|
BENDELİK NİYE?
Dr. ÖZTİN AKGÜÇ
Bir TC vatandaşı olarak ABD’ye ve AB’ye niçin
ödün verdiğimizi, gözlerine girmeye
çalıştığımızı anlayamamışımdır. Bilenen bazı
yazarların yorumları, kimi işadamlarımızın
davranışları önemli değil. Bunlar benim yüzümü
kızartmıyor, beni küçültmüyor. Ama Türkiye’yi
temsil eden siyasilerin, bürokratların bazen
sergiledikleri tutum, beni bir TC vatandaşı
olarak rencide ediyor, aşağılanmış duygusuna
kaptırıyor. .
ABD, Türkiye’nin Irak konusundaki tutumu,
tezkerenin TBMM’den geçmemesi nedeniyle,
Türkiye’ye kızgın, kırgın ve öfkeliymiş, Bunu
cezasız bırakmazmış. Niçin? ABD, gerçekten
Irak’a kitle imha silahlarını yok etme, Irak
halkına gönenç, demokrasi götürme gibi insancıl
düşüncelerle operasyon yapsa ve Türkiye buna
yardımcı olmasa idi, öfkelenmekte, bu nasıl
stratejik ortaklık diye yakınmada haklı olurdu.
Bizim bazı yazarlarımız ve işadamlarımızın
dışında, hemen herkes ABD’nin petrol, enerji
yataklarını ele geçirme amacıyla yayılmacı
politikasının bir aşaması olarak Irak savaşını
yarattığı ve Irak’ı işgal ettiğini biliyor.
Türkiye keşke, Irak konusunda kişilikli
davranabilseydi. Yayılmacı, vandalizmin XX’nci
yüzyıl örneğini vermiş, Irak halkına (CIA
Kürtleri hariç) kan ve sefalet dışında bir şey
götürmeyecek olan ABD’ye niçin destek versin!
Türkiye, bazı bürokratlar ile, siyasileriyle,
işadamları ile haklı olduğu bir konuda, sanki
kabahatliymiş gibi, adeta özür diliyor, alttan
alıyor, ABD’nin gözüne girmeye çalışıyor.
Halkımızın büyük bölümünün gururlu olduğunu
düşünüyorum. Geniş kitlelerin onayı olmadan bazı
siyasetçilerin ve bürokratların bütün
girişimlerini Türkiye’nin onurunu kırıcı olarak
nitelendiriyorum.
Hala bazı yasaları değiştirerek, uyum paketleri
hazırlayarak, AB’ye gireceğimizi umuyoruz.
İnanıyor muyuz, yoksa kendimizi mi aldatıyoruz.
AB’ye giriş, daha geniş anlamda Batılılaşma, bir
yasa değişikliği, uyum paketi sorunu değildir.
Olayı bu denli basite indirgeyemeyiz. Bir
uygulama, bir anlayış değişikliği olmadan uyum
sağlanamaz. Bazı kesimlere bir çelişki gibi
gelecek ama, Türkiye, gerçek Kemalist bir
yönetimle AB’ye girer. Halkın oyu ile iktidara
gelecek Kemalist bir yönetim (bir ütopya,
gerçekleşmeyecek bir düş gibi gelebilir), dış
politikada takıyye yapmayarak, Türkiye’nin
saygınlığını koruyacak, halkın bilgi ve yaşam
düzeyini yükselterek, sözde değil, özde, halkçı
politikalar izleyerek, bir anlayış, bir yaklaşım
devrimi yaparak, AB Türkiye ilişkilerini normale
dönüştürür, Türkiye’ye eşit koşullarla AB yolunu
açar. Kendimizi AB siyasetçilerinin, devlet
adamlarının yerine koyalım, karşımıza Türkiye’yi
temsilen en azından son kırk yıldır gelen
siyasetçilere, bürokratların büyük bir bölümüne
bakarak ne diyebilirdik ki? Tıpkı onların
yaptığı gibi, “uyum paketleri hazırlayın, ev
ödevlerinizi iyi yapın, aferin bu yolda devam
edin, yakında AB’ye, üye olursunuz” derdik.
Herkes, karşısındakine, karşısında gördüğü
kişiye verdiği değere göre hareket eder.
Türkiye’ye AET’ye müşarik üye statüsü veren
Ankara anlaşmasının İsmet İnönü başbakan iken
imzalandığı unutulmamalıdır. Yine bir çelişki
gibi görünebilir ama, 1963 Türkiyesi, Avrupa’ya
2003 Türkiyesi’nden daha yakın idi. Şunu da
bilelim ki, bilim adamlarımızın, gerçek
sanatçılarımızın, Sporcularımızın başarıları,
AB’ye giriş konusunda politikacılarımızdan,
bürokratlarımızdan, kimi işadamlarımızdan daha
fazla katkı yapıyor ve yapacak.
Yabancı dergilerde, araştırmalarda, söylemlerde
yer alan bir gerçeği yineleyelim. Yayılmacı
güçler özellikle ABD, yalnız kaba güç kullanarak
değil, özellikle gelişmekte olan stratejik
ülkelerde doğrudan ya da dolaylı biçimde
kendisine bağlı, yönlendirebileceği politikacı
bürokrat kadrolar oluşturarak, bazı işadamlarını
destekleyerek, son Irak işgalinde gözlediğimiz
gibi kimi yayın organlarını bir anlamda satın
alarak, ülkelerin politikalarına egemen olmaya
çalışıyor, onlara yol haritaları çiziyor.
Bu bağlamda Atatürk’ün Nutku’ndan aldığım bir
tümceyi, anlamını değiştirmeden, yalnız özneyi
değiştirerek kullanayım: “Yabancı güç, yabancı
devlet bendeliğiyle (köleliğiyle) elde edilen
iktidar, iktidarsızlık örneğidir”. Türkiye, ABD
desteği ile bazı AB ülkeleri politikacılarının
gönül okşayıcı tümceleri ile bir yere varamaz,
saygınlık kazanamaz.
Denilebilir ki, bazı politikacılar, bürokratlar,
kimi işadamları, yabancı güç desteği ile belli
makamlara orunlara geliyorlar, başbakan, bakan,
müsteşar, başkan vb. sıfatlar kazanıyorlar.
Doğrudur. Ancak önemli olan bir süre belli
sıfatları kazanmak, belli koltuklara oturmak
değil, o makama, o koltuğa değer katmaktır.
Bendelikle, dış güçlere hoş gelecek
davranışlarla, dış odaklara bağlılıkla,
Atatürk’ün dediği gibi iktidar olunamaz. İktidar
gibi görünse de, dış güçlere maşalık
iktidarsızlık demektir.
TC vatandaşı olarak politikacılarımızdan,
bürokratlarımızdan dış ilişkilerde Türkiye’nin
saygınlığını zedelemeyecek, ülkemizi küçük
düşürmeyecek davranışlar beklemek hakkımızdır.
“Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” tümcesi
slogan olarak kalmamalıdır.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |