Eylül 2003  Sayı: 61 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EYLÜL 2003  

BENDELİK NİYE?

Dr. ÖZTİN AKGÜÇ

Bir TC vatandaşı olarak ABD’ye ve AB’ye niçin ödün verdiğimizi, gözlerine girmeye çalıştığımızı anlayamamışımdır. Bilenen bazı yazarların yorumları, kimi işadamlarımızın davranışları önemli değil. Bunlar benim yüzümü kızartmıyor, beni küçültmüyor. Ama Türkiye’yi temsil eden siyasilerin, bürokratların bazen sergiledikleri tutum, beni bir TC vatandaşı olarak rencide ediyor, aşağılanmış duygusuna kaptırıyor. .

ABD, Türkiye’nin Irak konusundaki tutumu, tezkerenin TBMM’den geçmemesi nedeniyle, Türkiye’ye kızgın, kırgın ve öfkeliymiş, Bunu cezasız bırakmazmış. Niçin? ABD, gerçekten Irak’a kitle imha silahlarını yok etme, Irak halkına gönenç, demokrasi götürme gibi insancıl düşüncelerle operasyon yapsa ve Türkiye buna yardımcı olmasa idi, öfkelenmekte, bu nasıl stratejik ortaklık diye yakınmada haklı olurdu. Bizim bazı yazarlarımız ve işadamlarımızın dışında, hemen herkes ABD’nin petrol, enerji yataklarını ele geçirme amacıyla yayılmacı politikasının bir aşaması olarak Irak savaşını yarattığı ve Irak’ı işgal ettiğini biliyor. Türkiye keşke, Irak konusunda kişilikli davranabilseydi. Yayılmacı, vandalizmin XX’nci yüzyıl örneğini vermiş, Irak halkına (CIA Kürtleri hariç) kan ve sefalet dışında bir şey götürmeyecek olan ABD’ye niçin destek versin! Türkiye, bazı bürokratlar ile, siyasileriyle, işadamları ile haklı olduğu bir konuda, sanki kabahatliymiş gibi, adeta özür diliyor, alttan alıyor,  ABD’nin gözüne girmeye çalışıyor. Halkımızın büyük  bölümünün gururlu olduğunu düşünüyorum. Geniş kitlelerin onayı olmadan bazı siyasetçilerin ve bürokratların bütün girişimlerini Türkiye’nin onurunu kırıcı olarak nitelendiriyorum.

Hala bazı yasaları değiştirerek, uyum paketleri hazırlayarak, AB’ye gireceğimizi umuyoruz. İnanıyor muyuz, yoksa kendimizi mi aldatıyoruz. AB’ye giriş, daha geniş anlamda Batılılaşma, bir yasa değişikliği, uyum paketi sorunu değildir. Olayı bu denli basite indirgeyemeyiz. Bir uygulama, bir anlayış değişikliği olmadan uyum sağlanamaz. Bazı kesimlere bir çelişki gibi gelecek ama, Türkiye, gerçek Kemalist bir yönetimle AB’ye girer. Halkın oyu ile iktidara gelecek Kemalist bir yönetim (bir ütopya, gerçekleşmeyecek bir düş gibi gelebilir), dış politikada takıyye yapmayarak, Türkiye’nin saygınlığını koruyacak, halkın bilgi ve yaşam düzeyini yükselterek, sözde değil, özde, halkçı politikalar izleyerek, bir anlayış, bir yaklaşım devrimi yaparak, AB Türkiye ilişkilerini normale dönüştürür, Türkiye’ye eşit koşullarla AB yolunu açar. Kendimizi AB siyasetçilerinin, devlet adamlarının yerine koyalım, karşımıza Türkiye’yi temsilen en azından son kırk yıldır gelen siyasetçilere, bürokratların büyük bir bölümüne bakarak ne diyebilirdik ki? Tıpkı onların yaptığı gibi, “uyum paketleri hazırlayın, ev ödevlerinizi iyi yapın, aferin bu yolda devam edin, yakında AB’ye, üye olursunuz” derdik. Herkes, karşısındakine, karşısında gördüğü kişiye verdiği değere göre hareket eder. Türkiye’ye AET’ye müşarik üye statüsü veren Ankara anlaşmasının İsmet İnönü başbakan iken imzalandığı unutulmamalıdır. Yine bir çelişki gibi görünebilir ama, 1963 Türkiyesi, Avrupa’ya 2003 Türkiyesi’nden daha yakın idi. Şunu da bilelim ki, bilim adamlarımızın, gerçek sanatçılarımızın, Sporcularımızın başarıları, AB’ye giriş konusunda politikacılarımızdan, bürokratlarımızdan, kimi işadamlarımızdan daha fazla katkı yapıyor ve yapacak.

Yabancı dergilerde, araştırmalarda, söylemlerde yer alan bir gerçeği yineleyelim. Yayılmacı güçler özellikle ABD, yalnız kaba güç kullanarak değil, özellikle gelişmekte olan stratejik ülkelerde doğrudan ya da dolaylı biçimde kendisine bağlı, yönlendirebileceği politikacı bürokrat kadrolar oluşturarak, bazı işadamlarını destekleyerek, son Irak işgalinde gözlediğimiz gibi kimi yayın organlarını bir anlamda satın alarak, ülkelerin politikalarına egemen olmaya çalışıyor, onlara yol haritaları çiziyor.

Bu bağlamda Atatürk’ün Nutku’ndan aldığım bir tümceyi, anlamını değiştirmeden, yalnız özneyi değiştirerek kullanayım: “Yabancı güç, yabancı devlet bendeliğiyle (köleliğiyle) elde edilen iktidar, iktidarsızlık örneğidir”. Türkiye, ABD desteği ile bazı AB ülkeleri politikacılarının gönül okşayıcı tümceleri ile bir yere varamaz, saygınlık kazanamaz.

Denilebilir ki, bazı politikacılar, bürokratlar, kimi işadamları, yabancı güç desteği ile belli makamlara orunlara geliyorlar, başbakan, bakan, müsteşar, başkan vb. sıfatlar kazanıyorlar. Doğrudur. Ancak önemli olan bir süre belli sıfatları kazanmak, belli koltuklara oturmak değil, o makama, o koltuğa değer katmaktır.

Bendelikle, dış güçlere hoş gelecek davranışlarla, dış odaklara bağlılıkla, Atatürk’ün dediği gibi iktidar olunamaz. İktidar gibi görünse de, dış güçlere maşalık iktidarsızlık demektir.

TC vatandaşı olarak politikacılarımızdan, bürokratlarımızdan dış ilişkilerde Türkiye’nin saygınlığını zedelemeyecek, ülkemizi küçük düşürmeyecek davranışlar beklemek hakkımızdır. “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” tümcesi slogan olarak kalmamalıdır.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |