Mayıs 2002   Sayı: 45 "Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MAYIS 2002  

LE PEN'E HAYIR; ANCAK, YA SONRASI!...

Mahmut YILBAŞ

Cumhurbaşkanlığı seçiminde 1. turda oyların %19.83'ünü alan merkez sağ adayı Jacgues Chirac'ın hemen ardından % 17.1 oyla ikinci tur seçimlere katılma hakkını elde eden Le Pen'e; Fransa, Jacgues Chirac'ı % 83 oyla Cumhurbaşkanı seçerek "Hayır" dedi ve rahatladı. Çünkü birinci tur sonuçlarını gazeteler "Irkçı Le Pen sandıklarda ezdi geçti", "Fransa'da faşizm şoku" , "Siyasi deprem" , "Fransa için büyük utanç" , "Fransa'nın şerefi çiğnendi" ve "Le Pen'i seçenler Nazi suçu işledi" gibi başlıklarla vermişlerdi. Ayrıca da Fransızlar meydanlara, sokaklara ellerinde "Fransız olmaktan utanıyoruz." pankartları ile dökülmüşlerdi.

Sadece Fransızlar mı? Yabancı ve yahudi (?) düşmanı olarak gösterilen Le Pen'in Sosyalist Partinin adayı Başbakan Lionel Jospin'i geride bırakarak 2. tura kalması tüm Avrupa'da şok etkisi yarattı. Özellikle Avrupa Birliği çevreleri "Hayrete ve dehşete düştüklerini" sıkça belirtmekten geri durmadılar. Onlara göre "Avrupa havuzuna büyük ve kirli bir taş" düşmüştü ve sonuçtan Avrupa Birliği sorumlu idi.
Sonuçta, Fransızlar Le Pen'e "Hayır" demişler, ilk turun şokunu ve onu izleyen öfke gösterilerinin yerini sevinç gösterileri almıştır.

Hayır demekle, Fransa ve tabiatıyla Avrupa ,Le Pen'e %18 oy verilmesine neden olan sorunlardan kurtulmuş mudur? Belki şimdilik.

Milliyetçi, ırkçı, dinci, yahudi düşmanı(?), ahlakcı, baskıcı ve şiddet yanlısı bir siyasetçi olarak, el birliği ile, gösterilmeye çalışılan Le Pen, peki seçimlerde neler söylemişti:
"Ben sosyal olarak "solda", ekonomik olarak "sağda", milli olarak da "Fransa'dan yanayım" diyordu. Ayrıca ilave ediyordu: "Korkmayın sevgili vatandaşlarım. Küçükler, rütbesizler, dışlanmışlar; bu rüyayı görmekten çekinmeyin. Avrupa Birliği ve küreselleşme çıkmazının kurbanları tüm işçiler, memurlar, işsizler, hepinizi milli toparlanmaya davet ediyorum! Sonra da ekliyordu: "Gündeme getireceğim ilk konu, Fransız özgürlüğünün yeniden tesisi ve Avrupa Maastrich'inden çıkış olacak"
Ulusal politikaları ifade eden bu sözleri Avrupa'da ilk defa sağcı Le Pen'mi söylüyordu? Hayır... Avusturya'da Jorg Haider bu söylemlerle 1999 yılında oyların %33'ünü aldı. İsviçre halkının partisi, AB ve BM karşıtı söylemlerle 1999 yılında ikinci parti oldu. "Hristiyan bir ülkede bu kadar çok müslümanın yaşaması büyük sorundur" diyen Danimarka Halk Partisi 2001 seçimlerinde üçüncü. oldu.
Bunlar gösteriyor ki Avrupa'da ulusal politikalar öngören Sağ partilerin yükselmesinin arkasında Sosyo - Ekonomik ve ideolojik nedenler bulunmaktadır.
Ulusallığı öngören Avrupa sağ partilerinin yükselişinde, Avrupa Birliği (AB) projesine karşı gelişen kuşkunun büyük rolü vardır. İşçi sınıfı ve yoksullar, AB sürecine karşı çıkmaktadırlar.
Fransa'yı Avrupa Birliği'nden çıkaracağını söyleyen Le Pen, "Ben Avrupa düşmanı değilim, ben Avrupa uluslarının, Avrupa anayurtlarının partizanıyım. Ama uluslarüstü federalleşmiş Avrupa'nın düşmanıyım. Frank'ı yine ulusal para haline getireceğim; Anayasaya önce Fransızlar maddesini ekleyeceğim." Demekle Avrupa Birliği'nin (AB) getirmeye çalıştığı "Yeni Avrupa Değerlerine" karşı çıkıyordu.
Küreselleşmeyi ve onun bir parçası olan Avrupa Birliğini tek seçenek olarak görenler, bu aldatmacayı yutturmaya çalışanlar, Le Pen'i sadece ırkçılığı ile öne çıkardılar.
Ulus devlet bitti yalanı, Avrupa Birliği'nin kalesi gibi görünen Fransa'da bile artık inadırıcı olamamaktadır.
Fransa'da bile geniş halk kitleleri Avrupa Birliği içinde aşağılandıklarını düşünmektedirler. Kurumsallaşması sözden öteye gitmeyen Avrupa Birliği'nin güven verici olmadığı değerlendirilmektedir.
Avrupa, para birliği, kurumların reforme edilmesi ve genişleme gibi üç ana iç sorunla uğraşırken; globalleşmenin çok karışık meydan okumasıyla karşı karşıya kalmıştır.
"Birleşik Avrupa Devletleri" düşüncesi gülünç olduğu kadar, bölünmüş Avrupa'nın gücünü ve zenginliğini küresel çağda devam ettirme şansı fazla bulunmamaktadır.
Dünyanın başka bölgelerinde artan nüfus karşısında, yaşlı Avrupa'nın nüfusu sayısal olarak azalmakta, artık Avrupalıyım diyenlerin dünya nüfusunda oranı devamlı azalmaktadır.
AB'nin diğer önemli sorunu , birlik üyelerinin sayısı yani "birlik alanı" meselesidir. Çok çabuk büyüyen bir çocuk gibi, Avrupa kendi vücudunun nerede başlayıp nerede sona erdiğini kestirememektedir.
AB, bu nedenle gelecekte ağır ve hantal bir bünyeye sahip olabilir. Bununla ilgili en çok eleştiri konusu ise Türkiye ile olan ilişkisidir. Birçok Avrupalı yönetici ve politikacı, AB'nin Türkiye ile ilişkisini "Hafiflik ve küçümseme" içerisinde yürütmektedir. AB organları Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmadığı gibi, Türkiye'yi uygun bulmadıklarını ileri sürmektedirler.
Avrupa gittikçe kompleks ve melez bir yapıya dönüşmektedir. Bu, parada federal, dış ve güvenlik konularda ulusal bir yapıdır. Avrupa 2002'de genel bir para politikasına sahip olurken asla ortak bir Ortadoğu politikasına sahip olamayacaktır.
Bu koşullarda nasıl bir AB kimliği yaratılabilecektir. Bu ancak, her ülkenin kendi kimliğinin bir bölümünden fedakarlık etmesiyle olabilir. Ancak bulgular bu konuda ümit verici görünmemektedir. İtalyanlar'ın ancak % 5'i Fransızlar'ın % 7'si Hollandalılar'ın % 2'si, Almanlar'ın % 4'ü Danimarkalılar'ın % 3'ü, İngilizler'in de sadece % 5'i kendilerini Avrupalı olarak görmektedirler.
Bu gerçek karşısında "Avrupa kimliği" nasıl gerçekleşebilecek, "federalizm" ile "ulusçuluk" nasıl dengelenecektir? Avrupalı hem yerel, hem ulusal hem de kıtasal kimliğini birlikte nasıl taşıyabilecektir? Birisi aynı zamanda hem İskoç, hem İngiliz, hem de Avrupalı olmayı nasıl kazanacaktır?
Bu durum Brötanyalı, Katalanyalı ve diğerleri için de geçerli olacaktır. çok kimlilik Avrupalı'nın nasıl zenginliği olabilecektir.
Evet,! şimdilik Le Pen'e Hayır dendi. " Her şeyin daha iyi olduğu eski günleri arayanların" sayısı, sosyal demokrasi ve solun "küçük insanı" terk etmesiyle artmaya devam ettikçe "Hayır" demeyi sürdürebilecekler mi? Sosyal demokrasi kalpsiz dünyanın kalbi, ezilenlerin sesi olmayı unutup, "Bizim çok uluslu şirketlerimiz ABD ile yarışamıyor. Çünkü orada Sosyal devlet engelleri yok. ABD ile yarışmak istiyorsak biz de öyle yapmalıyız" diyerek Avrupa Birliği "Sosyal devlet" anlayışını adım adım ortadan kaldırmaya devam ettikçe, karşı tepkilerin güçlenmesi durdurulabilecek mi?
Avrupalı uluslar (Fransızlar da dahil) Avrupa Birliği'nin "kimliklerini" yıkmasına daha ne kadar izin vereceklerdir.
Bizde ki AB lobicilerinin telaşı, acaba,bunu görmeye başlamalarından mı kaynaklanıyor? "Batı'daki ırkçı partiler Avrupa Birliği'ne karşı çıkıyorlar, milli paralarını geri istiyorlar" demeye başladıklarına göre...
Sonra bu aceleleri, Türkiye'yi bir an önce bir oyuna getirmek isteklerinden mi kaynaklanıyor?
Şu söylenenlere bakınız: "Bizim AB karşıtları biraz daha beklerse Irkçı AB partileriyle birlikte bir cephe bile oluşturabilirler. Çünkü benzer tepkiler gösteriyorlar" mış. Bununla da yetinmeyip "milli politikalar adı verilen ve devletin merkezinde planlanan bazı stratejiler sanki yürürlüğe sokuluyor gibi bir hava içindeyiz" diyerek birşeyler gevelemeye başladılar; buna kimi hükümet ortağı partilerin liderleri de katılmaya başladı. Hele AB'nin Türkiye temsilcisi Karen Fogg "Kıbrıs'ta Türkleri Türkiye'ye isyana" çağırdığına göre, bunlar içeride bazı şeyleri uygulamaya koymak için, acaba birşeylere mi niyetleniyorlar?
Bu yaz hepimiz, özellikle de birinci derece de sorumlular çok uyanık olmalıdırlar, süprizlere karşı...

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |