Haziran 2003  Sayı: 58 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   HAZİRAN 2003  
MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN
ULUSAL KAYNAKLARIMIZI KORUMA ÇAĞRISI

MÜDAFAA-İ HUKUK

MADEN KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI GERİ ALINMALIDIR.

 

57. hükümet tarafından ele alınan,  Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmeleri sırasında sert tartışmalara,  hatta kavgalara neden olduğu kamuoyunca bilinen ve yine 57.  hükümetin yetkili bakanlarınca, “uluslararası komployla ilişkili iç dinamikler komplosunun bir parçası olarak tanımlanan, sınırsız vergi muafiyeti getiren” 3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı 7.01.2003 tarihinde 58. Hükümet tarafından tekrar meclis gündemine alınmıştı.

3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı’nın TBMM komisyonlarında görüşülmesi sürecinin sonuna yaklaşıldı. Maden yasasında yapılacak değişiklikler, ülkemizin maden ve sanayi kesiminin sorunlarına çözüm getirmediği gibi, sürekli zayıflatılan ülkemiz ekonomisine çok ciddi ve telafisi imkansız hasarlar verecek niteliktedir.

Bilindiği gibi, yer altı kaynakları bir ülkenin sanayisinin can damarı ve onun gücünün en somut göstergelerinden biridir. Nitekim, sanayi ve bunu takip eden teknoloji devrimlerinin temel yapısı, demir filizi, kömür ve petrol gibi yer altı kaynaklarına dayanmaktadır. Bu gün sanayileşmiş ülkelerin tamamı  gelişmişliklerini, sahip oldukları yer altı kaynaklarını ülkelerinde işleyip ileri ürünlere dönüştürerek sağlamışlardır. Bu ülkelerde ham maden ihracatı rastlanabilen bir olgu olmaktan uzaktır. Bu ülkeler ham maden ihtiyaçlarını gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelerden sağlamaktadırlar.

Gelişmiş ülkeler, sanayileşme sürecinde sahip oldukları yer altı kaynaklarını önemli ölçüde tüketmiştir. Örneğin; sadece ABD  boksit, manganez, barit, asbest, grafit, platin grubu elementler, kromit, çinko nikel, titanyum, antimuan başta olmak üzere 40’a yakın madende %65-%100 aralığında dışa bağımlı hale gelmiştir. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde de (Almanya, Fransa, İngiltere,…) durum ABD’den farklı değildir. Hatta bu ülkelerde, saydığımız madenlerde dışa bağımlılık %100 mertebesine yakındır. Yine, sanayileşmiş bir ülke olan Japonya; demir filizi, boksit, bakır, çinko, kromit gibi madenlerde %100, diğer madenlerde de %100’e yakın dışa bağımlı bulunmaktadır.    

Böylesi bir ortamda zengin  ham madde kaynaklarına sahip ülkelerin gelişmesi, sanayileşmesi, gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeler tarafından arzulanan bir durum değildir. Çünkü, gelişmiş ülkeler açısından Türkiye’nin sanayileşmesinin anlamı, onlar için kaybettikleri, temin edemedikleri ham maden kaynakları olmaktadır.

Dünyada  ham maden ihraç ederek kalkınabilmiş bir tek ülke yoktur. Örneğin; ihracat gelirleri  ham yer altı kaynaklarına dayalı ülkeler arasında yapılan araştırmalarda (Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler) bu ülkelerin dünyanın en fakir ülkeleri olduğu, ulusal gelirlerinin sürekli gerileyen bir trentte bulunduğu, madenlerin ayrıcalıklı zümre ya da kişilerin ya da çok uluslu şirketlerin rant kaynağına dönüştüğü görülmüştür.

Bu nedenledir ki, ülkemiz, sanayileşme doğrultusunda içinde bulunduğu kabuğu bir türlü yırtamamaktadır. Ülkemizde madencilik alanında faaliyet gösteren yabancı şirketler teknoloji getirerek sanayi yatırımı yapmak yerine, çıkardıkları yer altı kaynaklarımızı kendi ülkelerine ihraç etmeyi yeğlemektedirler.  Yerli  madencilik şirketleri de, sanayi ve  teknolojik yokluk karşısında zorunlu olarak ham maden ihracatına yönelmektedir. Bu bağlamda, sanayileşme ve ileri teknoloji üretimi konusunda arzu edilen bir noktada  olmayan ülkemizde; sanayici ve yer altı kaynakları arasında ulusal aklı ön plana çıkaran bir madencilik kültürü geliştirilemediği gibi ham maden ihracı ve buna dayalı kalkınma gibi, çağ dışı bir görüşe dayalı mevcut yapı ve buna bağlı girişimler ülkemizi hızla  sömürge bir ülke konumuna  doğru kaydırmaktadır.

Yer altı kaynaklarının ve  madenlerin en önemli özelliği; onların, üretilemeyen ve yenilenemeyen bir karakter taşımasıdır. Her geçen gün Dünyamızın ve ülkemizin sahip olduğu kaynaklar, bir daha yerine konulmamak üzere, sanayi tarafından tüketilmektedir. Bu yalın gerçek, gelişmiş ülkeleri sahip oldukları yer altı kaynaklarını koruma ve kollama noktasında politikalar üretme ve uygulama noktasına itmiştir. Aynı zamanda, gelişmemiş ülkelerin yer altı kaynakları üzerinde gelişmiş ülkelerin kontrol sahibi olması bu politikaların bir sonucudur. Gelişmiş ülkeler, sanayisi gelişmemiş ülkelere zaman zaman, uygulanmak üzere, maden yasaları hazırlayıp kendilerine uygun yönetimlere sunabilmektedir. Örneğin; 1964 yılında Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği tarafından hazırlanan 3 adet maden yasası taslağı Türk yetkililere teslim edilmiş, ancak ancak yasa taslakları her defasında reddedilmiştir.   

TBMM komisyonlarında görüşülmesi sürecinin sonuna yaklaşılan Maden  Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı’da içerdiği hükümler açısından yabancı şirketler ya da elçilikler tarafından  hazırlandığı noktasında şüpheler doğuracak kamu yararına ve ulusal ekonomi aleyhine birçok maddeler içermektedir.

Tüm bu şart ve gerçeklerin ışığı altında; 3213 sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı mevcut haliyle yasalaşırsa neler olacak?

- Madenleri işleten yerli ve ağırlıklı olarak yabancı şirketler, 5 yıl süreyle gelir ve kurumlar vergisinden muaf olacaklar, beş yılın sonunda çıkarıp ihraç ettikleri maden hasılatının %5’i ve  madenlerin ihracına ilişkin nakil giderlerinin %5’ini  vergi matrahından düşecekler, çalıştırdıkları işçi sayısına bağlı olarak vergi matrahlarından %30-%60 oranında indirim yapabilecekler, işçilerin SSK işveren payı devlet tarafından karşılanarak, elektrik fiyatlarına en düşük tarife uygulanacak. Böylece, bir taraftan ham maden ihraç fiyatları aşağıya çekilirken, diğer taraftan ülkemizden ihraç edilen maden ürünlerini kullanan gelişmiş ülkelerin sanayisi Türkiye Cumhuriyeti tarafından sübvanse edilmiş olacak.

- Zeytinlikler, ormanlar, ağaçlandırma alanları, ulusal parklar, kıyılar, meralar, tarım alanları, içme ve kullanma suyu barajlarının koruma alanları, tarihsel ve doğal sit alanların ve turizm bölgeleri, hiçbir kayıt ve  koşula tabi olmaksızın, madenciliğe açılarak, Ülkemizin kaynak ve varlıkları yabancı endüstriler tarafından neredeyse bedelsiz  kullanılacak  yer altı kaynaklarımız için talan edilecek. Bir taraftan yer altı kaynaklarımızı sorumsuz bir biçimde yabancı endüstrilerin emrine tahsis edip onların sömürülerine açarken, diğer taraftan  zeytinliklerimizi, meralarımızı, kıyılarımızı, tarım arazilerimizi kaybederek, hayvancılık, ziraat, balıkçılık gibi ulusal ekonomik faaliyetlerden yabancı endüstrilerin çıkarları uğruna vazgeçilecek,  

- Madencilik çalışmalarında (arama ve işletme faaliyetlerinde) ÇED aranmayacak, Çevre Bakanlığı etkisizleştirilecek. 

- Madenci şirketler karşı çıkarsa korunması gerekli taşınmaz yeni bir kültür ve tabiat varlığı ilan edilemeyecek.

- Kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların bölünerek yerli ve yabancı madencilere açılarak, aşırı ve plansız üretime kapı açılacak.

- Anayasaya aykırı olarak yerli ve yabancı özel şirketler lehine kamulaştırma yapılması sağlanacak.

Bu olumsuz ve Anayasamızın bir çok maddesine aykırılık taşıyan aynı zamanda bir sömürge ekonomisi yaratmaya dönük tasarı yasalaşırsa:

- Ulusal kaynaklarımızı ulusal sanayi yerine yabancı sanayilerin çıkarlarına ve onların vazgeçemeyeceği bir biçimde bağlayacaktır.

- Yer altı kaynaklarımızın ham olarak ihracını teşvik edecektir,

- Ülkemizin sanayileşmesi önünde aşılamaz yeni engellemeler yaratılacaktır.

- Ülkemiz yer altı kaynakları  yabancı çokuluslu şirketlerin kontrol ve egemenliğine açılacaktır. (57. Hükümet döneminde TBMM’de Madencilik sektörü bor, ve altın konusunda kurulan, Meclis Araştırma Komisyonunun raporuna göre (sf,107) Ülkemizde faaliyette bulunan sadece altıncı (sülfürlü cevherleşmeler, çinko, bakır, kuşun gibi) yabancı 12 şirketin  685 arama, 206 ön işletme, 83 işletme olmak üzere toplam 974 ruhsatı olmasına karşın, 10 Türk şirketinin üzerindeki ruhsat sayısı sadece 10 dur. Bunun ifade ettiği anlam ise, artık ülkemizde altın, bakır, kurşun, çinko maden sahalarının neredeyse tamamının  yabancıların kontrolüne geçtiğidir. Bu sahaların toplam büyüklüğü 100 bin km2’ye yakındır.)

Yasalaşmayı bekleyen tasarı; Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün  “Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de iktisadi kapitülasyon zincirleriyle bağladı, iktisat alanında bizden çok kuvvetli olanlar yurdumuzda birde imtiyazlı durumda bulunuyorlardı. Gelir vergisi vermiyorlardı... Rakiplerimiz, bu suretle gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler. İktisadi ve mali gelişmemizin ve ilerlemememizin önüne geçtiler” sözünü bizlere bir kez daha acı bir biçimde hatırlatmaktadır.

Yer altı kaynaklarımızı hiçbir güvenlik önlemi olmaksızın, ulusal sanayi ve gelecek nesiller ihtiyacını dikkate almadan, ham olarak ihraç etmeyi teşvik eden,  madencilik şirketlerine madenleri hiç bir bedel ödemeden ve hatta üstüne hazineden  para ödeyerek yurt dışına aktarmalarını sağlayarak, kamu ve ulusal ekonomi yararını zedeleyen, madenciliğimizi geliştiriyoruz ve kalkınacağız kandırmacasıyla Türk milletine ait olan yer altı kaynaklarımızı yabancı endüstrilerin malı haline getirecek ve büyük önder Atatürk’ün emanetine ihanetle eş değer nitelikli bu tasarı  geri çekilerek ulusal ekonomi çıkarlarının ve madenlerin yenilenemez doğal kaynaklar olduğu gerçeğinin  ışığı altında gelecek nesillerin ve ülke sanayisinin ihtiyaçlarının dikkate alındığı;

- Ham maden ihracatını yasaklayan,

- Maden yataklarının akılcı ve bilimsel madencilik ölçüler ve ulusal ihtiyaçlar doğrultusunda  işletilmesini sağlayan,

- Ülkenin stratejik çıkarları açısından önem taşıyan madenlerin üretiminin kamu ve ulusal ekonomi yararı açısından planlanlayarak, ulusal maden rezervlerini sürekli kontrol edip raporlayan ve onların kritik ve stratejik niteliklerini göz önünde tutan,

- Maden ürünlerinin işlenerek ileri ürünlerinin ülke içinde elde edilmesinin sağlanacağı metalürji ve diğer sanayi tesislerinin kurulmasını teşvik eden,

- Ülkenin ihtiyaç duyduğu madenlerin aranması ve korunmasını öngören,

- Madenciliğin gerektirdiği teknoloji ve donanımların ülke içinde üretimini özendiren,

- Madenciliğin ayrı bir sektör olarak değil; geleneksel endüstri, malzeme mühendisliği ve buna ilişkin endüstri ile  ileri teknoloji endüstrisinin  bir  alt sektörü olarak ele alınması, bu bağlamda hammadde üretiminden nihai ürüne kadar olan üretim zincirinin ülke içinde tamamlanmasını hedefleyen,

- Kıymetli metal madenciliğinde rafine işlemlerinin Türkiye’de yapılmasını sağlayan ve kıymetli metallerin, kıymetli metal içeren dore külçelerin İstanbul Altın Borsası kanalı dışında ithal ve ihracatını yasaklayan,

Bir yasa olarak yeniden hazırlanmalıdır.

KAMUYA AİT MADEN VE METALÜRJİ İŞLETMELERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMELERİ DURDURULMALI VE AÇILAN İHALELER İPTAL EDİLMELİDİR

Ülkemizde madencilik alanında yapılan özelleştirmeler, madenciliğe dayalı sanayimizin, metalürji tesislerimizin  yok edilmesi, kapatılması  gibi çok olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Nitekim bu husus geçtiğimiz yıl kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporuna “Mevcut özelleştirme yasası madencilik faaliyetlerinde başarılı olamamıştır. Özelleştirme İdaresine devredilen çok sayıda maden işletmesi (K.B.İ, Eti Gümüş, Eti Bakır, Eti Elektrometalürji, Eti Krom) yıllardan beri özelleştirilemedikleri ve yeni yatırım yapılmaması nedeniyle daha verimsiz hale gelmişlerdir.”  şeklinde  yansımıştır.

Tüm bunlara rağmen içinde bulunduğumuz süreç içerisinde, Özelleştirme İdaresine devredilen kamu maden işletmelerinden  Eti Gümüş, Eti Elektrometalürji, Eti Krom işletmeleri için ihale açılmış ve bu ihale süreci tamamlanmak üzeredir.

Konuya özelleştirmenin sonuçları açısından bakıldığında, durumun daha da vahim olduğu görülmektedir. Örneğin:

Çinkur, 28 Mart 1996 tarihinde blok satış yöntemiyle İranlılar tarafından kurulan bir şirkete 14 milyon dolara satılarak özelleştirilmiş, İranlı işadamları, satış sözleşmesinde yer alan “#İşletme en az üç yıl süreyle kapatılamayacak” hükmünün üzerinden üç buçuk yıl geçtikten sonra fabrikayı kapatarak, 400’e yakın işçinin işine son vermiştir.  İranlılar, işçilerin ücretleri kıdem tazminatlarını da ödemedikleri gibi, maliye,  SSK, bankalar ve piyasaya olan yaklaşık 70 milyon dolarlık borçlarını da ödememiştir. Ayrıca  şirketin, fiyatı 100 dolar olan İran malı hammaddeyi paravan şirketler kanalıyla 300 dolar fiyatla  Türkiye’ye ithal ettiği ve bu suretle 38 milyon doların yurt dışına çıkardığı da kamuoyunca bilinen bir husustur. İranlılar sonuçta  şirketi 65 milyon dolar borçla bırakıp ülkemizden kaçmışlardır. Özelleştirme, Türkiye’nin tek çinko üreten tesisini  yok etmiş, yok etmekle kalmayarak Türkiye’yi çinko ihtiyacı açısından tamamen dışa bağımlı kılmış, Türkiye ekonomisini her yıl milyonlarca dolar ithalat yüküyle karşı karşıya bırakmıştır. Sonuçta; Çinkur’a ait olan çinko ruhsat sahaları  yabancı madencilik şirketinin eline geçmiş, bu şirkette  bu sahalardaki altın varlığı işletme hakkını 7 milyon dolara bir başka yabancı şirkete  satarak Türkiye’nin çinko sahalarını neredeyse bedavadan sahiplenmiştir.

Hepsinden önemlisi; Özelleştirme tarihinden sonra İranlılar, Kayseri’deki çinko tesisinin teknolojisini kopya ederek 27.000 tonluk üretim kapasitesine sahip bir tesisi İran’da  kurmuş, ardından da Kayseri’deki tesisi kapatmıştır. Sonuçta, İran ülkemizin bin bir zorlukla aldığı çinko üretim teknolojisini Kanadalıların teklif ettiği 200 milyon dolar karşısında 14 milyon dolarla ülkemizden özelleştirme suretiyle almış, bir anlamda çalmış, üstelik ülkemizin tek çinko üreten tesisini de kapatarak ülkemizi İran’da kurulan  tesisin pazarı haline getirmiştir.  

Diğer taraftan, kromit madenlerimizin işlenerek ferrokrom haline geldiği Elazığ Ferrokrom Tesisleri de (Eti Krom)  karşı karşıya kalınacak daha da acı bir sonun başlangıcındadır.

Nitekim; 1970’li yıllarda Etibank, Elazığ’da bulunan  geniş kromit yataklarını bir sanayi ürününe çevirme yolundaki gayretleri çerçevesinde Alman  Krupp firmasından teklif istemiş. Bunun üzerine Batı Almanya’nın Ankara Büyükelçisi zamanın Etibank Genel Müdürü olan  Münir Tanyeloğlu’nun ziyaretine gelerek:

- Siz Elazığ’da bir ferrokrom fabrikası kurmak üzere Krupp’dan teklif istemişsiniz. Bu teşebbüsünüz doğru değildir. Siz ferrokrom üretmeye başlarsanız, bize krom cevheri ihraç etmez olursunuz. Hem de rekabete başlarsınız. Bunlar ise dostluğumuza gölge düşürür, diyerek teknoloji vermediği ülkemizin önemli bir metalürji tesisi, Japonya’dan temin edilen kredi ve teknoloji ile kurulmuştur.

Çok zorlu mücadeleler sonucu kurulan bu tesis özelleştirme idaresine devredilmeden önce 6 Kasım 2000 tarihinde, RYAN’S NOTES (ABD) adlı dergide yer alan;  “...Türk Hükümeti kamuya ait krom şirketlerini özelleştirmek için planlar geliştiriyor. Analistler, ilk adımın maden ocaklarını ve izabe fırınlarını Eti Holdingden ayırmak olduğunu ve bunların bağımsız davranan ayrı bir şirket olarak kurulacağını söylüyorlar.” şeklindeki yorum;  özelleştirme sürecinde, Eti Krom’un ferrokrom ark ocaklarının kapatılacağı, Türkiye’nin sadece ham kromit ihracatçısı bir ülke yapılacağı   konusunda önemli bir ip ucu vermiştir.

Elazığ ferrokrom tesisi (Eti Krom) özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresine devrinin hemen ardından 1 Temmuz 2001 tarihinde ferrokrom üretimi durdurulmuştur. Bu süreçte ; Eti Holding ve onun bağlı olduğu Bakanlık ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı arasında,  Krom sahalarının Ö.İ.B’na devredilmesi konusunda, ciddi bir çatışma yaşanmış, Bu çatışma, Eti Holding’in bağlı olduğu bakan Şükrü Sina GÜREL ve Özelleştirme İdaresinin bağlı olduğu Bakan Yılmaz Karakoyunlu arasında birbirlerini mahkemeye verecek boyuta kadar uzanmıştır. 18 Ocak 2002’de IMF’ye verilen niyet mektubunda;  söz konusu tesisin özelleştirilmesi ile ilgili olarak “Özelleştirme İdaresi, lisansları (ruhsat hakları) ETİ Hoding’den devralınır alınmaz, portföyünde bulunan ETI Krom A.Ş., ETI Elektrometalurji A.Ş., ETI Gümüs A.Ş.’nin satış çalışmalarını başlatmaya hazırdır.”  sözü verilmiştir. Bu gün ülkemiz, en büyük ferrokrom tesisinin kapanması sonucu, net bir kromit ihracatçısı ülke konumuna bürünmüş bu tesisler kurulurken Alman Elçisinin ferrokrom tesisi kurulmaması yönündeki  istekleri bu tesisler kapatılarak yerine getirilirken, “Ryan’s Notes” adlı dergide yansıtılan ABD istekleri de yerine getirilmiştir. (ABD kromit madeninde %100 dışa bağımlıdır) 

Benzer bir durum Bakır Madenleri için geçerlidir. Özelleştirme idaresinin portföyünde bekleyen Karadeniz Bakır İşletmelerine bağlı, Ülkemizin tek bilister bakır üreten tesisi olup Özelleştirme İdaresine devredildiği günden bu yana kapasite arttırıcı ve idame yenileme yatırımları yapılamadığından verimsiz bir hale gelmiş, isteklisi de olmadığından adeta tesisin ömrünün tamamlanıp kapanması beklenmektedir. Bu gün ülkemizde yabancı şirketlerce üretilen bakır konsantresi Karadeniz Bakır İşletmelerine değil ABD’ne ihraç edilmekte, Özelleştirme İdaresine bağlı Karadeniz Bakır İşletmeleri ise yurt dışından bakır konsantresi ithal etmeye çalışmaktadır. Sonuçta; ülkemiz bu tesisin kapanmasını müteakip ham bakır madeni ya da konsantresi ihraç eden üçüncü dünya ülkesi bir konuma gerileyecektir. (ABD bakır madeninde %40 dışa bağımlı, Avrupa ise %100 dışa bağımlıdır)

Ülkemizde madencilik ve buna dayalı metalürji tesislerinin özelleştirme uygulamaları ülkemizi sanayileşme ve refah seviyesini arttırma yolundan alıkoyan, maden kaynaklarımızı çokuluslu yabancı madencilik kartellerine teslim ederek ülkemizi gelişmiş ülkelerin ve onların sanayilerinin  ham madde üretim ve stok sahası haline getirmektedir. Ayrıca; özelleştirilen şirketlerin maden sahalarının, Çinkur örneğinde olduğu gibi, yabancı şirketler arasında saha ve tesis özelleştirme bedellerine yakın değerlerden ticarete konu edilmesi gerçeği,  özelleştirmenin yabancı çokuluslu madencilik  şirketlerine  rant aktarma mekanizmasına dönüştüğünün açık bir kanıtıdır.

Madencilik ve madenciliğe dayalı sanayi sektöründe ülkemizin karşı karşıya kaldığı tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında:

Ülkemizi bir endüstri toplumu olma  ülküsünden alıkoyan, sanayileşme doğrultusunda Cumhuriyet kazanımlarını yabancı endüstrilerin kontrolüne teslim ederek, Ülkemizde sadece kamunun üstlendiği ve gelişmiş Batı’ya rağmen kurulan birincil metalürjik üretimi ortadan kaldıran, yine ülkemizi yabancı endüstrilerin  ucuz hammadde deposuna dönüştürerek gelişmesini engelleyen ve hatta gerileten,  Kamuya ait maden ve metalürji işletmelerinin özelleştirilmeleri durdurulmalı ve açılan ihaleler iptal edilmelidir.

 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |