|
SİLAHLI KUVVETLER VE SİYASET...
Prof. Dr. TUNCER GÜVENÇ
Kıbrıs’ta, 1974’ten beri tam bir barış ortamı
vardır, fakat bu, Batı tarafından görülmek
istenmemektedir. Kıbrıs, Batı’nın TSK’ye karşı
açık tavır almasının ilk önemli nedenidir.
Soğuk Savaş süresince, Avrupa ülkeleri ve ABD,
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) sürekli övgü
yağdırmışlardır. Hatta 1960, 1971 ve 1980
‘olaylarında’ ABD’nin bazen onayı ya da
teşvikinden, AET’nin biçimsel karşıtlığından ve
örtülü onayından söz edilmesi yanlış, değil
eksik olur. Dışardan TSK’nin rolü ve etkisine
karşı söylemler 1974’te başlamış ve olaylara
bağlı olarak zaman zaman yoğunlaşmıştır.
Dışardan yapılan karşı söylemler, 1974 sonrası
PKK-KADEK’e karşı verilen savaş ve sonrası,
Avrupa Ordusu projesi aşamalarında olumsuz ve
yanlış eleştiriler biçimini almıştır. İçte, ise
dıştaki olumsuz eleştirilerle eşzamanlı olarak,
aynı tür yanlış ve haksız eleştirilerin medyada
doğrudan ya da dolaylı olarak yapıldığı
görülmektedir. Tarihsel kalıntı küçük devletler
dışında, her ülkede silahlı kuvvetlerin, en
başta ulusal stratejinin oluşturulmasında, dış
politikasında, dış ekonomik ilişkilerinde,
bilimsel araştırmaların yönlendirilmesinde vd.
etki ve katkıları yadsınamaz. Dikkat edilirse,
bu ülkeler ya devrimlerini yapmış ya da
devrimlerden etkilenerek evrimlerini son iki
yüzyılda gerçekleştirmiş, ekonomik ve sosyal
dengelerini kurmuşlardır. Bu tür ülkelerin
imparatorluklarını sürdüren, sürdürmek ya da
kurmak isteyen güçler ile bir sorunları
olmadığından iç işlerinde dış güçlerin etkileri
de en az ve sezilmeyecek düzeydedir.
Türkiye’de ise tarihin, özellikle yakın tarihin
etkisi, hem iç ve hem de dış siyasette
belirgindir. Soğuk Savaş sonrasında, ülkenin
içinde bulunduğu coğrafyada, Ortadoğu,
Balkanlar, Kafkasya ve özel bağlarından dolayı
orta Asya, tüm imparatorlukçu güçlerin ilgi
alanı içindedir ve bu ilgilerin iç ve dış
siyasetimizi, dolayısı ile Silahlı
Kuvvetlerimizi etkileme, yönlendirme çabaları da
doğaldır.
Ülkemizin kuruluş temel ilkeleri, tüm bu
imparatorluk güçlerine karşı verilen bir
‘Bağımsızlık Savaşı’ sonucu olarak ortaya
çıkmıştır ve Cumhuriyetin temelini ‘tam
bağımsızlık’ oluşturmaktadır. I. Dünya Savaşı
sonucu Batı’nın uygulayamadığı tek anlaşma
Sevr’dir ve bu, Batı’nın unutamadığı bir
yenilgidir. Bu yazıda içte ve dışta TSK
karşıtlığının nedenlerine değinip devamında
TSK’nin özelliklerine, abartılan rolünün
nedenine, ABD ve Fransa’daki MGK benzeri
kurumlara değineceğiz.
Soğuk Savaş yıllarında, ABD ve AB ülkelerinin
TSK’ye övgüler yağdırdığı bu dönemde ülkemiz
önemli bir kara gücü olarak ileri bir karakol
gibi görülmüştür. ilk tavır Kıbrıs sorunu ile
ortaya çıkmıştır. Hiçbir zaman unutulmaması
gereken ‘Johnson mektubu’ndan sonra TSK gerekli
hazırlıkları yaparak Kıbrıs Türk halkını
uluslararası anlaşmalara dayanarak bir
soykırımdan, ABD ve AB ülkelerinin anlaşılmaz
karşı koymalarına karşın soykırımdan kurtarmak
için Barış Harekatı’nı, Batılı dost ve
müttefiklerine karşın ve onları şaşırtacak bir
biçimde gerçekleştirmiştir.
Kıbrıs, Haçlı Seferlerinden beri Hıristiyan
Avrupa’nın ileri bir karakolu olmuş ve XVI.
yüzyıldan 1915’ e kadar Osmanlı yönetiminde
kalmıştır. XX. yüzyılda ve halen Kıbrıs,
Hıristiyan Batı’nın imparatorluk amaçları için
Ortadoğu’ya egemen bir uçak gemisi ve askeri
üssü olarak görülmektedir. İç durumu ne olursa
olsun, soykırım da olsa Kıbrıs’ın Hıristiyan
Batı’da olması için her şey yapılmış ve
uluslararası anlaşmaları çiğnemekte bir sakınca
görülmemiştir.
Kıbrıs Türk halkının yaşam haklarından başka
Türkiye için Kıbrıs’ın yaşamsal ve vazgeçilmez
stratejik bir önemi vardır. Aptal olmamak
koşuluyla Doğu Akdeniz haritasına bakmak, bunu
anlamak için yeterlidir. NATO, AB adaylığı ve
pek az olasılıklı AB üyeliği geçicidir ve ayrıca
AB’nin nasıl bir AB olacağı da artık
belirsizdir. Kıbrıs’ta 1974’ten beri tam bir
barış ortamı vardır, fakat bu, Batı tarafından
görülmek istenmemektedir. Kıbrıs, Batı’nın
TSK’ye karşı açık tavır almasının ilk önemli
nedenidir.
Barış harekatı, Batı’nın direnmesine karşın
yapılmış ve Batı ile Türkiye’nin çıkarlarının
karşıtlığını ortaya koymuştur. Batı, AB üyeleri
ve ABD ve öbürleri Türkiye’de terörizmi teşvik
etmiş, beslemiş, korumuş, yasal, ekonomik,
parasal destek vermiş ve silahlandırılmıştır.
Irak’ın kuzeyinde, aşiret düzeninde, ‘demokratik
Müslüman bir İsrail’ kurulması için gerekli her
şeyi yapmış ve yapmaktadır. Klasik bir düzendeki
bir ordunun terör ve gerilla ile
savaşamayacağına inanan (Cezayir, Vietnam,
Kamboçya, Afganistan) Batı’nın, TSK’nin burada
örnek bir başarı kazanmasıyla yüz yıldan fazla
bir süreden beri değişmeyen stratejik
emellerinin gerçekleşmesini engellemiştir.
Kıbrıs’tan sonra Batı’nın stratejik emelleri PKK
savaşında ikinci kez TSK sayesinde Türkiye
tarafından engellenmiştir. Bu Batı’nın TSK’ye
karşı davranışlarını körüklemiş ve ayrıca
Cumhuriyet ilkelerinin Batı’nın emperyalist
emelleri ile çatıştığını göstermiştir.
TSK’yi engel görüyorlar
SSCB’nin dağılması ile oluşan yeni durumda bir
yandan Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’da yeni
ilgi alanları açılmış ve Ortadoğu’da barış
sağlanamadığı gibi düzen de daha bozulmuştur.
NATO’nun görevsiz kalması ve Batı’nın gözünde
ileri karakol durumunu, değişmesi, yeni oluşan
alanlarda Türkiye’ye gereksinim duyulmasını
ortaya çıkarmış, fakat Türkiye’nin bu alanlarda
etki sahibi olamaması için gerekenler
yapılmıştır. Son Irak bunalımında, istiladan
önce, ABD’nin ya da Türkiye’nin stratejik ortağı
(Hangi stratejinin ortaklığı?) ile çıkarlarının
çatıştığı açıkça görülmüştür. Azerbaycan’ın
Ermenistan tarafından işgaline karşı tutumları
da ikiyüzlülüğün dışında nasıl bir stratejik
ortağımız olduğunu göstermektedir.
Batı, stratejik emellerinin gerçekleşmesinde
1974’ten beri TSK’yi engel olarak görmektedir.
Son yıllarda Avrupa ordusunun kurulmasında
AB’nin davranışları aynıdır. TSK, bugün
Avrupa’nın en güçlü ordusudur. AB Ordusu’nun
karar organlarında Türkiye’nin eşit düzeyde yer
alması bölgede yakın gelecekte AB’nin
çıkarlarımıza ters hareketlerine engel olacak ve
başka hareketlerine de yön verici olacaktır.
Aslında Türkiye, AB üyeliği ile hem Kıbrıs hem
Ege sorunlarını sorun olmaktan çıkaracaktır.
AB’nin Türkiye’yi üye olarak kabul edememesinin
ve Avrupa Ordusu karar mekanizmasının dışında
tutmak istemesinin nedeni, Türkiye’nin bugünkü
yarı sömürge durumundan memnun olmasındandır ve
henüz AB’nin Türkiye’yi içine alacak durumda
olmamasındandır. Ancak uluslararası koşulların
önemli ölçüde değişmesi ve AB ülkelerinin
bölgemizde önemli ölçüde dışlanması, Türkiye’siz
başarıyı görmemesi inancının yerleşmesi ile AB
tutum değiştirebilir ve bu duruma doğru
gelişmeler başlamıştır.
Batı’da, TSK’nin Türkiye’de siyasal etkinliği
haksız ve kasıtlı olarak abartılmaktadır. Batı,
küçük ve bölgesel etkisi olmayacak ve ancak
bölge dışında uzak ülkelerdeki barış güçlerinde
görev alabilecek ‘uyumlu’ bir TSK istemektedir.
İçerde ise TSK’ye karşı eleştiriler dış
olaylarla eşzamanlı olarak belirli kesimlerde
yapılmaktadır. Bu dışa bağımlı siyasetçilerden,
büyük sermayeye bağlı ve onlarca desteklenen
yazarlardan gelmektedir.
Bunların bir kesimi körü körüne AB muhibbi,
küreselci, Frogg ve Verheugen’in adamları ve
yine ABD muhipleridir. Bunlardan bazılarının
çıkar ilişkileri ortaya atılmış olmakla
birlikte, biz bunların daha çok 1918-1920
Dersaadet’in Ali Kemal fosilleri olduğuna
inanıyoruz. Zaten bu işlev CIA ve AB
temsilciliğine verilmiş olsa, bu kadar içten
yapılamazdı. Başka bir kesim de Cumhuriyet
ilkelerini anlayamamış, hazmedememiş okumaz
yazarlardan oluşmaktadır. Cumhuriyet ilkelerinin
en başında tam bağımsızlık olduğunu ve laikliğin
de bağımsızlığın ve çağdaşlaşmanın doğal ve
kaçınılmaz sonucu olduğunu anlayamamışlardır.
Dinciler ve din bezirgânları ise, doğaları
gereği dışa bağımlı bir kesimdir ve taraftar
toplamak için takıyye yoluyla çalışır ve özünde
daima laikliğe, dolayısı ile bağımsızlığa,
çağdaşlaşmaya, her yönden Cumhuriyet ilkelerine
karşıdırlar ve emperyalist güçlere hizmet
etmekte yarıştadırlar.
En son olarak da ayrılıkçılar, etnik ırkçılık
güdenler vardır. Bunlar, her zaman emperyalist
güçlerin adamı olarak zaman zaman onlar
tarafından beslenen, kışkırtılan, kullanılan ve
gerektiğinde bir kenara bırakılanlardır.
Dikkat edilirse, içerde ordu karşıtları ile
dışarıdaki TSK-MGK karşıtları arasında adı
konulmamış bir müttefiklik ve zamandaş
birliktelik vardır ve buna şaşmamak gerekir.
Gerçekte Cumhuriyet ilkelerine ve Anadolu
devrimine karşı yakın zamana kadar gizlice
yürütülen karşıdevrim artık ne içte ve ne de
dışta saklanamamaktadır. Dışarıda açıkça
“Kemalizmi terk edin” denilirken, içerde bu, ya
dolaylı yollardan ya da takiyye ile
yapılmaktadır. Uzun yıllardan beri devlet adamı
yetiştirememiş olmamız ve çapsız oy bezirgânı
siyasetçilerin Türkiye’yi getirdikleri noktada,
imparatorlukçu güçler, onun tarihsel yamakları
yerli işbirlikçiler, amaçlarına varma fırsatı
bulduklarını sanmaktadırlar. Bunlar
yanılmaktadırlar. Türkiye’de Cumhuriyet
ilkelerine bağlılık halkın büyük çoğunluğunun
bağlılığıdır ve her türlü gafleti, dalaleti ve
daha ilerisini hüsrana uğratacak güçtedir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |