|
MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN
ULUSAL KAYNAKLARIMIZI KORUMA ÇAĞRISI
MÜDAFAA-İ HUKUK
MADEN KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI GERİ
ALINMALIDIR.
57. hükümet tarafından ele alınan, Plan ve
Bütçe Komisyonunda görüşmeleri sırasında sert
tartışmalara, hatta kavgalara neden olduğu
kamuoyunca bilinen ve yine 57. hükümetin
yetkili bakanlarınca, “uluslararası komployla
ilişkili iç dinamikler komplosunun bir parçası
olarak tanımlanan, sınırsız vergi muafiyeti
getiren” 3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı
kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun
tasarısı 7.01.2003 tarihinde 58. Hükümet
tarafından tekrar meclis gündemine alınmıştı.
3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı kanunlarda
değişiklik yapılmasına ilişkin kanun
tasarısı’nın TBMM komisyonlarında görüşülmesi
sürecinin sonuna yaklaşıldı. Maden yasasında
yapılacak değişiklikler, ülkemizin maden ve
sanayi kesiminin sorunlarına çözüm getirmediği
gibi, sürekli zayıflatılan ülkemiz ekonomisine
çok ciddi ve telafisi imkansız hasarlar verecek
niteliktedir.
Bilindiği gibi, yer altı kaynakları bir ülkenin
sanayisinin can damarı ve onun gücünün en somut
göstergelerinden biridir. Nitekim, sanayi ve
bunu takip eden teknoloji devrimlerinin temel
yapısı, demir filizi, kömür ve petrol gibi yer
altı kaynaklarına dayanmaktadır. Bu gün
sanayileşmiş ülkelerin tamamı
gelişmişliklerini, sahip oldukları yer altı
kaynaklarını ülkelerinde işleyip ileri ürünlere
dönüştürerek sağlamışlardır. Bu ülkelerde ham
maden ihracatı rastlanabilen bir olgu olmaktan
uzaktır. Bu ülkeler ham maden ihtiyaçlarını
gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelerden
sağlamaktadırlar.
Gelişmiş ülkeler, sanayileşme sürecinde sahip
oldukları yer altı kaynaklarını önemli ölçüde
tüketmiştir. Örneğin; sadece ABD boksit,
manganez, barit, asbest, grafit, platin grubu
elementler, kromit, çinko nikel, titanyum,
antimuan başta olmak üzere 40’a yakın madende
%65-%100 aralığında dışa bağımlı hale gelmiştir.
Gelişmiş Avrupa ülkelerinde de (Almanya, Fransa,
İngiltere,…) durum ABD’den farklı değildir.
Hatta bu ülkelerde, saydığımız madenlerde dışa
bağımlılık %100 mertebesine yakındır. Yine,
sanayileşmiş bir ülke olan Japonya; demir
filizi, boksit, bakır, çinko, kromit gibi
madenlerde %100, diğer madenlerde de %100’e
yakın dışa bağımlı bulunmaktadır.
Böylesi bir ortamda zengin ham madde
kaynaklarına sahip ülkelerin gelişmesi,
sanayileşmesi, gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeler
tarafından arzulanan bir durum değildir. Çünkü,
gelişmiş ülkeler açısından Türkiye’nin
sanayileşmesinin anlamı, onlar için
kaybettikleri, temin edemedikleri ham maden
kaynakları olmaktadır.
Dünyada ham maden ihraç ederek kalkınabilmiş
bir tek ülke yoktur. Örneğin; ihracat gelirleri
ham yer altı kaynaklarına dayalı ülkeler
arasında yapılan araştırmalarda (Dünya Bankası,
Birleşmiş Milletler) bu ülkelerin dünyanın en
fakir ülkeleri olduğu, ulusal gelirlerinin
sürekli gerileyen bir trentte bulunduğu,
madenlerin ayrıcalıklı zümre ya da kişilerin ya
da çok uluslu şirketlerin rant kaynağına
dönüştüğü görülmüştür.
Bu nedenledir ki, ülkemiz, sanayileşme
doğrultusunda içinde bulunduğu kabuğu bir türlü
yırtamamaktadır. Ülkemizde madencilik alanında
faaliyet gösteren yabancı şirketler teknoloji
getirerek sanayi yatırımı yapmak yerine,
çıkardıkları yer altı kaynaklarımızı kendi
ülkelerine ihraç etmeyi yeğlemektedirler.
Yerli madencilik şirketleri de, sanayi ve
teknolojik yokluk karşısında zorunlu olarak ham
maden ihracatına yönelmektedir. Bu bağlamda,
sanayileşme ve ileri teknoloji üretimi konusunda
arzu edilen bir noktada olmayan ülkemizde;
sanayici ve yer altı kaynakları arasında ulusal
aklı ön plana çıkaran bir madencilik kültürü
geliştirilemediği gibi ham maden ihracı ve buna
dayalı kalkınma gibi, çağ dışı bir görüşe dayalı
mevcut yapı ve buna bağlı girişimler ülkemizi
hızla sömürge bir ülke konumuna doğru
kaydırmaktadır.
Yer altı kaynaklarının ve madenlerin en önemli
özelliği; onların, üretilemeyen ve yenilenemeyen
bir karakter taşımasıdır. Her geçen gün
Dünyamızın ve ülkemizin sahip olduğu kaynaklar,
bir daha yerine konulmamak üzere, sanayi
tarafından tüketilmektedir. Bu yalın gerçek,
gelişmiş ülkeleri sahip oldukları yer altı
kaynaklarını koruma ve kollama noktasında
politikalar üretme ve uygulama noktasına
itmiştir. Aynı zamanda, gelişmemiş ülkelerin yer
altı kaynakları üzerinde gelişmiş ülkelerin
kontrol sahibi olması bu politikaların bir
sonucudur. Gelişmiş ülkeler, sanayisi gelişmemiş
ülkelere zaman zaman, uygulanmak üzere, maden
yasaları hazırlayıp kendilerine uygun
yönetimlere sunabilmektedir. Örneğin; 1964
yılında Amerika Birleşik Devletleri
Büyükelçiliği tarafından hazırlanan 3 adet maden
yasası taslağı Türk yetkililere teslim edilmiş,
ancak ancak yasa taslakları her defasında
reddedilmiştir.
TBMM komisyonlarında görüşülmesi sürecinin
sonuna yaklaşılan Maden Kanunu ve bazı
kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun
tasarısı’da içerdiği hükümler açısından yabancı
şirketler ya da elçilikler tarafından
hazırlandığı noktasında şüpheler doğuracak kamu
yararına ve ulusal ekonomi aleyhine birçok
maddeler içermektedir.
Tüm bu şart ve gerçeklerin ışığı altında; 3213
sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı
mevcut haliyle yasalaşırsa neler olacak?
- Madenleri işleten yerli ve ağırlıklı olarak
yabancı şirketler, 5 yıl süreyle gelir ve
kurumlar vergisinden muaf olacaklar, beş yılın
sonunda çıkarıp ihraç ettikleri maden
hasılatının %5’i ve madenlerin ihracına ilişkin
nakil giderlerinin %5’ini vergi matrahından
düşecekler, çalıştırdıkları işçi sayısına bağlı
olarak vergi matrahlarından %30-%60 oranında
indirim yapabilecekler, işçilerin SSK işveren
payı devlet tarafından karşılanarak, elektrik
fiyatlarına en düşük tarife uygulanacak.
Böylece, bir taraftan ham maden ihraç fiyatları
aşağıya çekilirken, diğer taraftan ülkemizden
ihraç edilen maden ürünlerini kullanan gelişmiş
ülkelerin sanayisi Türkiye Cumhuriyeti
tarafından sübvanse edilmiş olacak.
- Zeytinlikler, ormanlar, ağaçlandırma alanları,
ulusal parklar, kıyılar, meralar, tarım
alanları, içme ve kullanma suyu barajlarının
koruma alanları, tarihsel ve doğal sit alanların
ve turizm bölgeleri, hiçbir kayıt ve koşula
tabi olmaksızın, madenciliğe açılarak, Ülkemizin
kaynak ve varlıkları yabancı endüstriler
tarafından neredeyse bedelsiz kullanılacak yer
altı kaynaklarımız için talan edilecek. Bir
taraftan yer altı kaynaklarımızı sorumsuz bir
biçimde yabancı endüstrilerin emrine tahsis edip
onların sömürülerine açarken, diğer taraftan
zeytinliklerimizi, meralarımızı, kıyılarımızı,
tarım arazilerimizi kaybederek, hayvancılık,
ziraat, balıkçılık gibi ulusal ekonomik
faaliyetlerden yabancı endüstrilerin çıkarları
uğruna vazgeçilecek,
- Madencilik çalışmalarında (arama ve işletme
faaliyetlerinde) ÇED aranmayacak, Çevre
Bakanlığı etkisizleştirilecek.
- Madenci şirketler karşı çıkarsa korunması
gerekli taşınmaz yeni bir kültür ve tabiat
varlığı ilan edilemeyecek.
- Kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların
bölünerek yerli ve yabancı madencilere açılarak,
aşırı ve plansız üretime kapı açılacak.
- Anayasaya aykırı olarak yerli ve yabancı özel
şirketler lehine kamulaştırma yapılması
sağlanacak.
Bu olumsuz ve Anayasamızın bir çok maddesine
aykırılık taşıyan aynı zamanda bir sömürge
ekonomisi yaratmaya dönük tasarı yasalaşırsa:
- Ulusal kaynaklarımızı ulusal sanayi yerine
yabancı sanayilerin çıkarlarına ve onların
vazgeçemeyeceği bir biçimde bağlayacaktır.
- Yer altı kaynaklarımızın ham olarak ihracını
teşvik edecektir,
- Ülkemizin sanayileşmesi önünde aşılamaz yeni
engellemeler yaratılacaktır.
- Ülkemiz yer altı kaynakları yabancı çokuluslu
şirketlerin kontrol ve egemenliğine açılacaktır.
(57. Hükümet döneminde TBMM’de Madencilik
sektörü bor, ve altın konusunda kurulan, Meclis
Araştırma Komisyonunun raporuna göre (sf,107)
Ülkemizde faaliyette bulunan sadece altıncı
(sülfürlü cevherleşmeler, çinko, bakır, kuşun
gibi) yabancı 12 şirketin 685 arama, 206 ön
işletme, 83 işletme olmak üzere toplam 974
ruhsatı olmasına karşın, 10 Türk şirketinin
üzerindeki ruhsat sayısı sadece 10 dur. Bunun
ifade ettiği anlam ise, artık ülkemizde altın,
bakır, kurşun, çinko maden sahalarının neredeyse
tamamının yabancıların kontrolüne geçtiğidir.
Bu sahaların toplam büyüklüğü 100 bin km2’ye
yakındır.)
Yasalaşmayı bekleyen tasarı; Büyük Önder Mustafa
Kemal Atatürk’ün “Tanzimatın açtığı serbest
ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini
savunamayan ekonomimizi bir de iktisadi
kapitülasyon zincirleriyle bağladı, iktisat
alanında bizden çok kuvvetli olanlar yurdumuzda
birde imtiyazlı durumda bulunuyorlardı. Gelir
vergisi vermiyorlardı... Rakiplerimiz, bu
suretle gelişmeye elverişli sanayimizi de
mahvettiler. İktisadi ve mali gelişmemizin ve
ilerlemememizin önüne geçtiler” sözünü bizlere
bir kez daha acı bir biçimde hatırlatmaktadır.
Yer altı kaynaklarımızı hiçbir güvenlik önlemi
olmaksızın, ulusal sanayi ve gelecek nesiller
ihtiyacını dikkate almadan, ham olarak ihraç
etmeyi teşvik eden, madencilik şirketlerine
madenleri hiç bir bedel ödemeden ve hatta üstüne
hazineden para ödeyerek yurt dışına
aktarmalarını sağlayarak, kamu ve ulusal ekonomi
yararını zedeleyen, madenciliğimizi
geliştiriyoruz ve kalkınacağız kandırmacasıyla
Türk milletine ait olan yer altı kaynaklarımızı
yabancı endüstrilerin malı haline getirecek ve
büyük önder Atatürk’ün emanetine ihanetle eş
değer nitelikli bu tasarı geri çekilerek ulusal
ekonomi çıkarlarının ve madenlerin yenilenemez
doğal kaynaklar olduğu gerçeğinin ışığı altında
gelecek nesillerin ve ülke sanayisinin
ihtiyaçlarının dikkate alındığı;
- Ham maden ihracatını yasaklayan,
- Maden yataklarının akılcı ve bilimsel
madencilik ölçüler ve ulusal ihtiyaçlar
doğrultusunda işletilmesini sağlayan,
- Ülkenin stratejik çıkarları açısından önem
taşıyan madenlerin üretiminin kamu ve ulusal
ekonomi yararı açısından planlanlayarak, ulusal
maden rezervlerini sürekli kontrol edip
raporlayan ve onların kritik ve stratejik
niteliklerini göz önünde tutan,
- Maden ürünlerinin işlenerek ileri ürünlerinin
ülke içinde elde edilmesinin sağlanacağı
metalürji ve diğer sanayi tesislerinin
kurulmasını teşvik eden,
- Ülkenin ihtiyaç duyduğu madenlerin aranması ve
korunmasını öngören,
- Madenciliğin gerektirdiği teknoloji ve
donanımların ülke içinde üretimini özendiren,
- Madenciliğin ayrı bir sektör olarak değil;
geleneksel endüstri, malzeme mühendisliği ve
buna ilişkin endüstri ile ileri teknoloji
endüstrisinin bir alt sektörü olarak ele
alınması, bu bağlamda hammadde üretiminden nihai
ürüne kadar olan üretim zincirinin ülke içinde
tamamlanmasını hedefleyen,
- Kıymetli metal madenciliğinde rafine
işlemlerinin Türkiye’de yapılmasını sağlayan ve
kıymetli metallerin, kıymetli metal içeren dore
külçelerin İstanbul Altın Borsası kanalı dışında
ithal ve ihracatını yasaklayan,
Bir yasa olarak yeniden hazırlanmalıdır.
KAMUYA AİT MADEN VE METALÜRJİ İŞLETMELERİNİN
ÖZELLEŞTİRİLMELERİ DURDURULMALI VE AÇILAN
İHALELER İPTAL EDİLMELİDİR
Ülkemizde madencilik alanında yapılan
özelleştirmeler, madenciliğe dayalı sanayimizin,
metalürji tesislerimizin yok edilmesi,
kapatılması gibi çok olumsuz sonuçlar
yaratmaktadır. Nitekim bu husus geçtiğimiz yıl
kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporuna
“Mevcut özelleştirme yasası madencilik
faaliyetlerinde başarılı olamamıştır.
Özelleştirme İdaresine devredilen çok sayıda
maden işletmesi (K.B.İ, Eti Gümüş, Eti Bakır,
Eti Elektrometalürji, Eti Krom) yıllardan beri
özelleştirilemedikleri ve yeni yatırım
yapılmaması nedeniyle daha verimsiz hale
gelmişlerdir.” şeklinde yansımıştır.
Tüm bunlara rağmen içinde bulunduğumuz süreç
içerisinde, Özelleştirme İdaresine devredilen
kamu maden işletmelerinden Eti Gümüş, Eti
Elektrometalürji, Eti Krom işletmeleri için
ihale açılmış ve bu ihale süreci tamamlanmak
üzeredir.
Konuya özelleştirmenin sonuçları açısından
bakıldığında, durumun daha da vahim olduğu
görülmektedir. Örneğin:
Çinkur, 28 Mart 1996 tarihinde blok satış
yöntemiyle İranlılar tarafından kurulan bir
şirkete 14 milyon dolara satılarak
özelleştirilmiş, İranlı işadamları, satış
sözleşmesinde yer alan “#İşletme en az üç yıl
süreyle kapatılamayacak” hükmünün üzerinden üç
buçuk yıl geçtikten sonra fabrikayı kapatarak,
400’e yakın işçinin işine son vermiştir.
İranlılar, işçilerin ücretleri kıdem
tazminatlarını da ödemedikleri gibi, maliye,
SSK, bankalar ve piyasaya olan yaklaşık 70
milyon dolarlık borçlarını da ödememiştir.
Ayrıca şirketin, fiyatı 100 dolar olan İran
malı hammaddeyi paravan şirketler kanalıyla 300
dolar fiyatla Türkiye’ye ithal ettiği ve bu
suretle 38 milyon doların yurt dışına çıkardığı
da kamuoyunca bilinen bir husustur. İranlılar
sonuçta şirketi 65 milyon dolar borçla bırakıp
ülkemizden kaçmışlardır. Özelleştirme,
Türkiye’nin tek çinko üreten tesisini yok
etmiş, yok etmekle kalmayarak Türkiye’yi çinko
ihtiyacı açısından tamamen dışa bağımlı kılmış,
Türkiye ekonomisini her yıl milyonlarca dolar
ithalat yüküyle karşı karşıya bırakmıştır.
Sonuçta; Çinkur’a ait olan çinko ruhsat
sahaları yabancı madencilik şirketinin eline
geçmiş, bu şirkette bu sahalardaki altın
varlığı işletme hakkını 7 milyon dolara bir
başka yabancı şirkete satarak Türkiye’nin çinko
sahalarını neredeyse bedavadan sahiplenmiştir.
Hepsinden önemlisi; Özelleştirme tarihinden
sonra İranlılar, Kayseri’deki çinko tesisinin
teknolojisini kopya ederek 27.000 tonluk üretim
kapasitesine sahip bir tesisi İran’da kurmuş,
ardından da Kayseri’deki tesisi kapatmıştır.
Sonuçta, İran ülkemizin bin bir zorlukla aldığı
çinko üretim teknolojisini Kanadalıların teklif
ettiği 200 milyon dolar karşısında 14 milyon
dolarla ülkemizden özelleştirme suretiyle almış,
bir anlamda çalmış, üstelik ülkemizin tek çinko
üreten tesisini de kapatarak ülkemizi İran’da
kurulan tesisin pazarı haline getirmiştir.
Diğer taraftan, kromit madenlerimizin işlenerek
ferrokrom haline geldiği Elazığ Ferrokrom
Tesisleri de (Eti Krom) karşı karşıya kalınacak
daha da acı bir sonun başlangıcındadır.
Nitekim; 1970’li yıllarda Etibank, Elazığ’da
bulunan geniş kromit yataklarını bir sanayi
ürününe çevirme yolundaki gayretleri
çerçevesinde Alman Krupp firmasından teklif
istemiş. Bunun üzerine Batı Almanya’nın Ankara
Büyükelçisi zamanın Etibank Genel Müdürü olan
Münir Tanyeloğlu’nun ziyaretine gelerek:
- Siz Elazığ’da bir ferrokrom fabrikası kurmak
üzere Krupp’dan teklif istemişsiniz. Bu
teşebbüsünüz doğru değildir. Siz ferrokrom
üretmeye başlarsanız, bize krom cevheri ihraç
etmez olursunuz. Hem de rekabete başlarsınız.
Bunlar ise dostluğumuza gölge düşürür, diyerek
teknoloji vermediği ülkemizin önemli bir
metalürji tesisi, Japonya’dan temin edilen kredi
ve teknoloji ile kurulmuştur.
Çok zorlu mücadeleler sonucu kurulan bu tesis
özelleştirme idaresine devredilmeden önce 6
Kasım 2000 tarihinde, RYAN’S NOTES (ABD) adlı
dergide yer alan; “...Türk Hükümeti kamuya ait
krom şirketlerini özelleştirmek için planlar
geliştiriyor. Analistler, ilk adımın maden
ocaklarını ve izabe fırınlarını Eti Holdingden
ayırmak olduğunu ve bunların bağımsız davranan
ayrı bir şirket olarak kurulacağını
söylüyorlar.” şeklindeki yorum; özelleştirme
sürecinde, Eti Krom’un ferrokrom ark ocaklarının
kapatılacağı, Türkiye’nin sadece ham kromit
ihracatçısı bir ülke yapılacağı konusunda
önemli bir ip ucu vermiştir.
Elazığ ferrokrom tesisi (Eti Krom)
özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresine
devrinin hemen ardından 1 Temmuz 2001 tarihinde
ferrokrom üretimi durdurulmuştur. Bu süreçte ;
Eti Holding ve onun bağlı olduğu Bakanlık ile
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı arasında, Krom
sahalarının Ö.İ.B’na devredilmesi konusunda,
ciddi bir çatışma yaşanmış, Bu çatışma, Eti
Holding’in bağlı olduğu bakan Şükrü Sina GÜREL
ve Özelleştirme İdaresinin bağlı olduğu Bakan
Yılmaz Karakoyunlu arasında birbirlerini
mahkemeye verecek boyuta kadar uzanmıştır. 18
Ocak 2002’de IMF’ye verilen niyet mektubunda;
söz konusu tesisin özelleştirilmesi ile ilgili
olarak “Özelleştirme İdaresi, lisansları (ruhsat
hakları) ETİ Hoding’den devralınır alınmaz,
portföyünde bulunan ETI Krom A.Ş., ETI
Elektrometalurji A.Ş., ETI Gümüs A.Ş.’nin satış
çalışmalarını başlatmaya hazırdır.” sözü
verilmiştir. Bu gün ülkemiz, en büyük ferrokrom
tesisinin kapanması sonucu, net bir kromit
ihracatçısı ülke konumuna bürünmüş bu tesisler
kurulurken Alman Elçisinin ferrokrom tesisi
kurulmaması yönündeki istekleri bu tesisler
kapatılarak yerine getirilirken, “Ryan’s Notes”
adlı dergide yansıtılan ABD istekleri de yerine
getirilmiştir. (ABD kromit madeninde %100 dışa
bağımlıdır)
Benzer bir durum Bakır Madenleri için
geçerlidir. Özelleştirme idaresinin portföyünde
bekleyen Karadeniz Bakır İşletmelerine bağlı,
Ülkemizin tek bilister bakır üreten tesisi olup
Özelleştirme İdaresine devredildiği günden bu
yana kapasite arttırıcı ve idame yenileme
yatırımları yapılamadığından verimsiz bir hale
gelmiş, isteklisi de olmadığından adeta tesisin
ömrünün tamamlanıp kapanması beklenmektedir. Bu
gün ülkemizde yabancı şirketlerce üretilen bakır
konsantresi Karadeniz Bakır İşletmelerine değil
ABD’ne ihraç edilmekte, Özelleştirme İdaresine
bağlı Karadeniz Bakır İşletmeleri ise yurt
dışından bakır konsantresi ithal etmeye
çalışmaktadır. Sonuçta; ülkemiz bu tesisin
kapanmasını müteakip ham bakır madeni ya da
konsantresi ihraç eden üçüncü dünya ülkesi bir
konuma gerileyecektir. (ABD bakır madeninde %40
dışa bağımlı, Avrupa ise %100 dışa bağımlıdır)
Ülkemizde madencilik ve buna dayalı metalürji
tesislerinin özelleştirme uygulamaları ülkemizi
sanayileşme ve refah seviyesini arttırma
yolundan alıkoyan, maden kaynaklarımızı
çokuluslu yabancı madencilik kartellerine teslim
ederek ülkemizi gelişmiş ülkelerin ve onların
sanayilerinin ham madde üretim ve stok sahası
haline getirmektedir. Ayrıca; özelleştirilen
şirketlerin maden sahalarının, Çinkur örneğinde
olduğu gibi, yabancı şirketler arasında saha ve
tesis özelleştirme bedellerine yakın değerlerden
ticarete konu edilmesi gerçeği, özelleştirmenin
yabancı çokuluslu madencilik şirketlerine rant
aktarma mekanizmasına dönüştüğünün açık bir
kanıtıdır.
Madencilik ve madenciliğe dayalı sanayi
sektöründe ülkemizin karşı karşıya kaldığı tüm
bu olumsuz gelişmeler karşısında:
Ülkemizi bir endüstri toplumu olma ülküsünden
alıkoyan, sanayileşme doğrultusunda Cumhuriyet
kazanımlarını yabancı endüstrilerin kontrolüne
teslim ederek, Ülkemizde sadece kamunun
üstlendiği ve gelişmiş Batı’ya rağmen kurulan
birincil metalürjik üretimi ortadan kaldıran,
yine ülkemizi yabancı endüstrilerin ucuz
hammadde deposuna dönüştürerek gelişmesini
engelleyen ve hatta gerileten, Kamuya ait maden
ve metalürji işletmelerinin özelleştirilmeleri
durdurulmalı ve açılan ihaleler iptal
edilmelidir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |