|
“...BU NOKTAYA ‘MİM’ KOYUN!..”
ATTİLÂ İLHAN
...yani meselâ, şöyle bir kıyısından girelim:
“ ...ulusal kültür, ümmet kültüründen doğuyor,
karşıtların birliği ilkesine uygun olarak,
feodal toplumun içinden! Çerçevesi feodal
toplumdur ama, muhtevası feodallere karşı
yükselen, yeni ve şehirli kesimin (Burjuvazi)
muhtevasıdır. Bu noktaya mim koyun. Fransız
Burjuvazisi, laik/ulusal kültürünü;
dinsel/feodal kültür çerçevesi içinde
oluşturmuş; yeni ‘ulusal’ değerlerini, eski
(feodal) değerlerinin üstüne oturtmuştur. Başka
bir deyişle, bireyselleşme, rasyonelleşme,
laikleşme, yabancı bir kültürden aktarılmamış,
eski çerçeve içinde yaratılarak benimsenmiştir.
O yüzden benimsenmesi kolay olmuştur ya!
Aristokrasinin musikisi, edebiyatı, felsefesi
(hatta mutfağı) demokratikleştirilerek, millete
mal ediliyor. Onlar kötü diye terk edilip, başka
bir kültür ‘dairesi’nden, ‘ecnebi’ kurumlar
aktarılmıyor. Racine’i, Corneille’i, Moli’ere’i
saray seyreder, Rameau’yu, Couperin’i saray
dinlerken; bir de bakıyorsun, milletin malı
oluyorlar. Düşüncenin ulusallaşmasını
gerçekleştirenler, Voltaire, Montesqileu,
Rousseau vs. başka ulusların ilericiliğine
özenmiş değiller, geliştirdikleri kendi (ulusal)
kültürleridir...”
Kültür emperyalizmi’nin ‘işbirlikçileri’
“...Batılı toplumların iç gelişmesi böyleyse de,
o toplumlar (Fransa, İngiltere, Almanya vs.)
‘Emperyalist Güç’ olarak, diyelim ki Osmanlı
‘mülküne’ girdi mi, işin mahiyeti
değiştiriliyor; çünkü gittikleri yere,
medeniyet (!) götürüyor’ bunlar; götürdükleri
aslında ‘kendi uygarlıkları’ ama, etiketi
‘evrensel kültür’. Sözgelişi Osmanlı,
Fransa’daki iç gelişmeyi izleyecek olsa,
ulusal/laik kültür bileşimini, kendi
feodal/dinsel kültür bileşiminden üretecek. Buna
müsaade yok! ‘Evrensel Kültür’e açılması lazım,
yani ‘Batılı Emperyalizm’in taşıdığına! Bunun
için de Osmanlı geliştirdiği muazzam kültür
sentezini tamamiyle terk edecek, Fransız’ın (ya
da Alman’ın) ona taşıdığı ‘ecnebi kültür
bileşimi’nin ‘maymunluğuna’ soyunacaktır...”
“...bence durum apaçık görülüyor. Bunlar, kendi
Yahudi/Hıristiyan tabanlı kültür ‘daireleri’nin
dışında kalan toplumların, öz ulusal/laik kültür
bileşimlerini gerçekleştirmelerini engellemiş;
bunu ulusal nüfuz politikaları, Emperyalist
yayılma plânları için, zorunlu saymışlar. Kültür
‘Emperyalizmi’nin ‘işbirlikçileri’ olarak,
evvela o toplumun içinde bazı aydınları ele
geçirip ‘misyonerleştiriyorlar’. Bu tiplerin,
‘Komprador Burjuvazi’ ile çıkar paralelliği
doğrultusunda, ‘komprador aydın’ oldukları ileri
sürülebilir. Ben hanidir böyle diyorum. Batılı
kültür ‘dairesi’nin dışındaki, eski kültür
sahibi ülkelerde, ulusallaşma sürecinin hakkıyla
gerçekleşebilmesi, ilk önce bu ‘misyonerler’in,
çanına ot tıkanmasını gerektiriyor. Samimi
fikrim budur...”
Bildiğimiz ‘haçlı espri’si!..
“…çok uluslu bir ‘ümmet imparatorluğu’ olan
Devlet-i Aliyye’de, uluslaşma sürecinin -daha
ziyade emperyalist kundaklamalar yüzünden- önce
gayr-ı müslim halklarda başladığı doğrudur.
İlginç olan Batılı Emperyalizm’in, Romen, Sırp,
Yunan, Bulgar ‘milliyetçiliklerinin’ doğması ve
gelişmesi için, Fransız Devrimi’nin ulusal
demokratik tezleri kadar, hatta onlardan daha
çok, kiliseleri ve dinsel örgütleri kullanmış
olmasıdır. Yani ‘Hürriyet, Müsavat, Kardeşlik’
üçgeninin gerisinde, bildiğimiz Haçlı esprisi
yatıyor. Zaten, sözgelişi Çin’de, Çinhindi’nde,
Hind’de ve Afrika’da, ‘komprador bir burjuvazi’
yaratmak için, işe yerli ahaliden bazılarını
Hıristiyanlaştırmakla başlayan ‘Batılı’ uygarlık
taşıyıcıların; iş Devlet-i Aliyye’ye’taallûk
edince, bu kesimi gayr-i müslim Osmanlılar’dan
meydana getirmesi de, aynı espriden doğmuyor mu?
İktisadi düzeyde Osmanlı Burjuvazisi, Levanten
(Maltız), Yahudi, Rum ve Ermeni karması bir
‘komprador’ Burjuvazisi olduğundan, iş kültür
savunmasına gelince, elbette ‘mümessili olduğu’
Batı Emperyalizmi’nin kültürünü, ‘ileri’ kültür
diye benimseyip aktarıyor. ‘Mülk’ün
sömürgeleştirilebilmesi, nüfuz altında
tutulabilmesi için, bir yerde, misyonu bu!..”
“ ...artık sorabiliriz: Türklerin ulusallaşma
sürecine girebilmeleri, acaba bu yüzden mi taa
XX. yy. başlarına kadar gecikmiştir? Türk
‘aydınları’ acaba bu yüzden mi ‘ilericiliği’,
alt/ yapısal dönüşümleri istemek ve savunmak
yerine, şunun bunun üst/yapısal çözümlerini
savunmak sanmışlardır? XX. yy.dan çıkıyoruz,
hala daha -sağcısı olsun solcusu olsun- Türk
aydınları ‘Ulusal Çözüm’ diye, başka ülkelerin
kendi koşullarına göre ürettikleri reçeteleri
savunmak ‘gaflet ve dalaleti’ içindedirler.
Bunun sebebi, başlangıçtaki yanlış tutum
olmasın...”
yanlış, aynı yanlış!...
(Çoğu üniversiteli, gençler soruyor: “Kemalizm’
i doğru anlatan bir kitap önerir misiniz?”
Sorunu böyle ‘koymak’ bile, Kemalizm’e aykırı,
çünkü o dogmatik değil, diyalektik bir tutum;
akıl yoluyla, sentez aramayı öneriyor; halbuki
öteki tutum, bir ara Sosyalizm diye, ‘ecnebi
sentezleri’ ezberleyenleri hatırlatıyor: Yanlış
aynı yanlış, ‘yabancılaşma’yı,
‘kültürsüzleşme’yi başlatan!...
Sorunu, oldum bittim, bu düzeyde tartıştım.
Yukarda okuduğunuz satırlar, 20 yıl önce kaleme
alınmıştır: 14 Ekim 1983. Türk’ün üç yüz yıllık
‘çıkmazı’na, çıkış arıyor; şimdi okuyana eski ya
da ters gelmiyorsa, ‘sentez/bileşim önerisi’,
sağlıklı sayılamaz mı? ‘Bilimsel Çözüm’,
ezberlenecek ‘ecnebi’ reçete bulmak değildir,
önce bu öğrenilip anlaşılacak!...
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |