Haziran 2003  Sayı: 58 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   HAZİRAN 2003  
ORMANLARLA İLGİLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
FERRUH ATBAŞOĞLU
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Başkanı

Suç sayılan ve cezai müeyyideleri olan tüm olgular bu yeni anayasa değişikliği ile yok sayılacak ve suç işleyenlere elde ettiği yerler verilerek ödüllendirilmiş olacaklardır. Bu, hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmaz ve kabul edilemez büyük bir yanlıştır.

4 Nisan 2003 tarih ve 4841 Sayılı Yasa ile TC Anayasası’nın bazı maddeleri değiştirilmiş, yeni hükümler eklenmiştir. 4841 Sayılı Yasa’nın 1. maddesinde seçmen yaşı 25’e indirilmiş, 2. maddesinde anayasanın 169. maddesinde “Ormanların yalnız devletçe yönetilip işletileceği” hükmü mevcut iken, bu kez #işlettirilir hükmü eklenmiş, 170. madde de ise #31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş olan yerlerin değerlendirilmesi ve yine bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti, orman sınırları dışına çıkarılarak orman köylüsünün buralara yerleştirilmesi, halkın yararlanmasına tahsisinin kanunla düzenlenmesi, bu halkın işletme araç ve gereçlerinin sağlanması, orman içinden nakledilen köyler halkına ait arazilerin derhal ağaçlandırılması” hükümleri yanına “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve orman sınırları dışına çıkarılmış yerlerin devri-tahsisi-terki-kiraya verilmesi-üzerinde sınırlı ayni hak tesisi-satışı” biçiminde yeni hükümler eklenmiştir.

1- Öncelikle, hükümetin bu yoldaki çalışması ve duyurusu, sadece 170. maddede değişiklik yapılarak dışarı çıkarılan yerlerin orman köylüsü dışındaki kişilere de satışını sağlamak biçiminde bir değişikliği içeriyordu. 169. madde gündemde değildi.

Oysa şimdi 169. maddeye eklenen “Devlet ormanlarının devlet eliyle işletilir hükmüne, işlettirilir” hükmü eklenerek yeni ve çok vahim sonuçlar getirecek bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğin getireceği sonuçları şöyle sıralayabiliriz.

a - Devlet ormanlarının, devlet dışında da işlettirilmesi özel sektörü ve özellikle yabancı şirketi devreye sokar.

Devlet ormanlarının işletilmesi yabancı şirketlere verildiği takdirde, ormanlar sadece ağaç ve bitki kavramından ibaret olmayıp, ana öğe olarak toprak söz konusu olacaktır ve orman işletmeciliği uzun yılları içeren bir işletmecilik olduğundan yabancı şirketler, ormanlarımıza ve topraklarımıza gireceklerdir.

Orman oluşturulması ve üretimi 50 ila 100 yıllık bir zaman dilimini içerir. Bu mevsimlik sebze ya da meyve üretimi değildir.

Ayrıca, hiçbir şirket 50 ila l00  yıllık bir zaman dilimi için “atıl”  yatırım yapmaz. Ekonomi bilimi, kısa sürede rant elde etme düşüncesi, dünya gerçekleri böylesine uzun süreli bir yatırıma olanak vermez; geçmiş yıllarda bunun örneği yaşanmıştır. Yabancı şirketler Türkiye ormanlarında işletmecilik yapmış ve kısa sürede ormanların yok olduğu gözlenerek bu uygulamaya son verilmiş, yabancılar ormanlardan çıkarılmış ve ormanlar kurtarılmıştır. O halde, gelecek olan yerli ya da yabancı şirket sadece kesip satmayı amaçlayacaktır ki, bu da Türkiye ormanlarının tahribine ve yok   olmasına neden olacaktır.

b- Yabancı şirketlerin ormanlarımıza (toprağımıza) yerleşmesi halinde, o ormanlarda yaşayan ve orman içi yayla ve meralarda hayvancılık yaparak ekmeğini ormandan çıkaran orman köylüsü ile sürtüşmelere neden olacak, köylünün huzuru bozulacak, geçim yolu da kapanacaktır. Bu da, sosyal ve ekonomik bunalımı hazırlayacaktır. .

c - Orman topraklarının uzun yıllar yabancı şirketler elinde bulunması, siyasal bağımsızlığı, toprak bütünlüğümüzü zedeleyici olguları beraberinde getirecektir.

ç - Yeni bir kapitülasyon dönemi başlayacak ve dönüşü çok zor bir yola girilmiş olacaktır,

 d - Yabancı şirketlerle doğacak ihtilaflarda, tahkim konusu gündeme gelecek ve yabancılar  ülkemiz orman1arı üzerinde söz sahibi olabilecektir.

İşte bu olumsuz ve kabulü olanaksız sonuçlar gerçekleşirse ülkemizin ve halkımızın göreceği zarar, rakamlarla veya kelimelerle açıklanamaz.

2 - a) 170. maddede ise, yukarıda özetlediğim eski maddeye “satış yanında- devir-terk-kiralama-ayni hak tesisi” gibi yeni hükümler eklemiş, hükümet satışla 25 milyar dolar elde edeceğini ilan etmiştir. Devir ve terk olgusu satış yanında yer aldığına ve bu yeni hükümlerle ormanların bedelsiz olarak birilerine devri ve terk edileceği şimdiden belli olduğuna göre, satılacak kesim neresidir ve bu 25 milyar dolar nasıl kazanılacaktır?

Anayasaya kadar getirilip yerleştirilen “devir ve terkin” bedelsiz olacağı tartışmasızdır. Zira yasada bu olgular bedele bağlanmamıştır.

Demek ki, üstü kapalı bir “bağış-hibe” söz konusudur. Kamu malı olan ormanların kişi ya da kurumlara bağışı-hibesi hangi yasal dayanakla oluşabilmiştir?.

Hiçbir siyasal iktidarın kamu malı olan ve ulusun milli serveti olan ormanları birilerine bağışlamak hakkı ve yetkisi olduğu düşünülemez.

b)- Yine 2/B ile çıkarılan yerler ya da 2/B’ye konu olacak kesimler küçük bir alan ya da miktarı belli bir kesim değildir. Tüm Türkiye ormanlarına özellikle rantı yüksek İstanbul, Yalova, Karamürsel, Kocaeli, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Mersin, Bolu, Ilgaz, Toroslar’da yer alan ormanların içinde binlerce “villa, işyeri, fabrika, otel, lokanta, cafe yapıları bulunmaktadır”. Buralarda yerleşenler orman köylüsü değildir. Toprak ihtiyacı ile gelmemişlerdir. Ormandan elde edilen bu yerler, ağaçlar, bitkiler kesilerek, yakılarak, sürülerek zorla ele geçirilmiştir.

6831 Sayılı Orman Yasası’nın 14. ve 17. maddeleri bu eylemleri suç saymış ve aynı yasanın 91, 92. ve 93. maddeleri bunlara karşı hapis ve para cezasını öngörmüştür.

Hatta, Orman Yasası ceza bölümünde yapılan değişiklikle orman suçlarında müebbet hapis ve ölüm cezası dahi öngörülmüştür.

O halde, suç sayılan ve cezai müeyyideleri olan tüm olgular bu yeni anayasa değişikliği ile yok sayılacak ve suç işleyenlere elde ettiği yerler verilerek ödüllendirilmiş olacaklardır. Bu hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmaz ve kabul edilemez büyük bir yanlıştır. Hükümet gerekçesinde, bu yerlerden “ecrimisil alınıp kişilere satılması” halinde ödüllendirilmemiş olacakları ileri sürülmektedir. Oysa, tam tersi bir olay söz konusudur.

Ormana tecavüz eden, kesen, biçen, yakan, yok eden, yerleşen, hem mülk sahibi olacak, hem de tapuyu ele geçirdikten sonra büyük rantlarla bu yerler başkalarına devredilecektir. İşte asıl ödüllendirme bu şekilde gerçekleşecektir.

Anayasa ve yasalara saygılı olup ormana el atmamış vatandaşlar, bu olgu karşısında düşünecekler ve hukuk devletine, anayasaya, yasalara güven duyguları sarsılacaktır. Bunun sonucu psikolojik, ekonomik, sosyal bir kaos oluşacaktır.

Bu olayın asıl felaket yönü ise, 6831 Sayılı Yasa’nın, dışarı çıkarma olgusunu sağlayan 2/B maddesinin yürürlükte bırakılmış olmasıdır. Bu madde yürürlükte oldukça dışarı çıkarma işlemleri devam edecektir ve etmektedir. 2/B yapay bir kavramdır, bilimsel ve gerçekçi bir dayanağı yoktur. Zira, anayasada ve yasalarda “Bilim ve fen bakımından tam nitelik kaybı” ifadesi yer almıştır. Türkiyemizin ormanları, bilim ve fen bakımından doğal olarak niteliğini yitirmemiştir.

Ağaçlar, bitkiler kesilerek dozerle sürülerek, yakılarak, zorla “nitelik kaybettirilmiştir”. Kaldı ki, bu olgular yine Orman Yasası’nda suç sayılmaktadır. Suç sayılıp, cezai müeyyidesi olan eylemler, bilimsel-doğal nitelik kaybı sayılmakta ve adeta dolaylı yolla yine anayasaya aykırı biçimde adeta affa tabi tutulmaktadır.

31 Aralık 1981 tarihinin hiçbir anlamı yoktur. Zira, yasa yürürlüktedir ve 1981’den sonra günümüze değin devam eden her dışarı çıkarma işlemi 3l.l2.l981’den önce “nitelik yitirmiştir” gerekçesine dayandırılarak sürdürülmektedir. Bu yasa iptal edilmez ve uygulanması devam ederse, Orman Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre 20.199.296 hektar olan orman varlığımız, belli bir süre sonra tükenecek ve dışarı çıkarılacak orman kalmayacaktır. Bu vahim gidişin sonucu olarak Türkiye çölleşecektir. Ne acıdır ki, çölde yaşama olanağı yoktur. Oysa gelecek kuşaklara, yeşil ve yaşanır bir ülke bırakmak devletin ve ulusun görevidir.

Türk ulusunun geleceğini karartmaya hiç kimsenin hakkı olamaz.

Bu nedenlerle, açıkladığım olgular gözetilerek, öncelikle ormanların sürekli olarak rejim dışına atılmasını ve yok olmasını sağlayan 6831 Sayılı Yasa’nın 2/B maddesi kaldırılmalı, dışarı çıkarma eylemi ve işlemleri “durdurulmalı”, anayasadaki hükümler Türkiye ormanlarının geleceğini güvence altına alacak, ormanların yok olmasını önleyip ulusa ve orman köylüsüne akılcı yolla yarar sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmeli, bugün ulaşılan yanlış yoldan dönülmelidir. Aksi halde yarın çok geç olacaktır.

 

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |