|
EGE'DE
BOZULAN LOZAN STATÜSÜ VE HUKUKİLEŞTİRİLMEK İSTENEN
YENİ REJİM: SEVR
Ali KURUMAHMUT
"Ege'de kıta
sahanlığı sorununun resmen ortaya çıktığı 1973
yılından bugüne kadar Türk-Yunan ilişkileri ve
bu bağlamda Ege sorunları her iki devletin dış
politikasında özel bir önem ve önceliğe sahip
olmuştur. Bu önem ve önceliğin, Ege'de adalet
ve hakkaniyete uygun bir barış tesis edilinceye
kadar da devam edeceği düşünülmektedir. 1974 barış
harekatı ile yirminci yüzyılın son çeyreğinde
yaşanan ve çözüm arayışları devam eden Kıbrıs
uyuşmazlığına rağmen, sorunlar yumağı Ege Denizi,
Türk-Yunan ilişkilerinde merkezi bir konumda bulunmaktadır.
Ege'nin tarihi, coğrafi ve uluslararası andlaşmaları
esas alan hukuki gerçeklerini bir tarafa bırakarak,
ideolojik beklentiler ve siyasi mülahazalarla
Ege'de sağlanacak sözde bir barışın kalıcı olamayacağı
ve gelecek nesillerce sorgulanabileceği ihtimali
gözardı edilmemelidir.
Yunanistan'ın bağımsızlığının
Osmanlı Devleti'nce kabul edildiği ve Osmanlı
ülkesinde bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktığı
24 Nisan 1830 öncesinde, Ege Adaları'nın tamamı
Osmanlı egemenliğindeydi ve Ege Denizi de bir
Osmanlı iç denizi idi. Ege Denizi ve Ege Adaları'nın
bahse konu statüsü o dönemin hukuk kurallarına
tamamen uygun ve tartışmasızdır. Fransa, İngiltere
ve Rusya'nın gayret, faaliyet ve tasarrufları
neticesinde kurulan Yunanistan'a, kuruluşunda
Eğriboz Adası ile birlikte Ege'nin batısında yer
alan Kuzey Sporat Adaları (İskiri Adası ile Şeytan
Adaları) ve Kiklat Adaları bırakıldı. Balkan Harbi
sonrasında Müttefik Balkan Devletleri ile Osmanlı
Devleti arasında imzalanan 30 Mayıs 1913 tarihli
Londra Andlaşması'nın 4'üncü maddesi ile Osmanlı
Devleti, Girit Adası üzerindeki egemenlik haklarından
Müttefik Balkan Devletleri lehine vazgeçti. Trablusgarb
Harbi sırasında toplam 16 ada İtalyanlar, Balkan
Harbi'nde ise Gökçeada ve Bozcaada dahil toplam
11 ada Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu
fiili durum, 18 Ekim 1912 tarihli Uşi Barış Andlaşması
ile 13/14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet
Kararı'na rağmen Birinci Dünya Harbi sonuna kadar
devam etmiştir. Uluslararası hukuk kurallarına
göre işgalin egemenlik devri sonucu doğurmaması
neticesi olarak, Eğriboz ve Girit Adaları ile
Kuzey Sporat ve Kiklat Adaları dışında kalan Ege
Denizi'ndeki tüm adalar üzerindeki Osmanlı/Türk
egemenliği Lozan Barış Andlaşması'na kadar sürdürülmüş
oldu.
Ege Denizi ve Ege Adaları'nın hukuki statüleri
ile Ege sorunlarına ilişkin Yunan iddia ve taleplerinin,
Avrupa Birliği'ne girme hedefi olan Türkiye'nin
Helsinki şartlarını yerine getirebilmesi ve adaylık
statüsünü devam ettirebilmesi için Ege'de karşı
karşıya olduğu durumun, iyi analiz edilebilmesi
maksadıyla; 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Andlaşması'nın
Ege'ye ilişkin hükümlerinin, bir başka ifade ile
Ege Denizi'ne ilişkin Sevr rejiminin, öncelikle
bilinmesinde fayda vardır. Hiçbir zaman yürürlüğe
girmemiş ve ölü doğmuş bir andlaşma olan Sevr'in
84 ve 122'nci maddeleri ile Türkiye Ege'de, Asya
sahilinin üç deniz mili içerisine hapsediliyor;
Gökçeada ve Bozcaada dahil Yunanistan'ın işgali
altında bulunan tüm adalar ile İtalyan işgali
altında bulunan adalar ve tabi adacıkları kaybediyordu.
Daha da önemlisi, Sevr'in 132'nci maddesiyle Ege
Adaları üzerindeki tüm haklarımızdan vazgeçmemizi
öngören genel bir feragat hükmü kabul ediliyordu.
Buna göre; Asya sahilinin üç mili içerisinde bulanan
ve ismen sayılarak Yunanistan ve İtalya'ya devredilmemiş
olan adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki
veyahut her ne şekilde olursa olsun bunlarla ilgili
bütün hukuk ve iddialardan vazgeçiliyor; adalar
üzerinde ilhak, istiklal veya herhangi bir idare
şekli hakkında alınmış bulunan veya ileride alınacak
olan bütün kararlar kabul ve tasdik ediliyordu.
Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi ve askeri
bir denge kurulmasını amaçlayan ve Ege Denizi'nin
bugünkü hukuki statüsünü düzenleyen en önemli
belge 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması'dır.
Yirminci yüzyılın da en önemli siyasal belgelerinden
biri olan ve 79 yıldır yürürlükte bulunan bahse
konu andlaşma, Ege'deki egemenlik ihtilafını,
güvenlik problemlerini ve deniz alanlarının sınırlandırılmasını
somut olarak aydınlatabilecek hükümler içermektedir.
Eğer Lozan öncesinde Ege'deki ada, adacık ve kayalıkların
aidiyetlerine ilişkin herhangi bir ihtilaf yoksa,
bugünkü ihtilafı çözebilecek en önemli belge Lozan
Barış Andlaşması olacaktır. Anılan andlaşma ile
Ege'de Anadolu'yu kuzeyden güneye bir dizi halinde
kapatan toplam dokuz ada Yunanistan'a, 13 ada
ve tabi adacıklar ise İtalya'ya devredilmiştir.
10 Şubat 1947 tarihli Paris İtalyan Barış Andlaşması
ile İtalya'nın elinde bulunan adalar da Yunanistan'
a devredilmiştir. Bahse konu adaların egemenlik
devirleri; Lozan'ın 12'nci maddesinde kabul edildiği
teyit edilen 13 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük
Devlet Kararı ile anılan andlaşmanın 13'üncü maddesi
ve Paris Andlaşması'nın 14'üncü maddeleriyle,
tam anlamıyla silahsızlandırılmış olma şartına
bağlanmıştır. Lozan'da karasularının genişliği
konusunda açık bir hüküm mevcut değildir. Ancak
andlaşmanın 6'ncı maddesinin son paragrafı ile
12'nci maddesinin son cümlesi hükmünün birlikte
tetkikinden, konferans sırasında devletlerin tutumlarından
ve o dönemde bölgedeki ve dünyadaki uygulamalardan,
tarafların Ege'de karasularının 3 mil genişlikte
olması anlayışı ile hareket ettikleri anlaşılmaktadır.
Lozan Barış Andlaşması'nın getirmiş olduğu hukuki
ve siyasi statü gereğince Ege Denizi'nin %75'ini
açık deniz kesimi oluşturmakta idi. Diğer bir
ifade ile Türkiye ve Yunanistan ana kıtaları ile
tüm Ege Adaları'nın 3 millik karasuları dışında
kalan deniz alanları Ege'nin dörtte üçünü teşkil
ediyordu. Türkiye bu kesim üzerinde uluslararası
hukukun yerleşmiş kuralları uyarınca kıyıdaş bir
devlet olarak ulaştırma, uçuş, avlanma ve bilimsel
araştırma gibi haklarını kullanmakta; askeri eğitim
ve tatbikatlar yapabilmekte, güvenliğine ilişkin
tertip ve tedbirler alabilmekte idi. Yine bu dönemde
Orta Ege'den Akdeniz'e serbest geçiş rejimine
tabi olan, bir başka deyişle açık deniz statüsünde
bulunan, iki uluslararası su yolu mevcuttu. Yunanistan,
önce 1931 yılında "hava yolları ve emniyet
meseleleri ile ilgili olarak" karasuları
bölgesinin genişliğini devlet kıyılarından itibaren
10 deniz mili olarak tespit etmiş, ancak bu ulusal
düzenlemesini 44 yıl sonra, 1975 yılında, havacılık
bilgi yayını ile dünyaya ilan etmiş ve uyulmasını
talep etmiştir. Bundan daha da önemlisi, 1936
yılında "Yunanistan karasuları hududunun
tespiti hakkında kanun" ile, tek taraflı
olarak, karasularını 3 milden 6 mile genişletmiştir.
Böylece Ege Denizi'nin % 25'lik bir açık deniz
kesimi hiçbir itiraz ve reaksiyonla karşılaşmadan
Yunan deniz ülkesi haline getirilerek Yunanistan'ın
egemenliğine sokulmuş oldu. Ayrıca Orta Ege'den
Akdeniz'e ulaşımı sağlayan batı su yolundaki serbest
geçiş hakkı kaybedilmiş ve Türkiye'nin Akdeniz'e
geçişi önemli ölçüde kısıtlanmış; belirli bölgelerde
Yunan karasularından geçmeden Akdeniz'e geçiş
imkansız hale gelmiştir. Yunanistan'ın bu oldu
bittisi Türkiye tarafından resmen kabul edilmiş
ve 1964 tarihli "Karasuları Kanunu"
ile Türk karasularının genişliği de 6 mil olarak
belirlenmiştir. Sonuç olarak, Lozan Barış Andlaşması
yapıldığı zaman % 75 olan Ege'nin açık deniz alanlarının
oranı % 50'ye inmiş ve aynı oranda Yunanistan
Türkiye aleyhine genişlemiş oldu.
Yunanistan, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz
Hukuku Sözleşmesi'ni 1 Haziran 1995 tarihinde
parlamentosunda kabul etmiş ve sözleşmenin devletlere
karasularını 12 mile kadar genişletme hakkı tanıyan
3'üncü maddesi hükmünü, uygun bir zamanda ve ulusal
stratejisi çerçevesinde tatbik edeceğini tüm dünyaya
ilan etmiştir. Ege'de karasularını 6 milden 12
mile genişletmekle Yunanistan, Ege'nin açık deniz
kesiminin % 30 dan fazlasına daha sahip olmak
istemektedir. Böylece, Lozan Barış Andlaşması
yapıldığı zaman % 75 olan uluslararası suların
oranı % 20'nin altına inecek, Orta Ege'den Akdeniz'e
ulaşımı sağlayan doğu su yolundaki serbest geçiş
hakkı da kaybedilecek ve Yunan karasularından
geçmeden Akdeniz'e ulaşım mümkün olmayacaktır.
Kısaca Ege Denizi bir Yunan iç denizi haline dönüşecektir.
Türkiye'nin ülkesel bütünlüğünün bozulması anlamına
da gelecek böyle bir oldu bitti neticesinde;
" Lozan Barış Andlaşması'nın Ege'ye ilişkin
hukuki statüsü tamamen bozulacak,
" Ege kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik
bölgesinin yaklaşık % 90'ı Yunanistan'a ait olacak,
" Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki hakları gasp
edilecek ve temel ulusal çıkarları ipotek altına
alınacak,
" Ege kıta sahanlığına ilişkin 1976 tarihli
Bern Mutabakatı ihlal edilmiş olacaktır.
Ege Denizi'ni kendi ülkesinin bir parçası haline
dönüştürerek Türkiye'ye Ege'de yaşama hakkı tanımak
istemeyen Yunanistan; Kardak Kayalıkları dahil,
Ege'de uluslararası andlaşmalarla egemenliği kendisine
devredilmemiş olan çok sayıdaki ada, adacık ve
kayalık üzerinde egemenlik iddiasında bulunmaktadır.
Karasularını 12 mile genişleterek Ege'de deniz
yetki alanları ve hava sahasına ilişkin sorunları
tümüyle kendi lehine halletme yoluna gitmektedir.
Esasen Yunanistan, Ege'de kıta sahanlığının sınırlandırılmasının
dışında herhangi bir sorunun varlığını dahi kabul
etmek istememektedir. Lozan'da ismen zikredilmiş
olmaları nedeniyle Gökçeada ve Bozcaada'ya şimdilik
alenen bulaşamamakta, Türkiye'yi Anadolu'nun 3
mili içerisine hapsederek, Asya sahilinin 3 mili
dışındaki tüm ada, adacık ve kayalıklara egemen
olmak istemektedir. Avrupa Birliği'ne adaylık
statüsünü devam ettirmek ve yakın bir gelecekte
tam üye olmak arzusundaki Türkiye'yi, politik
manevralar ve eylem planlarıyla köşeye sıkıştırarak,
sorun olarak dahi görmek istemediği kendi fiili
durumlarını hukukileştirmek için politikalar üretmekte
ve stratejiler geliştirmektedir.
Karasularını 12 mile genişleterek Lozan şartlarında
% 75 olan Ege açık deniz alanının % 55'lik kısmını
kendi egemenliğine almak isteyen ve bu durumu
kısmen gerçekleştirmiş olan, Türkiye'yi Anadolu'nun
3 mili içine hapsederek Gökçeada ve Bozcaada dışındaki
tüm Ege Adaları'na sahip olmak isteyen, ayrıca
silahsızlandırılmış olmaları şartıyla egemenliği
kendisine devredilmiş olan adaları ağır ve Türkiye'nin
güvenliğini tehdit edecek şekilde silahlandıran
Yunanistan, Ege'de Sevr Rejimini tam anlamıyla
gerçekleştirmek istemektedir. Matematiksel olarak
da bu rejimin gerçekleşmiş olması sonucunu doğuracak
böyle bir durumun kabulü anlamına gelecek işlem
ve uygulamalar düşündürücüdür. Bu bağlamda, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne adaylık statüsünün kısa ve orta
vadede bağlandığı şartların, Ege Denizi için tekrar
gözden geçirilmesi, Türkiye'nin milli menfaatlerinin
bir gereği olarak görülmektedir.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR :
1. Fransa, İngiltere ve Rusya'nın Yunanistan'ın
bağımsızlığına ilişkin olarak Osmanlı Devleti'ne
verdikleri 8 Nisan 1830 tarihli Nota, Başbakanlık
Osmanlı Arşivi, Hatt-ı Hümayun, numara 39466-G.
2. Osmanlı Devleti'nin Yunanistan'ın bağımsızlığını
kabul eden 24 Nisan 1830 tarihli cevabi Notası,
Le Baron I. de Testa, Recueil des Traites de la
Porte Ottomane, cilt 2, Paris 1865, sayfa 386-387.
3. 18 Ekim 1912 tarihli İtalya ile Uşi (Lozan)
Barış Andlaşması, Başbakanlık Osmanlı Arşivi,
Muahedename, numara 335.
4. 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra'da Müttefik
Balkan Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında
akdolunan Andlaşma, Başbakanlık Osmanlı Arşivi,
HR. HMŞ. İŞO. 32/2-3.
5. Altı Büyük Devlet'in 13 Şubat 1914'de Yunanistan'a
ve 14 Şubat 1914'de Osmanlı Devleti'ne tebliğ
ettikleri Kararları, Başbakanlık Osmanlı Arşivi,
HR. SYS. 1987/5.
6. 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Andlaşması, Başbakanlık
Osmanlı Arşivi, Muahedename, numara 336.
7. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması,
28 League of Nations Treaty Series, page 11.
8. 10 Şubat 1947 tarihli Paris İtalyan Barış Andlaşması,
49 United Nations Treaty Series 3.
-
Geri -
|