|
6. UYUM PAKETİNDE DEVLETİN
BÖLÜNMEZLİĞİ...
SABİH KANADOĞLU
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı
Demokrasinin önde gelen koşullarından biri olan
düşünce özgürlüğü, öncelikle haber alma ve
öğrenme, bunun doğal sonucu olarak kanı (kanaat)
edinme ve düşünceyi açıklama ve yayma
özgürlüklerinden oluşur. İnsanlığın gelişmesinin
temel itici gücü olan düşünce özgürlüğü, aynı
zamanda öbür hak ve özgürlüklerin de kaynağıdır.
Bu özellikleri nedeniyle birçok ulusal ve
uluslararası belgelerde korunması zorunlu
görülmüş, bu bağlamda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin
(İHAS) 9. ve 10. maddeleriyle anayasamızın 25.
ve 26. maddelerinde de yer almıştır.
Ancak düşünce özgürlüğünün sınırsız olduğu ileri
sürülemez. Sınırsız düşünce özgürlüğünün
bulunduğu bir toplumda hiç kimse özgür ve
güvencede olamaz. O nedenle İHAS’ın 10/2.
maddesinde, düşünce (ifade) özgürlüğünün
kullanılmasının kişilere görev ve sorumluluk
yüklediği vurgulanmakta, demokratik bir toplumda
zorunlu önlemler niteliğinde olarak ulusal
güvenliğin, toprak bütünlüğünün... korunması
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına,
sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği
öngörülmektedir. Anayasamızın 26/2. maddesinde
de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün
kullanılmasının “... Devletin ülkesi ve milleti
ile bölünmez bütünlüğünün korunması...”
amaçlarıyla sınırlanabileceği açıklanmıştır.
Her ne kadar bireysel özgürlüklerin korunması
adına, “Devlet” kavramını kötüleme, küçümseme ve
yozlaştırma çabaları, özellikle günümüzde, hız
kazanmışsa da her türlü özgürlüğün, düzenin ve
güvenliğin yine devletin onurlu bir yurttaşı
olmakla sağlanacağı unutulmamalıdır.
Devletin varlığı için ülke ve ulus ile siyasal,
hukuksal örgütlenme gereklidir. Bu birlikteliğin
süregelmesi için koşul, bölünmez bütünlüktür.
Ülke ve ulusun bütünlüğü ve birlikteliği
hukuksal yollarla sağlanmalı ve korunmalıdır.
Anayasamızın başlangıç kısmında, “Yüce Türk
Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün anayasa
tarafından belirlendiği vurgulanmış, hiçbir
faaliyet Türk milli menfaatlarının, Türk
varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği
esasının..” karşısında koruma göremeyeceği
açıklanmış, değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi
teklif edilemeyecek 3. maddesinde “Türkiye
Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir
bütün olduğu” kesin bir ifadeyle belirtilmiş, 5.
maddede “Türk milletinin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak”
devlete temel görev olarak verilmiş, 14. maddede
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden
hiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü bozmayı..” amaçlayan
faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı hüküm
altına alınmıştır.
O halde açıkça ifade edebiliriz ki, Türk
Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü korumak anayasamızın temel
felsefesidir.
Anayasanın doğrudan uygulanabilirliği dışında
kalan sınırlandırmalarla ilgili yaptırımların
genel ceza yasasında ya da ceza hükümlerini
taşıyan özel yasalarda yer alması hukuk
sistematiğine uygundur ve de zorunludur.
İşte bu düşünceyle “Devletin bölünmezliği
aleyhine propaganda” yapmak suç olarak kabul
edilmiş, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın
(TMY) 8. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır.
Propaganda, belirli bir görüşü topluma
benimsetmek için her türlü iletişim araçları da
kullanılarak yapılan faaliyetlerdir. Bu
faaliyetlerin bölücülüğü, başka bir deyimle,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve
milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı
hedeflemesi halinde öngörülen suç oluşur. Bu
suçu, sonu ayrılıkçı teröre ulaşan eylemlerin
başlangıcı olarak nitelendirmek de olanaklıdır.
Anayasamızın 14. maddesinde hiçbir faaliyetin
devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmayı amaçlayamayacağı
belirlendiği cihetle, bölücü propagandanın
yaptırıma bağlanması anayasaya aykırı değildir.
İfade özgürlüğünün sınırlandırılması İHAS’ın
10/2. maddesindeki açıklık karşısında anılan
sözleşmeye de aykırılık oluşturmaz.
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag
doruğunda (zirvesinde) kabul edilen ve adaylık
için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe
kabul edilmeden önce karşılaması gereken
ölçütlere (kriterlere) de aykırı düşmemektedir.
O halde, 6. uyum paketi olarak Başbakanlık’a
sunulan taslakta TMY’nin 8. maddesinin tamamen
kaldırılması Avrupa Birliği’ne “uyum”la
açıklanamaz.
Ayrıca, anayasaya aykırılık sadece Yasama
Organı’nın çıkardığı yasalarda aranmamalıdır.
Yürürlükten kaldırılan yasa ile anayasanın genel
felsefesine dayalı olarak konulan temel ilkeyi
yaptırımsız bırakacak biçimde, mevcut yasayı
ortadan kaldıracak yasa için de anayasaya
aykırılık iddiası ileriye sürülebilir. Bu
bağlamda 6. uyum paketi içerisinde yer alan ve
TMY’nin 8. maddesini “tamamen mevzuattan
çıkaracak şekilde” yürürlükten kaldıracak yasa
hükmü anayasaya aykırı olacaktır. Zira,
anayasanın titizlikle koruduğu Türk Devleti’nin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozacak faaliyetler yaptırımsız kalmakta,
anayasa soyut bir edebi metin durumuna
getirilmektedir. Anayasanın 24/son maddesinin
yaptırımsız bırakılmasının sonuçları ortadadır.
Kaldı ki, taslağı hazırlayanlar da maddenin
tamamen kaldırılmasının sakıncalarının ayırdında
olmalılar ki, önce suçun TCY’nin 312. maddesi
kapsamı içerisinde yaptırım bulacağını ileri
sürmüşler, sonra zaten suçun yeni TCY
tasarısında yer aldığına vurgu yapmışlardır.
Öncelikle TCY’nin 312. maddesi, kamu düzenini ve
kamu güvenliğini bozan eylemleri yaptırıma
bağladığı için bölücü propaganda suçundan
ayrılır. Kavram, unsur ve suç tipi itibarıyla
birbirini içermez. Bu tür uygulamanın gerek
hukuk sisteminde ve gerekse toplumda sıkıntı
doğuracağı açıktır.
TMY’nin 8. maddesinin kaldırılması, yeni TCY
tasarısının yasalaşmasına kadar, bu suçtan
soruşturulan ve yargılananlar için genel af
niteliği taşıyacak, iki tarih arasında bir
yaptırımsız süreç yaratılacaktır. Devletin
bütünlüğünün belirsiz bir süre korumasız
bırakılması kabul edilemez.
Yapılması gereken, “Devletin bölünmezliği
aleyhine propaganda yapmak suçunu” yürürlükten
kaldırma yerine, TMY’nin 8. maddesinde yer alan
propaganda suçunu terörün tanımı ve terör
suçlarının belirlenmesiyle ilgili aynı yasanın
1. ve 3. maddeleriyle bağlantılı hale
getirmektir. Böylece, uygulamada görülen kimi
duraksamalar giderilecek ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararları da gözetilmiş olacaktır.
Türkiye uzun yıllar ayrılıkçı terörün acısını
çekti. Binlerce evladını teröre kurban verdi.
Bu konuda duyarlı olmamız doğal karşılanmalıdır.
Bölücü propagandanın, ayrılıkçı örgütlenmelere
ve giderek teröre ulaştığı gerçeği açıkça ortada
olduğu halde, TMY’nin 8. maddesinin
kaldırılmasının bizi demokrasiye ve dolayısıyla
Avrupa Birliği’ne ulaştıracağı iddiası, en hafif
deyimiyle yanılgıdır. Bir kez daha
tekrarlayalım: Hiçbir amaç ya da umulan yarar
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve
milleti ile bölünmez bütünlüğünün önüne geçemez.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |