Eylül 2003  Sayı: 61 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EYLÜL 2003  

DEĞİŞİM VE DE YENİLENME!..

MAHMUT YILBAŞ

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 26 Ağustos 2003 tarihindeki Türk Silahlı Kuvvetleri Şeref ve Üstün Hizmet Madalyası töreninde yaptığı konuşmanın bazı bölümleri basının malum kesimi tarafından büyük bir ilgi ile karşılandı. Çünkü, bu kesim emekliye ayrılmakta olan bazı sayın orgenerallerin (Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan ve MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç) görev devir-teslim törenlerinde yaptıkları konuşmalardan son derece rahatsızlık duymuşlardı. Tepkileri hırçın ve hakaret doluydu. Bu kesimden bir Osmanlı Paşa torunu yazar işi, Türk Silahlı Kuvvetleri “Yeniçeri Ocağı” değildir demeye kadar götürmüştü.

Kartel basını emekli olmakta olan paşaları yayın bombardımanına tuttukları sırada Sayın Orgeneral Hilmi Özkök, yukarıda sözü edilen konuşmayı yapmıştı. Peki Sayın Genelkurmay Başkanı ne demişti de, malum basın rahatlamıştı. Konuşmada ileri sürülen düşüncelerin bir kısmı, basının yansıttığı kadar, şunlardı: “…bilginin baş döndürücü bir hızla kıtalar arasında dolaştığı bir çağda, aradaki farkın açılmasına asla müsaade etmemeniz gerekmektedir. Çünkü açılan ara bu hız ve ivmesiyle orantılı olarak büyümektedir. …Bu nedenle, personelin düşünce sisteminde de gerekli değişim sağlamak zorundayız. Çünkü sağlamak zorunda olduğumuz değişim ve hız, ancak sahip olacağımız kaliteli entelektüel personelle mümkün olabilecektir! …Bunların yanında personelimize kuvvetli bir entelektüel fikri bir temel de kazandırmak zorundayız. İçinde bulunduğumuz güvenlik ortamı, personelin; ulusal hedeflerinin tespitinde ve ulusal gücü oluşturan tüm unsurların uyumlaştırılmasının sağlanmasında çok daha olgunlaşmış bir fikri olmasını gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde geçmişin kopyacısı olanlardan ve değişimin farkına bile varmadan  yerinde sayanlardan  kendimizi kurtarmamız mümkün olmayacaktır.”

Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök’ün, bu konuşmasından hemen sonra, MGK Genel Sekreterliği’ndeki görev değişim töreninden sonra gazetecilerle sohbet ederken emekliye ayrılmak üzere olan Birinci Ordu Komutanı Sayın Orgeneral Çetin Doğan’ın konuşmasının “Kendi ferdi görüşleridir; keşke emekli olduktan sonra konuşsaydı” sözleri de malum basının ilgisini çekerek ve vesile ederek, 30 Ağustos tarihi itibariyle emekli olan Sayın Orgenerallere yüklendiler.

Son zamanlarda ulusallık karşıtı düşüncelerini tırmandıran Hasan Cemal, 27 Ağustos tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde “Yeniçeri  Ocağı” başlıklı yazısında  “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kimin nasıl konuşması gerektiği konusunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün çektiği kırmızı çizgiler isabetli oldu… Ama not etmekte yarar var: Orgeneral Tuncer Kılınç’ın MGK Genel Sekreterliği görevini devrederken yaptığı konuşmanın bu kırmızı çizgileri hiçe saydığı bir gerçektir.  …Orgeneral Kılınç, yalnız Cumhurbaşkanı’yla Başbakan’ı değil, Genelkurmay Başkanı’nı da ‘konuya sahip çıkmadığı’ gerekçesiyle biraz üstü örtülü biçimde eleştiriyordu.”

“Nasıl oluyor bu?”

“Bu gücü nereden alıyor?”

“…Peki Kılınç Paşa ayrıcalıklı mı?”

“Doğan Paşa ayrıcalıklı mı?”

“Hurşit Tolon Paşa ayrıcalıklı mı?”

“Son söz:

Türk Silahlı Kuvvetleri “Yeniçeri Ocağı” değildir ve olamaz.”

Hasan Cemal bir gün sonraki, yani 28 Ağustos tarihli yazısında ise “Askerde Değişim” başlığı altında şöyle diyor: “Askere Değişim… Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün bu konuda ilginç mesajları var. Küreselleşme çağında “değişim”i algılamanın, değişimin hızına ayak uydurmanın gerektiğini belirtiyor, geçmişin kopyacısı durumuna düşmenin tehlikelerine işaret ediyor. Belki de geleceği hala geçmişte arayanları üstü örtülü biçimde uyarıyor.”

28 Ağustos tarihli aynı gazetede Taha Akyol ise şunları yazıyor:

“Bugün de toplumlumuzda bir ‘değişim’ ve ‘korumacılık’ kutuplaşması var. Çok şükür ki kutuplaşma eskisi gibi sert değil, orduda cuntalaşma yok.

Fakat komutanlar arasında görüş farkları olduğu belli:

28 Şubatçıların, şimdi de Tuncer Kılınç, Çetin Doğan, Hurşit Tolon gibi generallerin bilinen konuşmaları…

Ve ordunun siyasi tartışmalardan uzak durmasını ve vizyonunun yenilenmesini temsil eden Genelkurmay Başkanı Org. Özkök’ün konuşmaları…”

“Tuncer Paşa ve onun gibi düşünenler değişimin farkına bile varmadan, halkın geniş bir kesimini tehlike gösterip askeri vesayeti savunuyorlar.”

Diğer gazetelerde de, bu konuyla ilgili, benzeri yazılar yayımlandı. Hatta Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök’ün konuşmasına desteği ‘övgü’ mertebesine çıkaranlarla emekliye ayrılırken düşüncesini açıklamış olan Sayın Orgenerallere yönelik eleştirileri “sövgüye” dönüştürebilecek kadar  şirazeden çıkanlar bile bulunuyordu.

Gayri-ulusal görüş ve düşüncelerin bol bol yer aldığı bir kesim basında, emekli olan bazı sayın orgenerallere eleştirileri sürdürürken, Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök, “30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlama Mesajı”nda önceki görüşlerine bir ölçüde, bir açıklama getirdi… 30 Ağustos Zafer Bayramı Mesajında “değişim” ve “yenilenme” gerektiğini yineleyen Sayın Genelkurmay Başkanı, şu görüşlere yer verdi.

“…Soğuk savaş sonrası dünya düzenindeki büyük değişim, gelişmiş ülkelerin silahlı kuvvetlerinde yaşanan dönüşüm ve yaşadığımız coğrafyadaki gelişmeler; Silahlı kuvvetlerimizin de bölgesinde oluşan yeni güvenlik ortamının gerektirdiği ihtiyaçları karşılayacak şekilde devamlı ve dinamik bir yapı içerisinde bulunmasını, kendisini düşünsel ve fiziksel anlamda sürekli geliştirmesini zorunlu kılmaktadır.”

“Bir taraftan dünyada yaşanan son gelişmeler, enerji kaynaklarını kontrol altında tutma girişimleri, şiddetini gittikçe artıran etnik ve kökten dinci akımlar ve sonucunda oluşan uluslar arası terör ortamı, diğer taraftan ülkemizde yeniden hız artıran gerici ve ayrılıkçı cereyanlar Silahlı Kuvvetlerimize yeni ve zorlu görevler yüklemektedir. Öte yandan dünyada artan yeni demokratik değer yargıları ve değişen egemenlik kavramları bu yeni zorlu görevin  başarılabilmesinde yeni konsept ve doktrinlerin üretilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yeni dünyada akıl, bileğin gücünü etkisizleştirirken, kendi gücünü yüceltmekte, kanın, barut kokusunun yerini bilgi ve itidal almaktadır.”

“Büyük Zafer’in 81’nci yılını kutladığımız bu süreçte Türk Silahlı  Kuvvetleri’nin değerli mensuplarının; Atatürk ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde, Cumhuriyet’in temel niteliklerine yürekten bağlı olarak; içinde yaşadığımız yüzyılda birey ve ülke olarak  büyük bir yarışın içinde olduğumuz bilincinden hareketle, dünyada sürekli gelişen konsept ve teknolojileri yakından takip ederek, kendilerini 21. yüzyılın muharip ve aydınları yapacak gerekli atılımları yapacağına ve değişen dünyanın farkında olarak iç ve dış risk ve tehditlere karşı mücadeleye aynı azim ve kararlılıkla devam edeceğime olan inancımı teyiden etmek isterim”

Sayın Genelkurmay Başkanı’nın, TSK personeline “kuvvetli bir entelektüel fikri temel” kazandırma görüşünü “yeni dünya düzeni” ve “küreselleşme” anlayışına dayandırdığı algılanmaktadır. “Yeni Dünya Düzeni” veya “küreselleşme” konularında, dünya genelinde ve ülkemizde onbinlerce kitap ve yüzbinlerce makale yazılmıştır ve yazılmaya da devam edilmektedir. Bu kitap ve makalelerde, genellikle iki görüş ileri sürülür: Birisine göre “Yeni Dünya Düzeni” veya “küreselleşme” gelişimin, değişimin yani yeniciliğin motorudur. Bunlar daha çok Batı’nın egemen sınıfının görüşünü yansıtır. Çok sade ve özel şekliyle bu egemen sınıf  “Büyük Sermaye”dir. Daha büyümek için ekonomide “Neo-Liberalizm”i siyasal ve askeri olarak da “Yeni Bir Dünya İmparatorluğu”nu öngörür. Bu güç de ABD’dir.

Diğerine göre ise “Yeni Dünya Düzeni” veya “Küreselleşme” devletlerin, toplumların, ülkelerin; yerellik, bireysellik, etnik, cemaat, tarikat politikalarıyla zayıflatılmak, parçalanmak suretiyle sömürgeleştirilmesi anlamını taşımaktadır. Özet olarak ifade etmek gerekirse; yeni dünya düzeni ve küresel değerlere göre “Yeni Konsept ve Doktrin” üretilmesi hangi düşünceyi temel almaktadır. Çekirdek yani merkez, daha açık bir ifade ile ABD “Hegomonik Gücüne” karşı ulus ve ülke hak ve çıkarlarını savunan ulusal konsept ve doktrinler mi üretilecek, desteklenecek; yoksa “hegomonik” gücün dümen suyunda ikinci sınıf bir ülke olmak için entelektüel açılım mı tercih edilecek? Aksinin düşünülmesi Ulusçu geleneğimizi reddetmek anlamına geleceğinden, buna ihtimal veremediğimizden, 26 ve 30 Ağustos açıklamalarında öne sürülen görüşlerin, gayri-ulusal basının değerlendirmeleri ile ilgisi olmadığına inanmaktayız….

Ancak, yanlış anlamalara meydan vermemek ve hiç de arzu edilmeyen yorumlara da yol açamamak için, yukarıda değinilmiş olan açıklamalarda bulunan bazı kavramların daha da netleştirilmesi yani “vuzuha” kavuşturulmasına ihtiyaç duyulabileceği düşüncesini taşımaktayız. Çünkü, açıklamalar bir makam tarafından yapılmış olmakla beraber; hem bir kurum yani TSK’nin adına yapılmış sayılır ve hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ulusunun ve vatandaşlarının geleceğini çok yakından ilgilendirmektedir.

1) “Ulusal hedeflerin tespitinde ulusal gücü oluşturan tüm unsurların uyumlaştırılmasının sağlanmasında çok daha olgunlaşmış bir fikri yapıda olmasını gerekli kılmaktır.”

Burada açıklanmaya muhtaç olan husus, ulusal gücü oluşturan tüm unsurlar nelerdir ve olgunlaşma nasıl sağlanacaktır? Ulusal gücü oluşturan unsurlar arasında dış sermaye odakları ile uyum halinde olan büyük sermaye ve organları, yani örneğin TÜSİAD var mıdır? Var ise, bunlarla uyum nasıl sağlanabilir? Keza, gayri- ulusal yayıncılığı amaç edinmiş kartel basını bunlar arasında mıdır? Var ise, hangi çizgide uyum sağlanabilecektir? AB ve bazı ülkeler fonlarından beslenen STK’ları da bu güçler arasında mıdır? Patrikhane, azınlık vakıf ve dernekleri…. Liste uzar gider…

Bu güçler ile uyumlaşınca halka yakınlaşılmış, ulusun hakları korunmuş yani savunulmuş mu olunur?

Bu itibarla ulusal güç ve uyum sağlama görüşünün vuzuha (açıklığa) kavuşturulması gerekmez mi?

2) “Dünyada artan yeni demokratik değer yargıları ve değişen egemenlik kavramları bu yeni ve zorlu görevin başarılabilmesinde yeni konsept ve doktrinlerin üretilmesini de zorunlu kılmaktadır.”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik anlayışı “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”dir. Bu hem anayasamızın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılıdır ve hem de Mustafa Kemal Atatürk’ten bize kalan mirastır. Türk Kurtuluş yani diğer bir ifade ile Bağımsızlık ve İstiklal Savaşı “Egemenlik” kazanılmak için yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk “Egemen olan millettir. Bu egemenlik kimseye devredilemez. Kimseyle bölüşülemez. Millet kendi kaderini kendi eline almıştır.” derken bu ilkenin tartışılmaz olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca “O bir siyasi nüfustur ki devlet kavramının özünde vardır. Milleti dışta temsil ve başka milletlere karşı savunma yetkisini” içerdiğini belirtmiş ve 30 Ağustos1924’te Büyük Zafer’in ikinci yıldönümünde Dumlupınar’da yaptığı konuşmasında ise;

“Milli Egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur!” demekle de noktayı koymuş bulunmaktadır.

İşte; bu ahval ve şerait içinde, özellikle “Değişen egemenlik kavramları…. Yani konsept ve doktrinlerin üretilmesi görüşüne” açıklık getirilmesi zorunlu hale gelmez mi?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurucusunun (bir) 30 Ağustos Zaferi’ni kutlamasında ebedi önder ve kumandan olarak Ulus’una bıraktığı “Egemenlik vasiyeti” boşlukta kalabilir mi?

Aksi taktirde her kesimden çok sayıda insan, geçmişin kopyacısı olmayı bile, gelecekte “vesayet” altına girmiş bir egemenlik anlayışına tercih etmez mi?


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |