Haziran 2003  Sayı: 58 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   HAZİRAN 2003  
80’İNCİ YILINDA LOZAN PENCERESİNDEN TÜRKİYE-AB VE TÜRKİYE-YUNANİSTAN
İLİŞKİLERİNE BİR BAKIŞ
 
ALİ KURUMAHMUT
Deniz Hukukçusu (E) Deniz Kurmay Yarbay

Türkiye’nin AB adaylık statüsünün kısa ve orta vadede bağlandığı şartların Ege ve Kıbrıs’ta doğurabileceği sonuçları değerlendirirken, Lozan Barış Andlaşması’nın siyasî hükümlerinin ve bu bağlamda hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş ve ölü doğmuş bir andlaşma olan Sevr’in iyi analiz edilmesi gerekir. Eritre ile Yemen arasında, Kızıl Deniz’de eski Osmanlı toprağı olan bazı ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik uyuşmazlığını çözen Uluslararası Sürekli Hakem Mahkemesi’nin 1998 tarihli kararında Lozan Barış Andlaşması’nın 16’ncı maddesi ile ilgili yorum ve tespitler hayatî bir rol oynamıştır1. Kuşkusuz 16’ncı maddenin bu etkisi, Kıbrıs Adası ile egemenlik devrine konu olan Ege Adaları için de söz konusu olacaktır.

Türkiye, Kıbrıs üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından İngiltere lehine vazgeçerken2, adanın geleceği konusunda söz hakkına sahip olacağını Lozan’ın 16’ncı maddesi ile saklı tutmuştur. Türkiye Lozan’a Sevr’i reddederek gelmiştir. Lozan’ın 16’ncı maddesine tekabül eden Sevr’in 132’nci maddesi ile Türkiye’nin itirazları sonucu değişen Lozan 16’nın ilk taslağının birlikte tetkikinden ve Lozan Barış Andlaşması’nın oluşum aşamasında âkit devletlerin tutum ve davranışlarından; gerek Kıbrıs, gerek egemenlikleri devredilen Ege Adaları üzerinde ileride vuku bulabilecek ilhak, istiklal veya herhangi bir idare şekli hakkında Türkiye’nin söz hakkına sahip olması gerektiği sonucuna varmak hukuksal bir yaklaşım olacaktır. 1950’li yıllarda İngiltere Türkiye’yi Kıbrıs meselesinin içine çekerken, bu hukuksal dayanak noktasından hareket etmiş olduğu bilinen bir vakıadır. Bu bağlamda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Adası’nın bütününü temsil eden devlet kimliğiyle Avrupa Birliği’ne alınması Lozan Barış Andlaşması’nın ihlali niteliğinde siyasî bir uygulamadır. Lozan’ın akit devletlerinden İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın AB üyesi olması düşünülmesi gereken diğer önemli bir noktadır. Bu konunun Türkiye tarafından yeterince işlenmemesi de düşündürücüdür.

Türkiye’nin AB’ye adaylık statüsünün Helsinki 1999 ve Kopenhag 2002 düzenlemeleri ile bağlandığı şartların Ege’de doğurabileceği sonuçlar, Türkiye’yi modern Sevr diyebileceğimiz bir siyasî felaketle karşı karşıya bırakacaksa; AB adaylık pozisyonumuzun muhakeme ve muhasebesinin tekrar yapılması, derin tarihi kökleri olan ve yaşanmış acı tecrübeleri bulunan bir devlet haysiyetine yakışır bir hareket tarzı olacaktır. Mevcut AB politikalarımız revize edilirken ve/veya yeni politikalar oluşturulurken Türk-Yunan ilişkileri bağlamında ve Ege Denizi somutunda şu sorulara açık ve net cevap bulmamız gerekecektir:

• Başta Başbakanlık Osmanlı Arşivleri olmak üzere ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan ve yaklaşık altı yıl süren arşiv ve hukuk çalışmaları ile egemenliklerinin devredilmemiş olduğu bizce kesinlik kazanan 150 civarındaki ada, adacık ve kayalığın3 egemenliğinden Yunanistan lehine feragat mı edilecektir? Unutmayalım ki bunların en küçükleri Türkiye’nin Ocak 1996’da uğrunda savaşı göze aldığı Kardak Kayalıkları büyüklüğündedir. Bunların karasuları ise Ege Denizi’nin yaklaşık % 6’sı kadardır. Ege’de egemenlikleri devredilmemiş olan söz konusu adaları hesaba katmadığınız takdirde Türk karasularının oranı % 7.5’lerde kalacaktır.

• Lozan Barış Andlaşması yapıldığı zaman Ege’nin % 75’ini oluşturan uluslararası suların oranının % 20-25’lere inmesine ve bu oranda Yunanistan’ın egemenliğine bağlı suların genişlemesine, bir başka anlatımla Ege Denizi’nin kısmen veya tamamen Yunan gölüne dönüşmesine ve ülkesel bütünlüğümüzün bozulmasına Türkiye rıza gösterebilecek midir?

• Ege’de mevcut her bir ada, adacık ve kayalığın egemenliğinin hangi devlete ait olduğu tespit edilmeden deniz ve hava sorunları nasıl hakça bir çözüme bağlanabilecektir?

• Lozan ve Paris Barış Andlaşmaları hükümleri gereği silahsızlandırılmış olmaları şartıyla, egemenlikleri Yunanistan’a devredilen adaların Yunanistan tarafından silahlandırılmış olması fiilî durumu kabul mü edilecektir?

• Ege Denizi’nin ve bu bağlamda Yunanistan Devleti’nin tarihî gerçeklerini, Ege’nin coğrafî, jeolojik ve jeomorfolojik yapısını, uluslararası hukukun veri olarak kabul edebileceği belgeler çerçevesinde Ege Denizi ve Adaları’nın hukukî statüsünü iyi tetkik ve analiz etmeden gelecek nesillerin sorgulamayacağı kalıcı bir barışı Ege’de nasıl sağlayabilirsiniz?

Ege Denizi’nde çok güç, nazik ve Türkiye bakımından tehlikeli olabilecek bir dönem yaşanmaktadır. Amacı Ege’de zemin kaybetmemek ve Lozan Barış Andlaşması’nın hukukî ve siyasî statüsünün daha fazla bozulmasını ve aşınmasını önlemek olan Türkiye’nin, zemin kaybetme riski ve tehlikesi ile AB adaylık pozisyonunu koruma uğruna Ege Denizi’ni kaybetme tehlikesi artmaktadır. Türkiye’nin AB adaylık statüsünün kısa ve orta vadede bağlandığı şartlar ve gelişmeler, Yunanistan’a Ege’ye ilişkin amaçlarını gerçekleştirme imkânı verecek niteliktedir. Türkiye, AB rüyası ve Yunan inisiyatifiyle Ege’de Yunanistan’ın hayal bile edemeyeceği bir noktaya doğru sürüklenmektedir. Kıbrıs’ta “enosis” idealini gerçekleştirdiğini tavır ve davranışlarının ötesinde, en yetkili kişilerinin açık ifadeleri ile beyan etmekten bile kaçınmayan Yunanistan, Ege’de modern Sevr diyebileceğimiz bir sonucu ve bu bağlamda ideolojik temel üzerine inşa ettiği bilinen politikalarını gerçekleştirmek üzere hamle yapmaktadır. Belki de, Yunanistan bu hamleyi Türkiye’ye yaptırmayı amaçlamaktadır. Eğer Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarını ve temel ulusal çıkarlarını kaybetmiş bir Türkiye’nin AB üyesi olması isteniyorsa veya Türkiye’nin AB üyeliği üzerinde böyle bir ipotek varsa veya konulmak isteniyorsa, bunun artıları ve eksileri iyi hesaplanarak AB yolunda daha sağlam yürünmesi gerekir.

 

         DİPNOT
1        Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Sertaç Hami Başeren-Ali Kurumahmut, Ege’de Egemenliği Devredilmemiş Adalar, Ankara 2003, s. 69-109.
2        Lozan Barış Andlaşması madde 20.
3        Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Başeren-Kurumahmut, a.g.e., s. 9-68.

 

 

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |