|
LE
PEN'E HAYIR; ANCAK, YA SONRASI!...
Mahmut YILBAŞ
Cumhurbaşkanlığı
seçiminde 1. turda oyların %19.83'ünü alan merkez
sağ adayı Jacgues Chirac'ın hemen ardından % 17.1
oyla ikinci tur seçimlere katılma hakkını elde
eden Le Pen'e; Fransa, Jacgues Chirac'ı % 83 oyla
Cumhurbaşkanı seçerek "Hayır" dedi ve
rahatladı. Çünkü birinci tur sonuçlarını gazeteler
"Irkçı Le Pen sandıklarda ezdi geçti",
"Fransa'da faşizm şoku" , "Siyasi
deprem" , "Fransa için büyük utanç"
, "Fransa'nın şerefi çiğnendi" ve "Le
Pen'i seçenler Nazi suçu işledi" gibi başlıklarla
vermişlerdi. Ayrıca da Fransızlar meydanlara,
sokaklara ellerinde "Fransız olmaktan utanıyoruz."
pankartları ile dökülmüşlerdi.
Sadece Fransızlar mı? Yabancı ve yahudi (?) düşmanı
olarak gösterilen Le Pen'in Sosyalist Partinin
adayı Başbakan Lionel Jospin'i geride bırakarak
2. tura kalması tüm Avrupa'da şok etkisi yarattı.
Özellikle Avrupa Birliği çevreleri "Hayrete
ve dehşete düştüklerini" sıkça belirtmekten
geri durmadılar. Onlara göre "Avrupa havuzuna
büyük ve kirli bir taş" düşmüştü ve sonuçtan
Avrupa Birliği sorumlu idi.
Sonuçta, Fransızlar Le Pen'e "Hayır"
demişler, ilk turun şokunu ve onu izleyen öfke
gösterilerinin yerini sevinç gösterileri almıştır.
Hayır demekle, Fransa ve tabiatıyla Avrupa ,Le
Pen'e %18 oy verilmesine neden olan sorunlardan
kurtulmuş mudur? Belki şimdilik.
Milliyetçi, ırkçı, dinci, yahudi düşmanı(?), ahlakcı,
baskıcı ve şiddet yanlısı bir siyasetçi olarak,
el birliği ile, gösterilmeye çalışılan Le Pen,
peki seçimlerde neler söylemişti:
"Ben sosyal olarak "solda", ekonomik
olarak "sağda", milli olarak da "Fransa'dan
yanayım" diyordu. Ayrıca ilave ediyordu:
"Korkmayın sevgili vatandaşlarım. Küçükler,
rütbesizler, dışlanmışlar; bu rüyayı görmekten
çekinmeyin. Avrupa Birliği ve küreselleşme çıkmazının
kurbanları tüm işçiler, memurlar, işsizler, hepinizi
milli toparlanmaya davet ediyorum! Sonra da ekliyordu:
"Gündeme getireceğim ilk konu, Fransız özgürlüğünün
yeniden tesisi ve Avrupa Maastrich'inden çıkış
olacak"
Ulusal politikaları ifade eden bu sözleri Avrupa'da
ilk defa sağcı Le Pen'mi söylüyordu? Hayır...
Avusturya'da Jorg Haider bu söylemlerle 1999 yılında
oyların %33'ünü aldı. İsviçre halkının partisi,
AB ve BM karşıtı söylemlerle 1999 yılında ikinci
parti oldu. "Hristiyan bir ülkede bu kadar
çok müslümanın yaşaması büyük sorundur" diyen
Danimarka Halk Partisi 2001 seçimlerinde üçüncü.
oldu.
Bunlar gösteriyor ki Avrupa'da ulusal politikalar
öngören Sağ partilerin yükselmesinin arkasında
Sosyo - Ekonomik ve ideolojik nedenler bulunmaktadır.
Ulusallığı öngören Avrupa sağ partilerinin yükselişinde,
Avrupa Birliği (AB) projesine karşı gelişen kuşkunun
büyük rolü vardır. İşçi sınıfı ve yoksullar, AB
sürecine karşı çıkmaktadırlar.
Fransa'yı Avrupa Birliği'nden çıkaracağını söyleyen
Le Pen, "Ben Avrupa düşmanı değilim, ben
Avrupa uluslarının, Avrupa anayurtlarının partizanıyım.
Ama uluslarüstü federalleşmiş Avrupa'nın düşmanıyım.
Frank'ı yine ulusal para haline getireceğim; Anayasaya
önce Fransızlar maddesini ekleyeceğim." Demekle
Avrupa Birliği'nin (AB) getirmeye çalıştığı "Yeni
Avrupa Değerlerine" karşı çıkıyordu.
Küreselleşmeyi ve onun bir parçası olan Avrupa
Birliğini tek seçenek olarak görenler, bu aldatmacayı
yutturmaya çalışanlar, Le Pen'i sadece ırkçılığı
ile öne çıkardılar.
Ulus devlet bitti yalanı, Avrupa Birliği'nin kalesi
gibi görünen Fransa'da bile artık inadırıcı olamamaktadır.
Fransa'da bile geniş halk kitleleri Avrupa Birliği
içinde aşağılandıklarını düşünmektedirler. Kurumsallaşması
sözden öteye gitmeyen Avrupa Birliği'nin güven
verici olmadığı değerlendirilmektedir.
Avrupa, para birliği, kurumların reforme edilmesi
ve genişleme gibi üç ana iç sorunla uğraşırken;
globalleşmenin çok karışık meydan okumasıyla karşı
karşıya kalmıştır.
"Birleşik Avrupa Devletleri" düşüncesi
gülünç olduğu kadar, bölünmüş Avrupa'nın gücünü
ve zenginliğini küresel çağda devam ettirme şansı
fazla bulunmamaktadır.
Dünyanın başka bölgelerinde artan nüfus karşısında,
yaşlı Avrupa'nın nüfusu sayısal olarak azalmakta,
artık Avrupalıyım diyenlerin dünya nüfusunda oranı
devamlı azalmaktadır.
AB'nin diğer önemli sorunu , birlik üyelerinin
sayısı yani "birlik alanı" meselesidir.
Çok çabuk büyüyen bir çocuk gibi, Avrupa kendi
vücudunun nerede başlayıp nerede sona erdiğini
kestirememektedir.
AB, bu nedenle gelecekte ağır ve hantal bir bünyeye
sahip olabilir. Bununla ilgili en çok eleştiri
konusu ise Türkiye ile olan ilişkisidir. Birçok
Avrupalı yönetici ve politikacı, AB'nin Türkiye
ile ilişkisini "Hafiflik ve küçümseme"
içerisinde yürütmektedir. AB organları Türkiye'nin
üyeliğine sıcak bakmadığı gibi, Türkiye'yi uygun
bulmadıklarını ileri sürmektedirler.
Avrupa gittikçe kompleks ve melez bir yapıya dönüşmektedir.
Bu, parada federal, dış ve güvenlik konularda
ulusal bir yapıdır. Avrupa 2002'de genel bir para
politikasına sahip olurken asla ortak bir Ortadoğu
politikasına sahip olamayacaktır.
Bu koşullarda nasıl bir AB kimliği yaratılabilecektir.
Bu ancak, her ülkenin kendi kimliğinin bir bölümünden
fedakarlık etmesiyle olabilir. Ancak bulgular
bu konuda ümit verici görünmemektedir. İtalyanlar'ın
ancak % 5'i Fransızlar'ın % 7'si Hollandalılar'ın
% 2'si, Almanlar'ın % 4'ü Danimarkalılar'ın %
3'ü, İngilizler'in de sadece % 5'i kendilerini
Avrupalı olarak görmektedirler.
Bu gerçek karşısında "Avrupa kimliği"
nasıl gerçekleşebilecek, "federalizm"
ile "ulusçuluk" nasıl dengelenecektir?
Avrupalı hem yerel, hem ulusal hem de kıtasal
kimliğini birlikte nasıl taşıyabilecektir? Birisi
aynı zamanda hem İskoç, hem İngiliz, hem de Avrupalı
olmayı nasıl kazanacaktır?
Bu durum Brötanyalı, Katalanyalı ve diğerleri
için de geçerli olacaktır. çok kimlilik Avrupalı'nın
nasıl zenginliği olabilecektir.
Evet,! şimdilik Le Pen'e Hayır dendi. " Her
şeyin daha iyi olduğu eski günleri arayanların"
sayısı, sosyal demokrasi ve solun "küçük
insanı" terk etmesiyle artmaya devam ettikçe
"Hayır" demeyi sürdürebilecekler mi?
Sosyal demokrasi kalpsiz dünyanın kalbi, ezilenlerin
sesi olmayı unutup, "Bizim çok uluslu şirketlerimiz
ABD ile yarışamıyor. Çünkü orada Sosyal devlet
engelleri yok. ABD ile yarışmak istiyorsak biz
de öyle yapmalıyız" diyerek Avrupa Birliği
"Sosyal devlet" anlayışını adım adım
ortadan kaldırmaya devam ettikçe, karşı tepkilerin
güçlenmesi durdurulabilecek mi?
Avrupalı uluslar (Fransızlar da dahil) Avrupa
Birliği'nin "kimliklerini" yıkmasına
daha ne kadar izin vereceklerdir.
Bizde ki AB lobicilerinin telaşı, acaba,bunu görmeye
başlamalarından mı kaynaklanıyor? "Batı'daki
ırkçı partiler Avrupa Birliği'ne karşı çıkıyorlar,
milli paralarını geri istiyorlar" demeye
başladıklarına göre...
Sonra bu aceleleri, Türkiye'yi bir an önce bir
oyuna getirmek isteklerinden mi kaynaklanıyor?
Şu söylenenlere bakınız: "Bizim AB karşıtları
biraz daha beklerse Irkçı AB partileriyle birlikte
bir cephe bile oluşturabilirler. Çünkü benzer
tepkiler gösteriyorlar" mış. Bununla da yetinmeyip
"milli politikalar adı verilen ve devletin
merkezinde planlanan bazı stratejiler sanki yürürlüğe
sokuluyor gibi bir hava içindeyiz" diyerek
birşeyler gevelemeye başladılar; buna kimi hükümet
ortağı partilerin liderleri de katılmaya başladı.
Hele AB'nin Türkiye temsilcisi Karen Fogg "Kıbrıs'ta
Türkleri Türkiye'ye isyana" çağırdığına göre,
bunlar içeride bazı şeyleri uygulamaya koymak
için, acaba birşeylere mi niyetleniyorlar?
Bu yaz hepimiz, özellikle de birinci derece de
sorumlular çok uyanık olmalıdırlar, süprizlere
karşı...
-
Geri -
|