Kasım 2004   "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   KASIM 2004  

VAR mıyız?

Mahmut YILBAŞ

Gaflet, dalalet ve hatta hıyanetin neresindeyiz? Var mısınız, -sorgulamaya?
Hem de tam sırası...
Çünkü, Kasım ayındayız!
Bir çoğumuz, Gazi Mustafa Kemal'in huzuru­na çıkacak.
Anıtkabir'i ziyarette, tazimde dururken vicda­nen rahat olabilmek isteyenler için, görevimi ya­pabildim mi, emanete (Cumhuriyet'e) sahip çıka­bildim mi diye sormalarının en uygun zamanı, tam sırası değil mi?
Yani(!)Bu defa sorular kendimize...
Var mısınız sanık sandalyesine oturup, bugüne kadar hep başkasına yönelttiğimiz sorulan bu de­fa kendimize sormaya?
Hem de, sokakta işsiz-güçsüz, aylak aylak do­laşanlarımızdan en tepede sorumluluk taşıyanlarımıza kadar. ..
Evet, o sanık sandalyesine kendimizi oturtup ben gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde mi­yim, olabilir miyim, diyebilecek miyiz?
Aileme, toplumuma, milletime ve nihayetinde kendime yararlı mı olmaktayım yoksa farkında ol­madan, zararım, kötülüğüm mü dokunmakta?.
Görevimi yerine getirebiliyor muyum? emane­te sahip çıkabiliyor muyum? Cumhuriyeti yeterin­    ce kolluyor, koruyabiliyor muyum?
Kaçımız bunu yapabilecek?..
Hıyaneti meslek edinmiş, görev edinmiş, çıka­rını hainlikte bulmuş olanlara sözümüz yok, zaten gerek de yok!.. Çünkü sorun, gerçekte onlar değil. Bunlarla baş etmek, mücadele etmek mesele de­ğil. Bu türler, her kesimden, herkes tarafından bi­liniyor ve zaten fazlaca da ciddiye alınacak taraf­ları da yok...
Sorun, bizdedir; kendimizde, içimizdedir!
Hatta, belki de, en zararlılarımız kendisini millet ve vatan uğruna adamış ve de atanmış(!?) ola­rak görenler ve gösterilenlerdir.
Çünkü bunlar kendilerini hiç sorgulamazlar,
hatta sorgulattırmazlar bile...
Bunlara göre, sorunlar hep kendilerinin dışın­
dadır, sorunu yaratanlarda!..
Yaptıklarının veya yapamadıklarının kendile­rine göre bir cevabı, bir gerekçesi hep vardır, hep var olmuştur. Yeter ki, kendilerine cevap verebi­lecek bir gerekçe bulabilsinler ve zaten hep bulur­lar da... Hareketlerinin veya hareketsizliklerinin kendilerine göre, derinlerde bir anlamı bir gerek­çesi ve sırrı vardır...
Konuştuklarında veya sustuklarında da. . . Peki, kimdir bunlar!..
Bizleriz, diyebilecek misiniz?
Arda, burada, yakında veya uzaktalar...
Göz önünde olanlarımız, olmayanlarımız, isimlerini ezbere bildiklerimiz, yüzlerini hafıza­mızda tuttuklarımız veya mütevazı köşesinde olup bitenleri donuk gözlerle tepkisiz izleyenlerimiz.. .
Sanki hepimiz, bir takım kavramlar arkasına kendimizi, gerçek kişiliğimizi, bizi biz yapan çı­karlarımızı, beklentilerimizi, ürkekliğimizi, bece­riksizliğimizi, yetersizliğimizi, yeteneksizliğimizi ve bilgisizliğimizi gizliyor, saklıyor gibiyiz. . .
Kimi zaman demokrasi, kimi zaman insan hakları, kimi zaman uygarlık, çağdaşlık, gelişme, refah düzeyinin artırılması ve kimi zamanda laik­lik gibi kavramlar mı oluyor, arkasına saklandığı­mız, gizlendiğimiz?.
Bir defa; evet, bir defa, hiçbir kimse duyma­dan, görmeden kendi kendimizi sorgulayabilecek miyiz?

Bu kavramların arkasına saklanmadan, ger­
çeklerle yüzleşebilecek miyiz?
Neler mi soracağız kendimize?
Bir niyetlenelim, kendimizi suçlu sandalyesi­
ne oturtmaya, yeter ki bir kabul edelim, sorulacak çok şey buluruz... çünkü, ne yaptığımızm en iyi farkında olan bizlerizdir!..
Haydi gelin bir defa deneyelim, nasıl olsa dün­yanın sonu da değil, kıyamet de kopmaz; kaldı ki şarkıda dendiği gibi "kimse duymayacak, kimse de görmeyecek" olduktan sonra...
Ben, kendimden başlıyorum, siz de katılır mı­sınız; ne o, yine mi yan çizeceksiniz?.
Karşıma aldım kendimi; gözlerimin içine ba­kıyorum, ta derinliklerine inmek istiyorum. Göz­lerim hemen kıpırdamaya başladı, sanki rahatsız oluyor, kendini ele vermek istemiyor gibi.. .
Soruyorum! Her gördüğünü bana doğru yansı­tıyor musun? Evet diyemiyor, hafiften kendini ka­çırıyor, bana bakmaktan çekiniyor gibi... Anlıyo­rum ki, gözlerim önüne perde çekmiş, olup biten­leri artık görmek istemiyor; ürkmüş, yılmış ve korkmuş bir hali var. Demek yıldırmışlar, korkut­muşlar gözlerimi... İşlevini yapmıyor, bana doğ­ruları göstermiyor... Bugüne kadar, körü körüne yol almış, çıkmaz sokaklara girmiş, duvarlara bo­şuna toslamamışım meğer. . .
Kulaklarıma dönüyorum; henüz herhangi bir şey sonradan bir sıcaklık hissediyorum; yoksa sen de mi demeden, o da hafiften itirafa başlıyor. Eyvah, olamaz bu kadar, bu ne haldir, nasıl olabi­lir?. Onu da elde etmişler; duymaması, işitmeme­si için "tıkaç"lanmaya, meğer razı edilmiş... Ger­çek seslere, nefeslere karşı kendini tıkatmış, bana haber vermeden... Gaipten gelenlere kendini kap­tırmış. Demek onun içindir ki, "görünmezliğin" ve "bilinmezliğin" yani meçhullerin peşinde sü­rüklenmiş durmuşum...
Bu defa dilime döndüm ve "sen hiç olmazsa görevini yaptın!" değil mi diye sordum. Boğazım gıcıklanmaya, kannca1anmaya ve düğümler oluş­maya başladı. Anladım ki, o da elden, yoldan çık­mış da farkında değilmişim... Demek onun içindir ki, bir zamandır konuşmuyor, haykıramıyordum; suskunluğumun sebebi, demek ki buymuş...
Sonunda anladım ki; ben hem kör, hem satır ve hem de dilsizleşirilen1erden biri haline getirilmişim. . .
Bu durumda ben hem gaflet, hem dalalet için­de olanlardan biriyim. Hatta, hıyanet sınırına bile dayanmış durumdayım.

Sizler,' ya sizler!..

Egitim1iler -eğitimsizler ,
Sorumlular-sorumsuzlar,
Yukarıdakiler-aşağıdakiler,
Yedisindekiler-yetmişindekiler,
Oğullar-babalar ve dedeler,
Yumuşaklar-sertler
Beyaz yakalılar-mavi yakalılar,
Nasırlılar-nasırsızlar,
Yüzlüler-yüzsüzler,
Sütlüler-sütsüzler,
Yanlılar-kalabalıklar,
Yıldızlılar-yaldızlılar,
Astlar-üsler,

Evet sizler!
Ne sonuca vardınız?.

"Sessizlik"; yine, değil mi? Demek:
- Gaflettedir nöbetteki "yürek", - Millete artık "erlik" gerek... Bereket!

- Dağlarımızda çoban ateşleri yanıyor; onlar nöbette, onlar uyanık; ya bir de onlar olmazsa, evet, ya bir de onlar olmazsa, halimiz nice olacak, demek!...

 

 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |