|
PATRİKHANE’YE DİKKAT
Aytunç ALTINDAL
T.C. Devleti’nin Dışişleri Bakanlığı’nın
onayıyla 7-9 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da,
adı barış ve hoşgörü diye bildirilen
uluslararası bir konferans düzenlendi. Konferans
sonunda Boğaziçi bildirisi başlığıyla bir nihai
senet açıklandı. Bu bildiriye başta Haham Arthur
Schneier, Patrik Bartholomeos ve Diyanet İşleri
Başkanı Nuri Yılmaz imza koydular.
Bu bildiriyle ve konferansla ilgili
değerlendirmeler yapıldı. Özellikle İslami
yazılara ve yorumlara ağırlık veren basın bu
konuyu ihmal etmedi. Görüşler belirtildi. Bu
sevindiricidir.
Ancak Hıristiyanlığın terminolojisi tam olarak
bilinmediği ve kilise, patrikhane hakkında
Türkiye basını fazla bilgili olmadığı için bazı
hususları açıklamak ve çok önemli bazı noktalara
da dikkat çekmek istiyorum. Bu bildiri,
göründüğünden çok daha tehlikeli sonuçlar
getirebilecek potansiyel bir saatli bomba
gibidir. Günü gelince patlatılabilecek bir
bomba...
Ekümenik Taht da Nesi?
Boğaziçi bildirisinin İngilizce ve Türkçe
metinleri karşılaştırıldığında Türkçe metnin
hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığı belli oluyor.
Bu nedenle esas olarak uluslararası değere sahip
olan İngilizce metin ele alınarak analizler
yapılmalıdır.
İşte tespit edebildiğim 10 itiraz.
1) Boğaziçi bildirisinin 3. paragrafında 26
Kasım 1992 tarihli Berne bildirisine (İsviçre)
atıf yapılarak. bu bildiride “Özellikle” din
adına işlenen bir suçun dine karşı bir suç
olduğunun beyan edildiği belirtiliyor.
Bu gerçektir ama, siz şu “DİNE KARŞI SUÇ”
deyimine bir mim koyun ve bildirinin 4.
paragrafına geçelim.
Bildirinin 4. paragrafında Berne bildirisinden
yola çıkılmasına rağmen açık bir MANİPÜLASYON
yapılır. Aynen şöyle yazılmış:
“Yakın olayların gösterdiği gibi Bosna’da,
Ermenistan, Azerbaycan’da, Gürcistan ve
Tacikistan’da insanlığa karşı suçlar işlenmeye
devam edilmektedir.”
Berne bildirisindeki “Dine karşı suç” bu
bildiride yer almayan “İnsanlığa karşı suç”
kavramına dönüştürülmüş. İnsanlığa karşı suç
kavramı, Yahudi soykırımını ve Ermeni
soykırımını öngören ve son 15 yıldır kademeli
olarak ABD tarafından Türkiye’ye empoze edilen
bir uluslararası “Soykırım belgesi”dir. Dine
karşı suç, el çabukluğuyla manipüle edilmiş ve
insanlığa karşı suç haline getirilerek
Türkiye’ye imzalatılıvermiş. Oysa Berne
bildirisinde yer alan dine karşı suç kavramı
RUHANİ bir toplantının kararıyken, insanlığa
karşı suç kavramı tamamen siyasal ve ideolojik
bir metinde yer alan bir maddedir.
2) Bildirinin 2. maddesinin ilk paragrafında her
azınlığın din ve vicdan özgürlüğünün
vazgeçilmezliğini vurguluyor denilmektedir.
Çok fazla ayrıntıya girmeden ve teknik bilgilere
boğulmadan sadece şunu belirtmek istiyorum ki,
Hıristiyanlık aleminde VİCDAN kavramının iki
değişik kullanımı vardır. Bu çifte anlamlılık
konusunda Protestan-Katolik tartışmasının yoğun
olduğu 16. yüzyıldan beri tartışmalar vardır.
Daha geriye gidilirse, bu bizzat aziz Pavlus
döneminde bile tartışılmıştır. Hıristiyanlıkta
vicdan kavramı, din özgürlüğü ile doğrudan
bağlantılı değildir. Hele AZINLIK (minority)
kavramıyla VİCDAN kavramının birlikte ele
alınması çok sakıncalıdır. Çünkü AZINLIK vicdani
değil. Bireysel vicdan/bilinç sorunsalıyla
bağlantılıdır. Bu konuyu ayrıca incelemek
gerekir.
3) Patrik Bortholomeos, konferansın kapanış
konuşmasında İngilizce metinde ekümenik taht
kavramını kullanıyor. Nedir bu taht? Kimin
tahtıdır bu?
Bu soru kendisine sorulmalıdır.
Metanoia Ve Barakah Kavramları
Patrik, İngilizce metinde aynen “Gerçek bir
metonaioya ihtiyacımız vardır” diyor. Metanoia,
Grekçe olarak ve altı çizili verilmiş. Metanoia,
gündelik dilde “Değişiklik” anlamında ara sıra
kullanılan bir deyimdir. Esas anlamı dinseldir.
Dinsel anlamıyla metanoia, bir insanın dinsel
inançlarında köklü ve güçlü bir değişiklik
yaparak ŞAHSIYETİ’ni değiştirmesi keyfiyetidir.
Kilise ve patrikhane, anlaşılan bilinen
statüsünü ve şahsiyetini radikal tarzda
değiştirmeye ihtiyaç duyuyor. Bu radikal
değişikliğin hangi amaçla ve hangi yönde olacağı
patriğe sorulmalıdır.
5) Patrik, kapanış konuşmasında İbranice
“barakah” kavramını da altı çizili olarak
veriyor. Bu sözcük gündelik dilde “şükran”
anlamına gelir. Yahudilikte ise barakah “Diz
üstüne indirmektir.” (Berekh, İbranice diz
demektir.) Şükranını belirtmek için diz üstüne
gelen insanoğlunun Tanrı huzurunda barışa
erişeceğini söylüyor Patrik. Ama bu barış, bizim
anladığımız barış değil; Patrik, bunun Isa
olduğunu söylüyor. Ve, İsa’nın adına konuşuyor.
“Benim size getireceğim barış, dünyanın size
vereceği barış değildir.”
Bizim Diyanet, bu barışa şükran için olsa gerek,
barakeh diyor ve imza atıyor.
6) Hoşgörü kavramı da bildiride sıkça geçiyor.
Bu kelimenin özgün ve ruhani anlamı, gerçekte
tam tersidir. Hıristiyan aleminde hoşgörü
(tolerans) gerçekte “Acı çekmek ve katlanmak”
demektir. Bunun da açıklanması gerekiyor.
7) Patriğin kapanış bildirisinde “Böylelikle
barışın peygamberleri olacağız” deniliyor.
Anlaşılan Diyanet, bu cümleyi ya okumamış ya da
okumuş ama, anlamamış!
8) Patrik için “ekümen” (evrensellik) iddiası
geçmişe, papa ile patrik çatışmalarına gidiyor.
Daha sonra bu sıfat, patriğin kendisine değil,
makamına veriliyor. Yani patriğin kendisi değil,
makamının ekümenik olduğu belirtiliyor. Eski
Grekler’de, insanların kendileriyle görevleri
ayrıldı. Patrik ise her iki alanda ekümeniklik
iddiasındadır. İkisi için de böyle bir hakkı
olup olmadığı tartışılmalıdır.
9) Patrik bilindiği üzere Bosna katliamını
kınamamıştır. Bu husus dikkate alınmalıdır.
10) Patrik, ekümenik iddiasını bu bir
“Ruhanilik” sıfatıdır diyerek açıklamaktadır.
Eğer durum böyleyse, Patrik Avrupa Birliği
Parlamentosu’nda nasıl konuşma yapacaktır? AB,
siyasi ve seküler bir topluluktur. Patrik ruhani
ise siyasi bir parlementoda ne işi vardır? Ne
oldu laikliğe? Patrik, “Laikliği” ihlal ederse,
suç değil midir yoksa?
Daha uzun uzadıya yazılabilir ama kesiyorum.
Patrikhane’ye çok dikkat edilsin, son sözüm
budur.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |