Ekim 2003  Sayı: 62 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EKİM 2003  

SİLAHLI KUVVETLER VE SİYASET...

Prof. Dr. TUNCER GÜVENÇ

Kıbrıs’ta, 1974’ten beri tam bir barış ortamı vardır, fakat bu, Batı tarafından görülmek istenmemektedir. Kıbrıs, Batı’nın TSK’ye karşı açık tavır almasının ilk önemli nedenidir.

Soğuk Savaş süresince, Avrupa ülkeleri ve ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) sürekli övgü yağdırmışlardır. Hatta 1960, 1971 ve 1980 ‘olaylarında’ ABD’nin bazen onayı ya da teşvikinden, AET’nin biçimsel karşıtlığından ve örtülü onayından söz edilmesi yanlış, değil eksik olur. Dışardan TSK’nin rolü ve etkisine karşı söylemler 1974’te başlamış ve olaylara bağlı olarak zaman zaman yoğunlaşmıştır.

Dışardan yapılan karşı söylemler, 1974 sonrası PKK-KADEK’e karşı verilen savaş ve sonrası, Avrupa Ordusu projesi aşamalarında olumsuz ve yanlış eleştiriler biçimini almıştır. İçte, ise dıştaki olumsuz eleştirilerle eşzamanlı olarak, aynı tür yanlış ve haksız eleştirilerin medyada doğrudan ya da dolaylı olarak yapıldığı görülmektedir. Tarihsel kalıntı küçük devletler dışında, her ülkede silahlı kuvvetlerin, en başta ulusal stratejinin oluşturulmasında, dış politikasında, dış ekonomik ilişkilerinde, bilimsel araştırmaların yönlendirilmesinde vd. etki ve katkıları yadsınamaz. Dikkat edilirse, bu ülkeler ya devrimlerini yapmış ya da devrimlerden etkilenerek evrimlerini son iki yüzyılda gerçekleştirmiş, ekonomik ve sosyal dengelerini kurmuşlardır. Bu tür ülkelerin imparatorluklarını sürdüren, sürdürmek ya da kurmak isteyen güçler ile bir sorunları olmadığından iç işlerinde dış güçlerin etkileri de en az ve sezilmeyecek düzeydedir.

Türkiye’de ise tarihin, özellikle yakın tarihin etkisi, hem iç ve hem de dış siyasette belirgindir. Soğuk Savaş sonrasında, ülkenin içinde bulunduğu coğrafyada, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve özel bağlarından dolayı orta Asya, tüm imparatorlukçu güçlerin ilgi alanı içindedir ve bu ilgilerin iç ve dış siyasetimizi, dolayısı ile Silahlı Kuvvetlerimizi etkileme, yönlendirme çabaları da doğaldır.

Ülkemizin kuruluş temel ilkeleri, tüm bu imparatorluk güçlerine karşı verilen bir ‘Bağımsızlık Savaşı’ sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve Cumhuriyetin temelini ‘tam bağımsızlık’ oluşturmaktadır. I. Dünya Savaşı sonucu Batı’nın uygulayamadığı tek anlaşma Sevr’dir ve bu, Batı’nın unutamadığı bir yenilgidir. Bu yazıda içte ve dışta TSK karşıtlığının nedenlerine değinip devamında TSK’nin özelliklerine, abartılan rolünün nedenine, ABD ve Fransa’daki MGK benzeri kurumlara değineceğiz.

Soğuk Savaş yıllarında, ABD ve AB ülkelerinin TSK’ye övgüler yağdırdığı bu dönemde ülkemiz önemli bir kara gücü olarak ileri bir karakol gibi görülmüştür. ilk tavır Kıbrıs sorunu ile ortaya çıkmıştır. Hiçbir zaman unutulmaması gereken ‘Johnson mektubu’ndan sonra TSK gerekli hazırlıkları yaparak Kıbrıs Türk halkını uluslararası anlaşmalara dayanarak bir soykırımdan, ABD ve AB ülkelerinin anlaşılmaz karşı koymalarına karşın soykırımdan kurtarmak için Barış Harekatı’nı, Batılı dost ve müttefiklerine karşın ve onları şaşırtacak bir biçimde gerçekleştirmiştir.

Kıbrıs, Haçlı Seferlerinden beri Hıristiyan Avrupa’nın ileri bir karakolu olmuş ve XVI. yüzyıldan 1915’ e kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. XX. yüzyılda ve halen Kıbrıs, Hıristiyan Batı’nın imparatorluk amaçları için Ortadoğu’ya egemen bir uçak gemisi ve askeri üssü olarak görülmektedir. İç durumu ne olursa olsun, soykırım da olsa Kıbrıs’ın Hıristiyan Batı’da olması için her şey yapılmış ve uluslararası anlaşmaları çiğnemekte bir sakınca görülmemiştir.

Kıbrıs Türk halkının yaşam haklarından başka Türkiye için Kıbrıs’ın yaşamsal ve vazgeçilmez stratejik bir önemi vardır. Aptal olmamak koşuluyla Doğu Akdeniz haritasına bakmak, bunu anlamak için yeterlidir. NATO, AB adaylığı ve pek az olasılıklı AB üyeliği geçicidir ve ayrıca AB’nin nasıl bir AB olacağı da artık belirsizdir. Kıbrıs’ta 1974’ten beri tam bir barış ortamı vardır, fakat bu, Batı tarafından görülmek istenmemektedir. Kıbrıs, Batı’nın TSK’ye karşı açık tavır almasının ilk önemli nedenidir.

Barış harekatı, Batı’nın direnmesine karşın yapılmış ve Batı ile Türkiye’nin çıkarlarının karşıtlığını ortaya koymuştur. Batı, AB üyeleri ve ABD ve öbürleri Türkiye’de terörizmi teşvik etmiş, beslemiş, korumuş, yasal, ekonomik, parasal destek vermiş ve silahlandırılmıştır. Irak’ın kuzeyinde, aşiret düzeninde, ‘demokratik Müslüman bir İsrail’ kurulması için gerekli her şeyi yapmış ve yapmaktadır. Klasik bir düzendeki bir ordunun terör ve gerilla ile savaşamayacağına inanan (Cezayir, Vietnam, Kamboçya, Afganistan) Batı’nın, TSK’nin burada örnek bir başarı kazanmasıyla yüz yıldan fazla bir süreden beri değişmeyen stratejik emellerinin gerçekleşmesini engellemiştir.

Kıbrıs’tan sonra Batı’nın stratejik emelleri PKK savaşında ikinci kez TSK sayesinde Türkiye tarafından engellenmiştir. Bu Batı’nın TSK’ye karşı davranışlarını körüklemiş ve ayrıca Cumhuriyet ilkelerinin Batı’nın emperyalist emelleri ile çatıştığını göstermiştir.

TSK’yi engel görüyorlar

SSCB’nin dağılması ile oluşan yeni durumda bir yandan Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’da yeni ilgi alanları açılmış ve Ortadoğu’da barış sağlanamadığı gibi düzen de daha bozulmuştur. NATO’nun görevsiz kalması ve Batı’nın gözünde ileri karakol durumunu, değişmesi, yeni oluşan alanlarda Türkiye’ye gereksinim duyulmasını ortaya çıkarmış, fakat Türkiye’nin bu alanlarda etki sahibi olamaması için gerekenler yapılmıştır. Son Irak bunalımında, istiladan önce, ABD’nin ya da Türkiye’nin stratejik ortağı (Hangi stratejinin ortaklığı?) ile çıkarlarının çatıştığı açıkça görülmüştür. Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgaline karşı tutumları da ikiyüzlülüğün dışında nasıl bir stratejik ortağımız olduğunu göstermektedir.

Batı, stratejik emellerinin gerçekleşmesinde 1974’ten beri TSK’yi engel olarak görmektedir. Son yıllarda Avrupa ordusunun kurulmasında AB’nin davranışları aynıdır. TSK, bugün Avrupa’nın en güçlü ordusudur. AB Ordusu’nun karar organlarında Türkiye’nin eşit düzeyde yer alması bölgede yakın gelecekte AB’nin çıkarlarımıza ters hareketlerine engel olacak ve başka hareketlerine de yön verici olacaktır. Aslında Türkiye, AB üyeliği ile hem Kıbrıs hem Ege sorunlarını sorun olmaktan çıkaracaktır. AB’nin Türkiye’yi üye olarak kabul edememesinin ve Avrupa Ordusu karar mekanizmasının dışında tutmak istemesinin nedeni, Türkiye’nin bugünkü yarı sömürge durumundan memnun olmasındandır ve henüz AB’nin Türkiye’yi içine alacak durumda olmamasındandır. Ancak uluslararası koşulların  önemli ölçüde değişmesi ve AB ülkelerinin bölgemizde önemli ölçüde dışlanması, Türkiye’siz başarıyı görmemesi inancının yerleşmesi ile AB tutum değiştirebilir ve bu duruma doğru gelişmeler başlamıştır.

Batı’da, TSK’nin Türkiye’de siyasal etkinliği haksız ve kasıtlı olarak abartılmaktadır. Batı, küçük ve bölgesel etkisi olmayacak ve ancak bölge dışında uzak ülkelerdeki barış güçlerinde görev alabilecek ‘uyumlu’ bir TSK istemektedir.

İçerde ise TSK’ye karşı eleştiriler dış olaylarla eşzamanlı olarak belirli kesimlerde yapılmaktadır. Bu dışa bağımlı siyasetçilerden, büyük sermayeye bağlı ve onlarca desteklenen yazarlardan gelmektedir.

Bunların bir kesimi körü körüne AB muhibbi, küreselci, Frogg ve Verheugen’in adamları ve yine ABD muhipleridir. Bunlardan bazılarının çıkar ilişkileri ortaya atılmış olmakla birlikte, biz bunların daha çok 1918-1920 Dersaadet’in Ali Kemal fosilleri olduğuna inanıyoruz. Zaten bu işlev CIA ve AB temsilciliğine verilmiş olsa, bu kadar içten yapılamazdı. Başka bir kesim de Cumhuriyet ilkelerini anlayamamış, hazmedememiş okumaz yazarlardan oluşmaktadır. Cumhuriyet ilkelerinin en başında tam bağımsızlık olduğunu ve laikliğin de bağımsızlığın ve çağdaşlaşmanın doğal ve kaçınılmaz sonucu olduğunu anlayamamışlardır.

Dinciler ve din bezirgânları ise, doğaları gereği dışa bağımlı bir kesimdir ve taraftar toplamak için takıyye yoluyla çalışır ve özünde daima laikliğe, dolayısı ile bağımsızlığa, çağdaşlaşmaya, her yönden Cumhuriyet ilkelerine karşıdırlar ve emperyalist güçlere hizmet etmekte yarıştadırlar.

En son olarak da ayrılıkçılar, etnik ırkçılık güdenler vardır. Bunlar, her zaman emperyalist güçlerin adamı olarak zaman zaman onlar tarafından beslenen, kışkırtılan, kullanılan ve gerektiğinde bir kenara bırakılanlardır.

Dikkat edilirse, içerde ordu karşıtları ile dışarıdaki TSK-MGK karşıtları arasında adı konulmamış bir müttefiklik ve zamandaş birliktelik vardır ve buna şaşmamak gerekir.

Gerçekte Cumhuriyet ilkelerine ve Anadolu devrimine karşı yakın zamana kadar gizlice yürütülen karşıdevrim artık ne içte ve ne de dışta saklanamamaktadır. Dışarıda açıkça “Kemalizmi terk edin” denilirken, içerde bu, ya dolaylı yollardan ya da takiyye ile yapılmaktadır. Uzun yıllardan beri devlet adamı yetiştirememiş olmamız ve çapsız oy bezirgânı siyasetçilerin Türkiye’yi getirdikleri noktada, imparatorlukçu güçler, onun tarihsel yamakları yerli işbirlikçiler, amaçlarına varma fırsatı bulduklarını sanmaktadırlar. Bunlar yanılmaktadırlar. Türkiye’de Cumhuriyet ilkelerine bağlılık halkın büyük çoğunluğunun bağlılığıdır ve her türlü gafleti, dalaleti ve daha ilerisini hüsrana uğratacak güçtedir.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |