|
ÖZGÜRLEŞİRKEN SÖMÜRGELEŞMEK
Prof. Dr. EROL MANİSALI
Türkiye’de elit ya da bazı büyük sermaye
çevreleri, Türkiye’nin hiçbir zaman içine
alınmayacağı Avrupa Birliği’ne ülkeyi, tek
taraflı bağlamak istiyorlar. Kendileri açısından
bunda bir sakınca yok. Hatta “ideal” çözüme bu
sayede ulaşmış oluyorlar;
- bir yandan “ülkenin fiili yönetimine, dış
güçlerle birlikte” ortak olacaklar. Hem de
Avrupa’nın himayesi ve garantörlüğü altında.
- diğer taraftan kendilerini ülke içinde
“güvence altına” almış olacaklar. Yine
Avrupa’nın himayesi ve garantörlüğü altında.
Karşılarında Kemalizm, ulusal çıkarlar gibi
savlarla ne ordu bulunacak; ne de işçiler,
çiftçiler, memurlar, esnaf bir çıkar grubu
olarak örgütlenebilecek. Örgütlenme kapıları
yavaş yavaş tamamen kapatılıyor.
- Yeni kanunlar çıkartılıyor, işçinin grev hakkı
sınırlanıyor.
- işçi sendikaları “iç ve dış odakların denetimi
altına sokuluyor”. Grev kararı alabilecek
yönetim kadroları filizlenip gelişemiyor.
- zaten grev olsa bile, iç pazar ithal
mallarının, hatta hizmetlerinin tekeline
sokulmuş; yerel grevler bile çokuluslu
şirketlerin yararına işletilir hale gelmiş.
Türkiye kendi işçisini, çiftçisini, memurunu,
esnafını ulusal sanayiini koruyabilecek ulusal
inisiyatif alma olanaklarından yoksun
bırakılıyor.
Nasıl mı? Tabanı bu çevrelere dayanan; bu
çevrelerin çıkarlarını meclislerde temsil edecek
siyasal parti oluşumlarına izin verilmiyor.
Kurulabilen, gelişebilen siyasal partiler,
- ya Vaşington veya Brüksel destekli,
- ya sermaye destekli,
- ya Türkiye’yi bölmeye odaklanmış,
- veya tarikat ağırlıklı bir kimliğe sahip
oluyorlar.
O zaman da demokrasi adı altında Vaşington’un,
Brüksel’in, bazı büyük sermaye çevrelerinin,
tarikat veya bölücülerin kendi amaçları
doğrultusunda bir siyasi karmaşa yaşanmaya
başlıyor.
Oysa 70 milyon insanımızın büyük çoğunluğunun bu
çevrelerle yakından uzaktan ilişkisi bulunmuyor.
Halkın büyük çoğunluğu,
- ülkenin bir bütün olarak kalmasını istiyor.
- Türkiye’nin dış odaklar tarafından
güdülmesini, yönetilmesini istemiyor.
- Türkiye’de bir din devletinin kurulmasına
karşı çıkıyor.
Halkın büyük çoğunluğunun iradesi siyasi,
iktisadi ve sosyal olarak ülkenin yönetimine
yansıtılamayınca, “azınlıktaki iç odakların ve
dış güçlerin”, çoğunluk adına hareket etmeye
başladığını görüyoruz.
Ve ilginç bir çelişki
Bunun sonucu olarak da Türkiye’de ilginç bir
çarpıklık yaratılıyor.
- Piyasa ekonomisinin kuralları daha iyi işlesin
diye geçirilen kanunlar ve yapılan uygulamalar
Türkiye’yi çokuluslu şirketlerin tekeline
sokuyor. Haksız rekabet koşulları, rekabet adına
hazırlanıyor.
Bu durum işçiyi, esnafı, çiftçiyi, ulusal
sanayiciyi tahrip ediyor, geriletiyor. Rekabet
diye “haksız rekabet” yaratılıyor.
- Demokratik hakların geliştirilmesi için
yapılan mevzuat değişiklikleri, Türkiye’yi
dışarıdaki güç odaklarının denetimine tek yanlı
olarak sokuyor.
Bugün, Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerindeki
talep ve tasarrufları “uluslararası ilişkiler ve
hukuk düzeninin çok ötesinde” gelişmelerdir.
Türkiye ancak, “..AB içinde tam üye olduğu zaman
üstlenebileceği yükümlülükleri, AB dışında iken
üstlenmiştir”.
Bu, hukuk adına hukukun ortadan kaldırıldığı bir
sonuç doğurmaktadır. Aynen, rekabet adına,
haksız rekabetin yaratılması gibi.
- Eğitim alanında orta ve yükseköğrenimde
“Batı’ya yaklaşma adı altında Amerikan, İngiliz,
Fransız, Alman sömürgesi olmak” gibi, hukuk ve
rekabet alanında yaşadığımız çelişki
yaşanmaktadır.
Fransa, Batı içinde güçlenmek için İngilizce ve
Almanca orta ve yükseköğrenim kurumlarını kendi
içinde geliştirir mi? O zaman doğru iş, onların
sömürgesi olmak değil, “onların yaptığı gibi
kendini korumaktır”.
Ancak bizim içimizdeki elit (veya bazı sermaye
çevreleri) büyük çoğunluğu kandırarak “kendi
çıkarları için Türkiye’yi
sömürgeleştirmektedirler”.
İktisatta, hukukta, eğitimde ve diğer alanlarda
halkın büyük çoğunluğunun yararına değil
zararına sonuçlar veren ve Batılılaşıyoruz diye
Türkiye’yi sömürgeleştiren bir yol içinde
bulunuyoruz.
Türkiye’de ‘oligarşi’nin tipik bir örneği
yaşanmaktadır. Aynen Şarlo’nun dediği gibi,
“Diktatörler özgürlükleri kendileri için
isterken halkı köleleştirirler”. Silahlı örneği
Irak, silahsız örneği Türkiye...
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |