Eylül 2003  Sayı: 61 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EYLÜL 2003  

“...BU NOKTAYA ‘MİM’ KOYUN!..”

ATTİLÂ İLHAN

...yani meselâ, şöyle bir kıyısından girelim:

“ ...ulusal kültür, ümmet kültüründen doğuyor, karşıtların birliği ilkesine uygun olarak, feodal toplumun içinden! Çerçevesi feodal toplumdur ama, muhtevası feodallere karşı yükselen, yeni ve şehirli kesimin (Burjuvazi) muhtevasıdır. Bu noktaya mim koyun. Fransız Burjuvazisi, laik/ulusal kültürünü; dinsel/feodal kültür çerçevesi içinde oluşturmuş; yeni ‘ulusal’ değerlerini, eski (feodal) değerlerinin üstüne oturtmuştur. Başka bir deyişle, bireyselleşme, rasyonelleşme, laikleşme, yabancı bir kültürden aktarılmamış, eski çerçeve içinde yaratılarak benimsenmiştir. O yüzden benimsenmesi kolay olmuştur ya! Aristokrasinin musikisi, edebiyatı, felsefesi (hatta mutfağı) demokratikleştirilerek, millete mal ediliyor. Onlar kötü diye terk edilip, başka bir kültür ‘dairesi’nden, ‘ecnebi’ kurumlar aktarılmıyor. Racine’i, Corneille’i, Moli’ere’i saray seyreder, Rameau’yu, Couperin’i saray dinlerken; bir de bakıyorsun, milletin malı oluyorlar. Düşüncenin ulusallaşmasını gerçekleştirenler, Voltaire, Montesqileu, Rousseau vs. başka ulusların ilericiliğine özenmiş değiller, geliştirdikleri kendi (ulusal) kültürleridir...”

Kültür emperyalizmi’nin ‘işbirlikçileri’

“...Batılı toplumların iç gelişmesi böyleyse de, o toplumlar (Fransa, İngiltere, Almanya vs.) ‘Emperyalist Güç’ olarak, diyelim ki Osmanlı ‘mülküne’ girdi mi, işin mahiyeti değiştiriliyor; çünkü gittikleri yere,  medeniyet (!) götürüyor’ bunlar; götürdükleri aslında ‘kendi uygarlıkları’ ama, etiketi ‘evrensel kültür’. Sözgelişi Osmanlı, Fransa’daki iç gelişmeyi izleyecek olsa, ulusal/laik kültür bileşimini, kendi feodal/dinsel kültür bileşiminden üretecek. Buna müsaade yok! ‘Evrensel Kültür’e açılması lazım, yani ‘Batılı Emperyalizm’in taşıdığına! Bunun için de Osmanlı geliştirdiği muazzam kültür sentezini tamamiyle terk edecek, Fransız’ın (ya da Alman’ın) ona taşıdığı ‘ecnebi kültür bileşimi’nin ‘maymunluğuna’ soyunacaktır...”

“...bence durum apaçık görülüyor. Bunlar, kendi Yahudi/Hıristiyan tabanlı kültür ‘daireleri’nin dışında kalan toplumların, öz ulusal/laik kültür bileşimlerini gerçekleştirmelerini engellemiş; bunu ulusal nüfuz politikaları, Emperyalist yayılma plânları için, zorunlu saymışlar. Kültür ‘Emperyalizmi’nin ‘işbirlikçileri’ olarak, evvela o toplumun içinde bazı aydınları ele geçirip ‘misyonerleştiriyorlar’. Bu tiplerin, ‘Komprador Burjuvazi’ ile çıkar paralelliği doğrultusunda, ‘komprador aydın’ oldukları ileri sürülebilir. Ben hanidir böyle diyorum. Batılı kültür ‘dairesi’nin dışındaki, eski kültür sahibi ülkelerde, ulusallaşma sürecinin hakkıyla gerçekleşebilmesi, ilk önce bu ‘misyonerler’in, çanına ot tıkanmasını gerektiriyor. Samimi fikrim budur...”

Bildiğimiz ‘haçlı espri’si!..

“…çok uluslu bir ‘ümmet imparatorluğu’ olan Devlet-i Aliyye’de, uluslaşma sürecinin -daha ziyade emperyalist kundaklamalar yüzünden- önce gayr-ı müslim halklarda başladığı doğrudur. İlginç olan Batılı Emperyalizm’in, Romen, Sırp, Yunan, Bulgar ‘milliyetçiliklerinin’ doğması ve gelişmesi için, Fransız Devrimi’nin ulusal demokratik tezleri kadar, hatta onlardan daha çok, kiliseleri ve dinsel örgütleri kullanmış olmasıdır. Yani ‘Hürriyet, Müsavat, Kardeşlik’ üçgeninin gerisinde, bildiğimiz Haçlı esprisi yatıyor. Zaten, sözgelişi Çin’de, Çinhindi’nde, Hind’de ve Afrika’da, ‘komprador bir burjuvazi’ yaratmak için, işe yerli ahaliden bazılarını Hıristiyanlaştırmakla başlayan ‘Batılı’ uygarlık taşıyıcıların; iş Devlet-i Aliyye’ye’taallûk edince, bu kesimi gayr-i müslim Osmanlılar’dan meydana getirmesi de, aynı espriden doğmuyor mu? İktisadi düzeyde Osmanlı Burjuvazisi, Levanten (Maltız), Yahudi, Rum ve Ermeni karması bir ‘komprador’ Burjuvazisi olduğundan, iş kültür savunmasına gelince, elbette ‘mümessili olduğu’ Batı Emperyalizmi’nin kültürünü, ‘ileri’ kültür diye benimseyip aktarıyor. ‘Mülk’ün sömürgeleştirilebilmesi, nüfuz altında tutulabilmesi için, bir yerde, misyonu bu!..”

“ ...artık sorabiliriz: Türklerin ulusallaşma sürecine girebilmeleri, acaba bu yüzden mi taa XX. yy. başlarına kadar gecikmiştir? Türk ‘aydınları’ acaba bu yüzden mi ‘ilericiliği’, alt/ yapısal dönüşümleri istemek ve savunmak yerine, şunun bunun üst/yapısal çözümlerini savunmak sanmışlardır? XX. yy.dan çıkıyoruz, hala daha -sağcısı olsun solcusu olsun- Türk aydınları ‘Ulusal Çözüm’ diye, başka ülkelerin kendi koşullarına göre ürettikleri reçeteleri savunmak ‘gaflet ve dalaleti’ içindedirler. Bunun sebebi, başlangıçtaki yanlış tutum olmasın...”

yanlış, aynı yanlış!...

(Çoğu üniversiteli, gençler soruyor: “Kemalizm’ i doğru anlatan bir kitap önerir misiniz?” Sorunu böyle ‘koymak’ bile, Kemalizm’e aykırı, çünkü o dogmatik değil, diyalektik bir tutum; akıl yoluyla, sentez aramayı öneriyor; halbuki öteki tutum, bir ara Sosyalizm diye, ‘ecnebi sentezleri’ ezberleyenleri hatırlatıyor: Yanlış aynı yanlış, ‘yabancılaşma’yı, ‘kültürsüzleşme’yi başlatan!...

Sorunu, oldum bittim, bu düzeyde tartıştım. Yukarda okuduğunuz satırlar, 20 yıl önce kaleme alınmıştır: 14 Ekim 1983. Türk’ün üç yüz yıllık ‘çıkmazı’na, çıkış arıyor; şimdi okuyana eski ya da ters gelmiyorsa, ‘sentez/bileşim önerisi’, sağlıklı sayılamaz mı? ‘Bilimsel Çözüm’, ezberlenecek ‘ecnebi’ reçete bulmak değildir, önce bu öğrenilip anlaşılacak!...


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |