Haziran 2003  Sayı: 58 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   HAZİRAN 2003  
6. UYUM PAKETİNDE DEVLETİN
BÖLÜNMEZLİĞİ...
SABİH KANADOĞLU
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı

Demokrasinin önde gelen koşullarından biri olan düşünce özgürlüğü, öncelikle haber alma ve öğrenme, bunun doğal sonucu olarak kanı (kanaat) edinme ve düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüklerinden oluşur. İnsanlığın gelişmesinin temel itici gücü olan düşünce özgürlüğü, aynı zamanda öbür hak ve özgürlüklerin de kaynağıdır. Bu özellikleri nedeniyle birçok ulusal ve   uluslararası belgelerde korunması zorunlu görülmüş, bu bağlamda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 9. ve 10. maddeleriyle anayasamızın 25. ve 26. maddelerinde de yer almıştır.

Ancak düşünce özgürlüğünün sınırsız olduğu ileri sürülemez. Sınırsız düşünce özgürlüğünün bulunduğu bir toplumda hiç kimse özgür ve güvencede olamaz. O nedenle İHAS’ın 10/2. maddesinde, düşünce (ifade) özgürlüğünün kullanılmasının kişilere görev ve sorumluluk yüklediği vurgulanmakta, demokratik bir toplumda zorunlu önlemler niteliğinde olarak ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün... korunması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği öngörülmektedir. Anayasamızın 26/2. maddesinde de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasının “... Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması...” amaçlarıyla sınırlanabileceği açıklanmıştır.

Her ne kadar bireysel özgürlüklerin korunması adına, “Devlet” kavramını kötüleme, küçümseme ve yozlaştırma çabaları, özellikle günümüzde, hız kazanmışsa da her türlü özgürlüğün, düzenin ve güvenliğin yine devletin onurlu bir yurttaşı olmakla sağlanacağı unutulmamalıdır.

Devletin varlığı için ülke ve ulus ile siyasal, hukuksal örgütlenme gereklidir. Bu birlikteliğin süregelmesi için koşul, bölünmez bütünlüktür. Ülke ve ulusun bütünlüğü ve birlikteliği hukuksal yollarla sağlanmalı ve korunmalıdır.

Anayasamızın başlangıç kısmında, “Yüce Türk Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün anayasa tarafından belirlendiği vurgulanmış, hiçbir faaliyet Türk milli menfaatlarının, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının..” karşısında koruma göremeyeceği açıklanmış, değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek 3. maddesinde “Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu” kesin bir ifadeyle belirtilmiş, 5. maddede “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak” devlete temel görev olarak verilmiş, 14. maddede “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı..” amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

O halde açıkça ifade edebiliriz ki, Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak anayasamızın temel felsefesidir.

Anayasanın doğrudan uygulanabilirliği dışında kalan sınırlandırmalarla ilgili yaptırımların genel ceza yasasında ya da ceza hükümlerini taşıyan özel yasalarda yer alması hukuk sistematiğine uygundur ve de zorunludur.

İşte bu düşünceyle “Devletin bölünmezliği aleyhine propaganda” yapmak suç olarak kabul edilmiş, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 8. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır.

Propaganda, belirli bir görüşü topluma benimsetmek için her türlü iletişim araçları da kullanılarak yapılan faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerin bölücülüğü, başka bir deyimle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedeflemesi halinde öngörülen suç oluşur. Bu suçu, sonu ayrılıkçı teröre ulaşan eylemlerin başlangıcı olarak nitelendirmek de olanaklıdır.

Anayasamızın 14. maddesinde hiçbir faaliyetin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayamayacağı belirlendiği cihetle, bölücü propagandanın yaptırıma bağlanması anayasaya aykırı değildir. İfade özgürlüğünün sınırlandırılması İHAS’ın 10/2. maddesindeki açıklık karşısında anılan sözleşmeye de aykırılık oluşturmaz.

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag doruğunda (zirvesinde) kabul edilen ve adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken ölçütlere (kriterlere) de aykırı düşmemektedir.

O halde, 6. uyum paketi olarak Başbakanlık’a sunulan taslakta TMY’nin 8. maddesinin tamamen kaldırılması Avrupa Birliği’ne “uyum”la açıklanamaz.

Ayrıca, anayasaya aykırılık sadece Yasama Organı’nın çıkardığı yasalarda aranmamalıdır. Yürürlükten kaldırılan yasa ile anayasanın genel felsefesine dayalı olarak konulan temel ilkeyi yaptırımsız bırakacak biçimde, mevcut yasayı ortadan kaldıracak yasa için de anayasaya aykırılık iddiası ileriye sürülebilir. Bu bağlamda 6. uyum paketi içerisinde yer alan ve TMY’nin 8. maddesini “tamamen mevzuattan çıkaracak şekilde” yürürlükten kaldıracak yasa hükmü anayasaya aykırı olacaktır. Zira, anayasanın titizlikle koruduğu Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez  bütünlüğünü bozacak faaliyetler yaptırımsız kalmakta, anayasa soyut bir edebi metin durumuna getirilmektedir. Anayasanın 24/son maddesinin yaptırımsız bırakılmasının sonuçları ortadadır.

Kaldı ki, taslağı hazırlayanlar da maddenin tamamen kaldırılmasının sakıncalarının ayırdında olmalılar ki, önce suçun TCY’nin 312. maddesi kapsamı içerisinde yaptırım bulacağını ileri sürmüşler, sonra zaten suçun yeni TCY tasarısında yer aldığına vurgu yapmışlardır.

Öncelikle TCY’nin 312. maddesi, kamu düzenini ve kamu güvenliğini bozan eylemleri yaptırıma bağladığı için bölücü propaganda suçundan ayrılır. Kavram, unsur ve suç tipi itibarıyla birbirini içermez. Bu tür uygulamanın gerek hukuk sisteminde ve gerekse toplumda sıkıntı doğuracağı açıktır.

TMY’nin 8. maddesinin kaldırılması, yeni TCY tasarısının yasalaşmasına kadar, bu suçtan soruşturulan ve yargılananlar için genel af niteliği taşıyacak, iki tarih arasında bir yaptırımsız süreç yaratılacaktır. Devletin bütünlüğünün belirsiz bir süre korumasız bırakılması kabul edilemez.

Yapılması gereken, “Devletin bölünmezliği aleyhine propaganda yapmak suçunu” yürürlükten kaldırma yerine, TMY’nin 8. maddesinde yer alan propaganda suçunu terörün tanımı ve terör suçlarının belirlenmesiyle ilgili aynı yasanın 1. ve 3. maddeleriyle bağlantılı hale getirmektir. Böylece, uygulamada görülen kimi duraksamalar giderilecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da gözetilmiş olacaktır. Türkiye uzun yıllar ayrılıkçı terörün acısını çekti. Binlerce evladını teröre  kurban verdi. Bu konuda duyarlı olmamız doğal karşılanmalıdır. Bölücü propagandanın, ayrılıkçı örgütlenmelere ve giderek teröre ulaştığı gerçeği açıkça ortada olduğu halde, TMY’nin 8. maddesinin kaldırılmasının bizi demokrasiye ve dolayısıyla Avrupa Birliği’ne ulaştıracağı iddiası, en hafif deyimiyle yanılgıdır. Bir kez daha tekrarlayalım: Hiçbir amaç ya da umulan yarar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün önüne geçemez.

 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |