Ağustos 2003  Sayı: 60 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   AĞUSTOS 2003  
MEHMETÇİK VE ATATÜRK
Ş. OSMAN ARAS
(E. Kur. Albay)

 

Bazı ülkelerde “Meçhul Asker” anıtları varken, bizde yok. Niçin? Çünkü, bizim askerimiz kimsenin meçhulü değil. Dürüstlüğü, yiğitliği dillere destandır. Ahmet, Murat, Hakan... kendi adları ne olursa olsun, hepsinin ortak bir adı vardır: MEHMETÇİK. O’nu bütün dünya tanır. Mehmetçiği en iyi tanıyan ve tanımlayan ise Ebedi Başkomutanımız, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ tür.

ATATÜRK diyor ki;

“Ordumuz Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir”

“Dünyada sevgisi benim için biricik cömert olan şey, Mehmedin, Türk Köylüsünün asaletinden gelen şeylerdir. O’nun sevgisine inanmış olanlar insanların en bahtiyardır. #

Orduların başarısı, orduyu oluşturan askerin değer yargıları ile ölçülür. Kuşkusuz bu değerler, ulusal değerlerden soyutlanmış değildir. Türk Ulusu vatan sevgisi, arkadaşlık, teşkilatçılık, kahramanlık gibi nice yüce değerlere sahiptir.

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, zaferle beraber medeniyet nurlarını da taşıyan kahraman Türk Ordusu” sadece silah zoruyla değil, sahip olduğu yüce değerlerle çağ açmış, çağ kapamış, üç kıtaya egemen olmuştur. Türk Ulusunun göz bebeği olan Mehmetçik, ulusal varlığımızın da güvencesidir.

 

ATATÜRK diyor ki;

“Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin en büyük payı senindir.”

GAZİ MUSTAFA KEMAL  ATATÜRK’ÜN MUHAREBE MEYDANLARINDAKİ OLAĞANÜSTÜ BAŞARILARININ SIRRI MEHMETÇİK’LE ÖZDEŞLEŞMESİNDE ARANMALIDIR.

Yıl 1915, ÇANAKKALE’de, GELİBOLU Yarımadasındayız... Sabahın alacakaranlığında, Gazi Mustafa Kemal, Mehmetçik’lerin en ilerisindedir. “Kırbacıma bakın” der. “Ben onu başımın üzerine kaldıracağım, indirdiğim zaman düşmana atılacaksınız”. Kırbacını indirir, Mehmetçik “Allah Allah” nidaları ile hücuma geçerek, yarımadayı ele geçirmeye çalışan düşmanı denize döker.

10 Ağustos 1915, Gazi Mustafa Kemal’in yeniden doğduğu gündür. Düşman zırhlılarından atılan bir topçu mermisi yakınında paralanır. Saçılan sayısız şarapnel parçalarından birisi O’nun göğsüne saplanır. Yanındaki bir subay “#Komutanım vuruldunuz” diye haykıracak olur. Susturur, “Sus! Bunu kimseler duymasın. Duyarlarsa kıtaların maneviyatı sarsılır”... O’nun o anda düşündüğü canı değil, canından çok sevdiği Mehmetçik ve Yüce Türk Ulusudur.

 

ATATÜRK ÇANAKKALE

SAVAŞLARINI ANLATIYOR:

“#Size BOMBASIRTl vak’asını (olayını) anlatmadan geçemeyeceğim. (Düşmanla) Karşılıklı siperlerimiz arasındaki mesafe sekiz metre. Yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler tamamen şehit düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Fakat, ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz?.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur (gevşeklik) göstermiyor. Sarsılmak yok... Okumak bilenlerin ellerinde Kur’anı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk Askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. EMİN OLMALISINIZ Ki, ÇANAKKALE MUHAREBESİNİ KAZANDIRAN, BU YÜKSEK RUHTUR”

 

*********

 

Büyük Taarruzu başlattığımız 25/26 Ağustos 1922 gecesi... Yunan ordularının Başkomutanı General Hacı Anesti, İZMİR Körfezi’ndeki bir yatta, kuştüyü yastıklarda sabahlarken; Mareşal Gazi Mustafa Kemal, KOCATEPE’de Mehmetçik’le omuz omuzadır. Tıpkı Mehmetçik gibi, kaputunu üstüne çekerek, öylece sabahlar.

Büyük Taarruzdan tam bir yıl önceki SAKARYA Meydan Muharebesinde de göz yaşartan nice öyküler yaşanmıştır. İşte bunlardan sadece birisini, Garp Cephesi Kurmay Başkanı (Rahmetli Orgeneral) Asım GÜNDÜZ’den aktaralım:

 

“YENMEYEN TAVUK”

O gün Duatepe’de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu.

Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu), Salih Bey (Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey’e dönerek:

-Erlere yiyecek ne verebildiniz? dedi.

Kazım (Özalp) Bey şaşırdı, durakladı, Kurmay Başkanı’na dönerek:

-Hayrullah Bey, erlere ne verebildik? diye sordu.

-Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı, kavurmaları için birliklere dağıtmıştık...

Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el atmadan yürüdü... Biz de onu takip ettik. Diğer arkadaşlar da ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmişti. O akşam hepimiz aç yattık...

 

BÜYÜK TAARRUZ VE BÜYÜK

ZAFERDEN GÖRÜNTÜLER

Topçumuzun 26 Ağustos sabahı açtığı ateşle Büyük Taarruzumuz başladı. İlk hamlede, Yunan Ordusunun elindeki kritik arazi kesimleri ve AFYON Kenti işgalden kurtarıldı. Yenik düşman, 27 Ağustos günü, İZMİR’e doğru çekilmektedir. Fakat, Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki süvarilerimiz düşmanın gerilerine sarkarak, çekilme istikametlerini kapatmıştır. 30 Ağustos 1922 günü, beş Yunan Tümeni MURAT Dağı eteklerindeki KIZILTAŞ Deresi yamacında sıkıştırılır. Bu çemberden kaçıp kurtulmayı başaran General Trikupis, 2 Eylül günü, UŞAK civarında yakalanır. Hacı Anesti’nin görevden alınarak, kendisinin “Küçük Asya Ordusu” Başkomutanlığına atandığını da esir düştüğü birliğin komutanından öğrenir.

Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mareşallığa henüz yükselen Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa UŞAK’tadır. Esir alınan Yunan Generalleri Trikupis ve Diyenis, 1 nci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ile 4 ncü Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa’nın arasında, Gazi M. Kemal Paşa’nın huzuruna getirilir. ATATÜRK esirlere yer gösterip, kahve ısmarlar ve sonra; #Nasıl oldu, anlatın?” diyerek, düşman tarafında yaşananları tüm ayrıntıları ile öğrenmek ister...

General Trikupis, Büyük Taarruzun başladığı gece AFYON’daki baloda olduklarını; bir ucu KÜTAHYA’da, diğer ucu AFYON’daki Türk Taarruzunun Yunan mevzilerini süratle ezip geçtiğini; sele kapılmış gibi MURAT Dağı eteklerine sürüklendiklerini ve KIZILTAŞ Deresi yamaçlarında kapana kıstırıldıklarını, bütün çıplaklığı ile anlatır.

BUNDAN SONRASINI BİZZAT GENERAL TRİKUPİS’TEN DİNLEYELİM:

“Durumu anlamaya, telgraf hatlarımızı kullanmaya ve İZMİR’deki Başkomutanımızla bağlantı kurmaya dahi vakit bulamadık. (30 Ağustos gününe kadar) Toplarımızı az çok kullanarak, geri çekiliyorduk. Fakat, sırtımızı o yamaca (KIZILTAŞ yamaçlarına) dayadıktan sonra, kıpırdamaya dahi mecalimiz kalmadı... Öğleden sonra, topçumuzu da kullanamaz duruma düştük. Ancak tüfeklerimizi kullanabiliyorduk. Bir an geldi ki, tüfeklerimizi dahi ateşleyemeyecek şekilde, bir darlığa sıkıştırıldık... İşte o zaman, süngüleriniz parıldamaya başladı. Arkamız, önümüz, her yanımız süngü. Artık, sonumuz gelmişti. Atımı bile bulamadım. Ormanların içinde, yaya olarak yollara düştüm.”

Esir Yunan Generali, bozgunu böylece anlattıktan sonra, Gazi’ye sorar:

“Peki, siz bu savaşı nereden yönetiyordunuz?”

ATATÜRK yanıt verir: “#İşte, tam o süngülerin parladığı yerden”

Trikupis şaşırır, müthiş bir heyecana kapılır ve saygı ile doğrulur; “#Savaş böyle kazanılır” der. “Yoksa, yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir yattan, harita üzerinde pergelle ölçüp biçerek, savaş yönetilmez”…

 

ÖZETLEYECEK OLURSAK;

Büyük İskender, Sezar, Napolyon gibi tarihte ün kazanmış nice liderler ihtişam içerisinde, göz kamaştırarak baş olmuşlardır. Ancak, onların başarıları kalıcı olmamış ve yaşamları hüsranla sonuçlanmıştır. ATATÜRK ise, tıpkı Mehmetçik gibi kibirsiz bir kahramandır. Bir anlamda O’da bir Mehmetçik’tir. O hem Mehmetçik ve hem de Ulusumuzun Ebedi Başkomutanıdır. Saygı ve sevgi ile anıyoruz.

 

         KAYNAKÇA

l.        “Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım GÜNDÜZ’ün Hatırları”  Derleyen: İhsan ILGAR Kervan Kitapçılık Yayınları, İstanbul - 1973

2.       “TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI” Halide Edip ADIVAR Atlas Kitabevi Yayınları, İstanbul- 1975

3.       “ATATÜRK ve ASKERLIK” Suat İLHAN Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara - 1990

4.       “ATATÜRK’Ü OZLEYİŞ” Ruşen Eşref ÜNAYDIN Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara - 2001

5.       “Anafartalar Kumandam M. Kemal ile Mülakat” Ruşen Eşref ÜNAYDIN Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara - 2001.

KÜLTÜR SANAT


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |