklik” isteyen bu çevrelerin suskunluğunun
vefa duygularıyla bir ilgisi olup olmadığı
bilinmez ama yakın geçmişte olup bitenler, bu
durumu bir parça aydınlatabilir.
DİPNOTLAR
[1] Sanılanın tersine, Müslümanların eski
kurallara uygun yaşamaları önerisi, radikal
İslamcılar tarafından değil, Batı tarafından
önerilmeye başlanmıştır. İran yönetiminin
öldürme tehditlerine karşın savaşımını sürdüren
ve fakat bu yolda Batı yalakalığına soyunmamış
olan, İranlı Araştırmacı-Gazeteci Amir Taheri
(Kayhan gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni),
1990 yılında İstanbul konferansında bu konuyu
sorgulamıştı. Amir Taheri, Kadın Hakları ve İran
Deneyimi. Ayrıca, Amir Taheri’nin “Holly Teror”
adlı kitabı Türkçe ye çevrilmiş ve iki bölümü
dışında “Kutsal Terörün İçyüzü Hizbullah”
yayınlanmıştır.
[2] Mother Jones, May/June 2002, s.46
[3] 4 Temmuz 1948 tarihli ve 5353 sayılı
yasaya göre: AID yardımının amacı: “Birleşik
Amerika’daki hür müesseseleri yaşatmanın ancak
bütün dünyaya şamil bir hürriyet davası içinde
mümkün olabileceği inancı ile, az gelişmiş
memleketler halklarına, kendi kaynaklarını
geliştirmek, hayat standartlarını iyileştirmek
ve sorumluluklarını anlamış idareler kurmalarını
sağlamak üzere sağlam plan ve programlara
dayanan iktisadi kalkınma için kendi
kaynaklarını harekete geçirme çabalarına, sosyal
iktisadi alanlarda, ABD’nin öteki görevli
teşkilatı arasında yardımda bulunmaktır.” Bu
ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini çekinmeden
açıklayan sözlerin yazılı olduğu yasa
T:C:Meclisinde kabul edilmiş ve uygulanmıştır.
Görülüyor ki, gerçekte ABD bu denli açık
oynuyor. TC Devlet Teşkilatı Rehberi, Türkiye Ve
Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayını.1978, syf:
872
[4] www.state.gov/www/global/human-rights
[5] Fener Rum Ortodoks Kilisesi/İstanbul
Patriği raporda dünya patriği olarak “Ecumenical
Patriarch Bartholomeow” açıklamasıyla yer aldı.
Final Report of the Advisory Committee on
Religious Freedom Abroad to the Secretary of
State and to the President of the United States,
Released by the Bureau for Democracy, Human
Rights, and Labor, U.S. Department of State, May
17, 1999.
[6] 6 Mart 2001 de George Walker Bush Jr.
ile görüşmek için ABD’ye giden patriği F.
Gülen’in onursal başkanı bulunduğu TGV Başkan
Yardımcısı Cemal Uşşaklı’da uğurlamıştı. Patrik,
Bush’dan Heybeli (onlar “Halki” diyor)
manastırının açılması için Türkiye ile
ilgilenmesini de istemişti. “Bartholomeos,
Ruhban Okulu İçin Bush’dan Yardım İstedi-
Patrik’e Fethullah karşılaması” Aydınlık, 17
Mart 2002, Sayı:765. Patrik, bu girişimlerinde
başarılı olmuştur. ABD Büyükelçisi, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetine başvurmuş ve Heybeli
Adası’ndaki manastırın açılmasını doğrudan
istemiştir. Turkey- International Religious
Freedom Report, s.6
[7] Final Report of the Advisory Committee.
www.state.goc/www/global/human-rights/990517-report
[8] White House announcement On R. Seiple
Nomination, 01-07-99, usis.it/usembvat/ Files/ H
T/99010707.htm
[9] “President Clinton names three to the US
Commission on International Religious Freedom”
Muslim Women s League, May 1999, www.mwlusa.org/news-clinton599.shtml.
[10] Caq, 1990, Number:33, s.26 ve Number
:35, s.31.
[11] Caq, 1983, Number:18, s.4; 27- 1987,
s.66 ve 1994, Number:48, s.61.
[12] Nikaragua uygulaması hem kanlı hem de
kansız, eronin-kokain parasıyla İran a İsrail
den roket satışlarını da kapsayan ilk “project
democracy” operasyonlardandır. Mustafa Yıldırım
“Hem kanlı hem de kansız operasyon” Aydınlanma
1923, Bahar 2003
[13] David Corn, “Eliott Abrams: It s back!”
The Nation, July 2, 2001.
[14] David Corn, “Our gang in Venezuela” The
Nation, August 5, 2002
[15] caq, 33-1990, s.26; 35-1990, s.31.
[16] Laila Al-Marayati, “Mockery of Democracy in
Turkey” The Religious News Service için 24
Mayıs, 1999 da yazılan yazıdan Muslim Women s
League; mwlusa.org/news_turkey599.shtml
[17] “Salam Al Marayati & the National
Commission on Terorism” mpac.org/main_frame.html.
[18] RTE, Kasım 2002 de, dünyanın en büyük
devletinin resmi raporlarında kendisine
böylesine önem verilmiş olmasını görmediğinden
olsa gerek, Leyla Zana’yı soran Avrupalı
yöneticilere “Ben bir şiir yüzünden hapis
yattığımda benimle ilgilenen olmamıştı,” diye
açıklamalarda bulundu.
[19] “FP, kendini ABD’ye anlatacak” Hürriyet,
25 Ekim 1999. Mustafa Yıldırım ın “Project
Democracy” yayınlarından izniyle alınmıştır.
(Yenilenmeler:Ağustos 1999 - Mayıs 2000 - Kasım
2002) İlk Yayın: Gazete Mudafaa-i Hukuk, Temmuz
2000.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |