|
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’YLE ‘UĞRAŞMAK’
KEMAL YAVUZ
Orgeneral (E)
İngiltere’nin en önemli think - thank
kuruluşlarından olan ‘Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Enstitüsü’nün yıllık araştırma
raporunda Türkiye ile ilgili bölümler,
geçtiğimiz günlerin en önemli konusu idi. En
dikkat çekici görüşler hükümet, silahlı
kuvvetler ve bu ikili arasındaki ilişkilere
dairdi. Türk iç politikasında, gelecek günlerin
‘AKP ile laikliğin savunucusu durumunda bulunan
yapılar arasında ilginç gelişmelere sahne
olabileceği’ görüşüne yer verilirken, bu durum
içinde, “Askerler, öncelikle kamuoyuna
yapacakları açıklamalar, hükümet üyelerine
yönelik ziyaretler, Milli Güvenlik Kurulu’na
getirecekleri öneriler ve sivil toplum
kuruluşlarını güçlendirme yoluyla belli bir
baskı oluşturmaya çalışacaklar. Hükümet, eğer
bütün bunlara rağmen, herhangi bir radikal
değişikliğe yeltenirse TSK, askeri sokağa
çıkabilir” denilmektedir. Hükümetin bugüne
kadarki uygulamaları ise şöyle
değerlendiriliyor: “Hükümet yetkililerinin
çeşitli konulardaki açıklamalarında, birbiriyle
ve hatta zaman zaman kendi söyledikleriyle bile
çelişkilere düştüğü ve bir yönetim zafiyeti
içinde olduğu”. Enstitünün değerlendirmeleri
böyle.
Önce anılan kuruluştan bahsedeyim. İngiliz
“Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü”,
konusunda, dünyanın en itibarlı ve güvenilir
kurumlarından biridir. O kadar ki, davet edeceği
kişiler ve kuruluşlar konusunda çok titiz
davranan Harp Akademileri Komutanlığımız, bir
süre öncesine kadar, dünya politika - militer
konularını görüşmek üzere, bu kuruluş üyelerini
davet etmekte idi.
Konuyu, önce Anayasal ve yasal boyutları ile
inceleyelim. Anayasamızın 1. maddesi “Türkiye
Devleti bir Cumhuriyettir” diyor. Ve 2.
maddesinde, bu Cumhuriyet’in niteliklerini
sıralıyor: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet içinde, insan
haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir.” Peki, bu “..başlangıçta belirtilen
temel ilkeler” neler?. Anayasamızın “başlangıç”
bölümünde şöyle ifade edilmiş: Bu Anayasa:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder
ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği
milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve
ilkeleri doğrultusunda;.. Hiçbir düşünce ve
mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk
varlığının devleti ve milleti ile bölünmezliği
esasının, Türklüğün tarihi ve manevi
değerlerinin, Atatürk mililiyetçiliği, ilke ve
inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında
koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği,
kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve
politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı” fikir
inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna
bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp
uygulanmak üzere, Türk Milleti tarafından,
demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve
millet sevgisine emanet ve tevdi olunur. Önemi
dikkate alınarak, bu konuda en yetkili hukuk
makamı olan Anayasa Mahkemesi’nin “Laiklik”
konusundaki kararlarına da bakalım: “Hukuki
yönden ve klasik anlamda laiklik, dinle devlet
işlerinin birbirinden ayrılması, dinin devlet
işlerinde egemen ve etkili olmaması anlamına
gelmektedir. Atatürk devrimlerinin hareket
noktasında, laiklik ilkesi yatar ve
devrimlerinin temelini bu ilke oluşturur.
Laiklik, Türkiye’nin yaşam felsefesidir. Laiklik
devlette, kutsal din duyguları politikaya, dünya
işlerine, hukuksal düzenlemelere kesinlikle
karıştırılamaz” (Anayasa Mah. Es. 1983/2, Ka.1983/2,
1989/1, 1989/2 sayılı kararları)
Şimdi bu Anayasal sistem içinde, Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin hukuki durumunu görelim. TC.
Devleti tarafından TSK’ne verilen vazife, 211
no. ve 4/1/1961 tarihli “TSK İç Hizmet
Kanunu’nun Bölüm C Md. 35”de ifade edilmiştir ve
şöyledir: “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vazifesi,
Türk Yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş
Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır”.
Bu kanun maddesi ile ilgili açıklamada ise şöyle
deniyor: “İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi,
TSK’nin, sadece dıştan gelen tehdit ve
saldırılara karşı değil, aynı zamanda ve kimi
zaman bundan da önemli olabilecek iç tehdit ve
saldırılara karşı da Türkiye Cumhuriyeti’ni,
Cumhuriyetin vazgeçilmez ilkelerini, özellikle
Atatürk ilke ve inkılaplarını koruma ve kollama
görevi ile görevli olduğunu açık ve net olarak
belirtmiştir”.
Ben, buraya kadar, hiçbir kişisel görüş
belirtmeden, sadece TSK’nın Türk hukuk sistemi
içindeki yerini açıkladım. Anlayana yeterli
olacağı kanaatindeyim.
Bu Anayasal ve yasal zemin üzerinde, mevcut
hükümetin durumu ve tutumu nedir? Aklı başında
herkesin gördüğü durum ve tutum şudur: Hükümet,
kendi ideolojisi doğrultusunda, bildiklerini
yürütmektedir. Toplumdan veya TSK’den bir tepki
ile karşılaştığında, geçici olarak duraklamakta
ya da bir adım geri atmakta veya atar
görünmekte, fakat asla bildiğinden, yapmak
istediğinden vazgeçmemekte, öngördüğü
istikamette ilerlemeye, ısrarla devam
etmektedir. Diğer yandan, AB’nin Kopenhag siyasi
kriterlerinin arkasına sığınarak, TC Devlet
düzeni içinde, TSK’nin yerini ve önemini
küçültücü manevralar çevirmeye çalışmaktadır.
Görülen o ki, halkımız onlara ‘Bölük Dur!’
deyinceye kadar da bu sakat yolda ilerlemeye
devam edecekler.
Üstelik, bir grup sorumsuz yazar- konuşur,
hükümetin mevcut icraatı ile , “kişiliğini”
yansıtmadığını, çok daha aktif ve ısrarcı
olmasını telkin ve tavsiye etmektedir. Buna
karşılık, Türk Silahlı Kuvvetleri, yılbaşından
bu yana, dört ay içinde üç defa (8 Ocak, 26 Mart
ve 5 Mayıs) kamuoyuna “Görüş Bildirimi” yapmak
zorunda bırakılmıştır. Ve ne büyük gaflettir ki,
Sn. Başbakan, bu bildirimleri “Askerlerin kendi
değerlendirmesidir” ifadesi ile küçümsemekte ve
başından savdığını zannetmektedir. Türk Silahlı
Kuvvetleri ile “uğraşmak”, kimseye ve hiçbir
kuruluşa hayır getirmemiştir ve de
getirmeyecektir. Zira onun gücü, Anayasa ve
yasalardan ve ondan da önemli olarak Türk
halkının yüreğindeki sevgi ve güven
duygularından kaynaklanmaktadır. Samimi
dileğimiz şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
tüm unsurları, mevcut Anayasamız ve yasalarımıza
tam anlamda saygılı olarak, halkımızın mutluluk
ve refahına yönelik ve onların çağdaş dünyanın
saygın bir toplumu olmasını sağlayıcı çalışmalar
içinde bulunsun.
Bizlere düşen, bu yolda “Uyanık olmak”tır.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |