|
'DURUM'
ÇOK BENZİYOR DA!...
ATILLA İLHAN
Çocukça hayretimi, unutabilmek ne mümkün? İlkokulda
adlarını ezberlediğim devlet ve hükümet 'büyüklerinin',
tamamı 'sivil'di; milli bayramlarda, tekmili,
silindir şapkaları, frakları ve kravatlarıyla,
törenlerde arz-ı endam ediyorlardı; günün birinde,
bunların Kâzım Özalp'dan Kâzım Dirik'e, Saffet
Ârıkan'dan Recep Peker'e, hepsinin 'asker kökenli'
olduğunu öğrenmeyeyim mi? Çok sonraları, yakın
tarihimizi eşeledikçe, Meşrutiyet döneminde
olduğu kadar Cumhuriyet döneminde de, 'asker'
aydınlarımızın, son derece 'tayin edici' bir
rol oynadıklarını görecektim.
'Kuleli Vak'ası'ndan başlayarak, hemen her yerde
onlarla karşılaşırız: 'Şeref Vapuru' ile Trablusgarb'a
sürgüne gidenler kimlerdi? ittihat ve Terakki',
'Askeri Tıbbiye'de kurulmadı mı? 'Hürriyet'in
ilanı, Resneli Niyazi Bey'le Enver Bey'in kıtalanyla
birlikte dağa çıkmaları üzerine gerçekleşmedi
mi? Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, 'Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti'nin ileri gelenleri, 'asker ocağından'
yetişmemiş midir?
Daha o zamanlar, Türk romanının asker aydınlara
ve oynadıkları role yeterince önem vermediğini
düşünmüşümdür.
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |