|
AVRUPA GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ
NECATİ ÖZGEN
Orgeneral (E)
Avrupa Birliği uyum sürecinde çeşitli yasalarda
değişiklik yapan 7 nci uyum paketi TBMM Genel
Kurulunun 30 Temmuz 2003 tarihindeki oturumunda
görüşülerek yasalaşmış ve Sn. Cumhurbaşkanı
tarafından onaylanmıştır.
Tasarı ile getirilen önemli değişiklikler Milli
Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği ile
ilgili düzenlemeler olmuştur. Özetle şöyledir:
Tasarı; MGK Genel Sekreteri’nin, Başbakan’ın
teklifi ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile
atanacağını öngörmektedir. Söz konusu atamanın
Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasından
(emekli) yapılmasının öngörülmesi halinde, Genel
Kurmay Başkanının olumlu görüşü alınacaktır.
MGK Genel Sekreterliği’nin görev ve yetkileri
tek madde haline getirilerek;
• Milli Güvenlik Kurulu’nun sekreterlik
hizmetlerini yürütür,
• Milli Güvenlik Kurulu’nca ve kanunlarla
verilen görevleri yerine getirir şekilde iki
fıkraya indirilmektedir.
• Ayrıca, MGK tavsiye kararlarının bakanlar
kurulunda kabul görmesi halinde, bunların
uygulanması halinde koordinasyonu izlemek üzere
bir başbakan yardımcısını görevlendirebilecek
hükmü eklenmiştir.
Bahse konu yasa ile ilgili görüşler müteakip
maddelerde sunulmuştur.
Devletin otoritesi, ülke bütünlüğü, milli birlik
ve beraberlik bakımından vazgeçilmez unsur olan
milli güvenlik görevi tüm devlet birimlerinin
asli ve müşterek görevidir. Bu nedenle
anayasamız milli güvenliğin sağlanmasından
yürütme organının ve dolayısıyla bakanlar
kurulunu sorumlu tutmuştur.
Devletin bekası ve ulusun refahı için alınması
gereken karar ve uygulanacak tedbirlerin
sağlıklı bir şekilde oluşturulabilmesinde ortak
aklın hakim kılınabilmesi için, devleti iç ve
dış tehditlere karşı koruyacak temel
kuruluşların ve icranın başı ile elemanlarından
oluşan milli güvenlik kurulu teşkil edilmiştir.
Anayasamızın 118, 1046, 120 ve 122 nci maddeleri
çerçevesinde bakanlar kurulunun bu konudaki
görevlerinin yerine getirilmesinde araştırma,
inceleme, düzenleme, yönlendirme ve üst düzeyde
koordine, takip ve kontrol etmek maksadıyla 2945
sayılı kanunla Milli Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği kurulmuştur. Dolayısı ile MGK Genel
Sekreterliği’nin sadece MGK’nın sekreterya
hizmetlerini yerine getiren bir kuruluş olarak
nitelemenin yanıltıcı olacağı düşünülmektedir.
MGK’nın başkanı Cumhurbaşkanı olmasına rağmen
genel, sekreterin doğrudan başbakana bağlı
olmasının gerekçesi de bundan kaynaklanmaktadır.
Önceki yasada genel sekreterliğin görevleri ile
ilgili 13 ncü maddesinde belirtilen,
• Silahlı Kuvvetlerin görev alanı dışında kalan
topyekün savunma hizmetlerini koordine eder, bu
hizmetlerle ilgili plan ve esasların tespiti,
düzeltilmesi ve değişiklik hizmetlerini yürütür.
• Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu
düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle ilan
edilen olağanüstü halde alınacak tedbir,
yapılacak iş ve işlemlerin tespit çalışmalarını
yapar.
• Bankalar kurulunun milli güvenliğin sağlanması
sorumluluğuna ilişkin olarak; devletin savunma
siyaseti dışında milli güvenlik siyasetini
tayin, tespit, uygulama ve gerektiğinde düzeltme
ve değiştirme görevlerini doğrudan bakanlık,
kuruluşlarla yapılacak çalışmalarda araştırır,
inceler, planlar hazırlar ve bu konudaki
uygulamaları takip ve kontrol eder, yönlendirir,
sonuçlarını değerlendirir. Şeklindeki önemli
fıkraları ile 14 ncü maddesinde belirtilen “
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 13 ncü
madde de belirtilen görevlerin yerine
getirilmesinde , takip ve kontrol edilmesinde ve
denetlenmesinde verilen direktifler çerçevesinde
cumhurbaşkanı, başbakan ve Mili Güvenlik Kurulu
adına yetkilidir.”
Maddeleri yürürlükten kaldırılmış, başka hiçbir
kamu kurum ve kuruluşuna da verilmeyerek genel
sekreterlik işlevsiz ve yetkisiz bir duruma
düşürülmüştür.
• Önceki kanuna göre orgeneral/oramiral olması
gereken MGK Genel Sekreteri’ne bundan böyle
ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira öngörülen görev ve
yetkilere sahip Genel Sekreterliğin görevi daire
başkanı düzeyinde bir kamu görevlisi tarafından
yürütülebilir.
• Genel Sekreterliğin görevleri ile ilgili
olarak ihtiyacı olan bilgi ve belgelerin
sağlanmasına olanak sağlayan 19 ncu maddenin
kanundan çıkarılması da tüm yasal değişikliğe
temel teşkil eden görevsiz ve yetkisiz bir genel
sekreterlik yaratma niyet ve düşüncesinin bir
sonucudur.
• MGK kararlarının bakanlar kurulu kararı haline
gelmesini, bakanlar kurulu kararı haline
gelmeyen MGK kararlarının tespitini, tüm bu
konularda cumhurbaşkanı, başbakan ve MGK’na
bilgi vermeyi (eski yasa 9 madde) genel
sekreterlikten alarak ve bunun yerine hiçbir
düzenleme getirilmeyerek, MGK kararlarının
etkinliğide yok edilmeye çalışılmaktadır.
• Eski yasanın 13 ncü maddesinin (A) bendindeki
hazırlık çalışmaları yapmak görevi ile (B)
bendindeki hazırlık çalışmaları yapmak görevi
ile (B) bendindeki “MGK kararlarının
hazırlanmasında ve bu kararlara ilişkin bakanlar
kurulu kararlarının uygulanmasında, bakanlıklar
ve ilgili kurum ve kuruluşlarla müşterek
çalışmalar yapmak, uygulamaları takip ve kontrol
etmek, düzenleyici, yönlendirici ve kontrol
edici işbirliğinde bulunmak” hükümleri yeni
tasarıyla alınmak suretiyle, “MGK kararlarının
hazırlanmasında ve bu kararlara ilişkin bakanlar
kurulu kararlarının uygulanmasında, bakanlıklar
ve ilgili kurum ve kuruluşlarla müşterek
çalışmalar yapmak, uygulamaları takip ve kontrol
etmek, düzenleyici, yönlendirici ve kontrol
edici işbirliğinde bulunmak” hükümleri yeni
tasarıyla alınmak suretiyle, MGK kararlarının
etkili bir şekilde hazırlanmasını, uygulanmasını
önlemeye yönelik düzenleme yapılmaktadır.
• Topyekün savunma sivil hizmetleri ve özellikle
savaş hazırlıkları planlarının hazırlanması ve
koordinasyonu görevleri (bu görevler 1933
yılından bu yana yürütülmektedir. Diğer
ülkelerin benzer kuruluşları da bu görevleri
yürütmekle sorumludur.) açıkta kalacaktır.
• Devletin varlığı, ve bağımsızlığı, ülkenin
bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve
güvenliği, anayasal rejimin korunması, Türk
toplumunu Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve
inkılapları, milli ülkü ve değerler etrafında
birleştirerek milli hedeflere yönlendirilmesinde
gereken milli birlik ve bütünlüğü sağlayıcı
psikolojik ve her türlü tedbirin alınması ve
anayasal düzene yönelecek her türlü tehdidin
bertaraf edilmesi veya etkisiz kılınması için
girişimlerde bulunan, devlet çapında her türlü
psikolojik harekat ihtiyacını tespit eden,
topyekün savunmanın gerektirdiği sivil
hizmetleri yürüten bir kuruluşun fonksiyonsuz
hale gelmesine neden olmuştur.
Bütün bu görevler devletin bekası ve ulusal
güvenliğimiz için son derece hayati görevler
olup, tek elden yürütülmesi de son derece önem
arz etmektedir.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içinde
bulunduğu bölge ve coğrafyasından kaynaklanan
jeopolitik ve jeostratejik konumu yanında iç
yapısındaki hassasiyetleri itibariyle ne Avrupa
Birliği’ne ne de diğer batı dünyası ülkeleriyle
kıyaslanamayacak kadar büyük zorluklarla
kurulmuş ve bütünlüğünü ve bekasını muhafaza ile
refahını geliştirmek için günümüze kadar birçok
badirelerle hayatiyetini muhafaza edebilme
gayreti içindedir.
Avrupa Birliği katılım ortaklığı belgesinde bu
konu ile istenen;
“Milli Güvenlik Kurulu’nun hükümete bir danışma
organı niteliğindeki anayasal rolünün Avrupa
ülkelerinin uygulamaları ile uyumlaştırılması”
şeklindedir.
Dünyada birçok ülke yöneldikleri rejime, karşı
karşıya oldukları tehdit ve risklere ve/veya
gelişmişlik seviyelerine bağlı olarak milli
güvenlikle ilgili kurulları, teşkilatları, bağlı
oldukları makamlar, almış oldukları kararların
nitelikleri açılarından ülkeden ülkeye
farklılıkları göstermektedir.
Misal olarak AB’ne giren Polonya’da MGK
tarafından alınan kararlara bağlayıcı
niteliktedir. (Rusya’da da aynıdır) alınan
karalar doğrudan uygulanmak üzere ilgili
bakanlıklara iletilmektedir.
AB ülkelerinin çoğunluğunda MGK toplantılarda
alınan kararlar bağlayıcı, nitelikte olmayıp,
bizde uygulandığı gibi tavsiye/teklif
mahiyetindedir.
Bundan sonra MGK Genel Sekreter, muvazzaf asker
(orgeneral/oramiral) olmayacak oysaki AB üyesi
Portekizde ve AB üyesi olacak Bulgaristan’da MGK
Genel Sekreteri generaldir. Bu durum nasıl izah
edilecektir. Çifte standart değil midir?
AB ülkelerindeki uygulamalar yukarıda arz edilen
durumdayken AB müktesebatına uyum sağlayacağız
diye çıkarttığımız uyum yasalarına baktığımızda
genel olarak şu sonucu çıkartabiliriz.
Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ve çağdaş
Türkiye Cumhuriyeti’nde yaratabileceği
tahribatın boyutları açısından, endişe verici
bir duruma gelme istidadı taşıyabileceği
değerlendirilmektedir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |