Ağustos 2003  Sayı: 60 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   AĞUSTOS 2003  
ULUSAL GÜÇLER GÖREVE
TANJU ERDEM
Amiral (E)

Batılı Emperyal gücün küreselleşme operasyonunda ve Türkiye’nin AB’ne üye olma çabalarında ABD’nin ve AB’nin istek ve talepleri karşısında Türkiye’de iki cephenin oluştuğu görülmektedir. Bu cephelerden biri BATI’dan gelen istek ve talepleri sorgulamadan, şu ya da bu nedenle kabul etme gereğine inananlar, BATI’nın gönüllü temsilcileri, iş birlikçileri ve / veya ajanları ki, bu cepheyi, genelde, büyük Holding medyası sahip, yönetici ve bir kısım yazarları, TÜSİAD yöneticilerinin ön planda gözüktüğü büyük sermaye sahipleri, bir kısım üniversite öğretim üyeleri, sınırlı sayıda sivil, asker, üst düzey emekli bürokratlar bir kısım bürokratlar ve politikacılar, yani, Türkiye yönetimini yönlendiren egemen güçler teşkil ediyor. Diğer cephe ise, BATI’nın, genelde taleplerini değerlendirerek, yakın geçmişte Batı Emperyalizminin pençelerinden yaşamını bir ulusal kurtuluş savaşıyla boğuşarak, kan dökerek kurtarmış Türkiye gerçeğini anımsayan, bilinçle algılayan, özellikle, İkinci Dünya Harbi sonrası çok partili Demokrasi döneminde, ABD’nin gönüllü güdümüne girmesini takiben, Cumhuriyetin temel değerlerinin sürekli aşındırılarak bugünlere, Osmanlı İmparatorluğunun son günlerine benzer maddi-manevi koşullara geldiğimizi gören, bu gidişi durdurmak için çareler arayan, ikazlarda bulunan, halkımızı aydınlatmaya çalışan dikkatle, ihtiyatla hareket edilmesini isteyen ulusal güçler.

Türk hakim medyası bu mücadeleyi, Türk halkına gereği gibi yansıtmayarak ya da sözde demokrasi adına, emperyal güçlerin ve onların ülkemizdeki yandaşlarının istedikleri gibi Cumhuriyetimizin temel değerlerini aşındıran her girişimde, halkımızı yanıltıcı, yanlış istikametlere yönlendirici sistematik bir propagandayı ve psikolojik bir savaşı bilinçle yürütmede (örneğin, son günlerde ABD’nin İran’ı hedef tahtası seçmesi paralelinde İran’la ilgili rejim zafiyetini telkin eden haber ve fotoğrafların birinci sayfalarda manşetten verilmeye başlanması, ABD ve AB ilişkilerinde Türkiye’nin onların isteklerini sorgulamadan yerine getirme durumunda olduğunu telkin eden haber ve yorumlar, Kıbrıs Türk tezlerini zayıflatıcı konuların bulunup işlenerek uluslar arası platformda Türk düşmanlarına yeni kozlar vermek, Kıbrıs Türk toplumunu kışkırtmak, Büyük Atatürk’ün söylevinde kendisinden veraset usulü sonucu büyük bir makam, gösterişli bir unvan kazanabilmiş bir sefil, bir alçak, idraktan mahrum bir yaratık diye bahsettiği, bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul’dan kaçan son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in ve diğerlerinin aile fertlerini ve bu türlü unvanların kalktığı Türkiye Cumhuriyetinde halkımıza hanedan, şehzade, sultan gibi unvanlar vererek takdim etmek, kamusal yaşamda tesettürü hoş gösterme çabaları vs.)

Bu cepheleşmeyi yaratan olaylar ve eylemler, son zamanlarda, açık ve seçik ortaya çıkmıştır. İç ve dış güçlerin etkileriyle, yaşanan ekonomik krizin ve aşırı borç ödemelerinin baskılarıyla, ülkeyi yönetmenin BATI’lı güç odaklarıyla iyi geçinerek mümkün olabileceği sanısıyla ya da kendine özgün niyet ve hesaplarla, belki de, hepsinin bileşkesi olarak politik yönetim birbiri ardına BATI’nın doymak bilmeyen istek ve taleplerin karşılayacak konulara ilişkin düzenlemeleri gündeme getirmektedir.

Bunlar özetle;

• Askeri konular dönük faaliyetler (ikinci Dünya Savaşı sonrası, BATI’da geliştirilerek yayılmış olan ulusal güvenlik terimi ve kavramı parelelinde AB ve BATI standartlarına uygun bir model olan MGK örgütlenmesinin gündeme getirilerek yeniden yapılandırılması için çalışmalar yapılmasının istenmesi, bu maksatla kuruldan Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanının dışlanarak TSK’nin Gen. Kur. Bşk. ile temsili, MGK Genel Sekreterliğine sivil bir Bürokratın atanmasını sağlayacak Anayasa ve yasa değişikliğinin yapılması, Ege Hava Sahası Kontroluna ilişkin tezlerimizde ve sorunlarda, Yunanistan’ın Türkiye aleyhindeki faaliyetleri karşısında, askerin yalnız bırakılması, Savunma Bütçesinin TBMM’ce kontrol edilmediği savı askerliği zorunlu bir vatan hizmeti olarak Türk yurttaşlarının tümünü kapsayan Cumhuriyet anlayışı ve düzenlemesine karşı profesyonel ordu (ne demekse!) adıyla gönüllü, paralı bir sistematiğe dönüştürüm çabaları vb.

• Kamu yönetim Reformu (üniter devletin zayıflatılıp yerel yönetimlerin aşırı güçlendirilmesi, örneğin, ülkenin geleceğini ilgilendiren hassas bir konu olması itibarıyla “milli” niteliği olan eğitim sorumluluğunun yerel yönetimlere verilmesi),

• Apartmanlarda ibadet yeri açılmasına olanak sağlanarak olası cepheleşmelerin, çatışmaların yolunun açılması,

• Yabancı sermayeye imtiyazlar verilmesi,

• Maden, doğal kaynaklar için yabancı sermayeye imtiyazlar verilmesi,

• Stratejik nitelikli ve / veya büyük değerler yaratan ulusal ekonomi ve finans kurumlarının özelleştirilmeleri yoluyla ulusal ekonominin zayıflatılması,

• Azınlık vakıflarının gayrimenkul edinmelerine imkan sağlanması,

• SİT alanlarına yapılaşma izni verilmesi, orman arazilerinin satışına olanak vermek üzere Anayasa değişikliğine gidilmesi,

• Kürtçe TV ve Radyo yayın hakkının Özerk TRT Milli Kuruluşu yerine Özel TV ve Radyo Kuruluşlarına verilmesi,

• BM ekonomik, sosyal v ekültürel haklar ve kişisel ve siyasi haklar sözleşmelerinin Dünyanın ve Türkiye’nin bugünkü anlayışları, ortamı ve koşulları öngörülerek kanımızca yeterince incelenip değerlendirilmeden, Silahlı Kuvvetlerce de önerilen) uygun çekinceler konmadan yürürlüğe girmesi,

• Dış politikada, ABD yöneticilerinin zaman zaman tehdit ve hakaretlere varan beyanlarına karşın, komşularıyla iyi geçinme ve bağımsızlık ilkelerini arka plana iterek ABD’nin İran’a dönük politikalarının gelişme eğilimlerini bilmeden, görmeden ve de lüzumu da yokken, ABD’nin dümen suyuna girme ve yanında olduğumuzu beyan etme tavırlarımız, Irak olayında büyük olanaklar sağladığımız ABD’ye adeta af dileyen bir hava yaratılarak orada verilecek tüm görevlere hazır olduğumuzu beyan etmemiz, bu durumun ABD’yi memnun ettiğinin Türk kamuoyuna duyurulması, (ABD’nin talebi üzerine IRAK’a yönelik malzeme, araç, asker sevki ve askerlerinin moral gereksinimleri için limanlarımız, hava alanlarımız, hudut kapılarımız, kendi özgür kararımızla, BM’ler kararına atıf yapılarak açıldı. ABD muhipleri buna çok sevindiler. Sanki Irak’ı biz yıkıp yaktık da şimdi imar işlerinin düzelmesi için, adeta yüksek bir sorumluluk duygusu içindeyiz. Ekonomi yaralı, halkı yoksul bir Türkiye Irak’ı imar edecek! En iyi ihraç ürünümüz olduğu ekonomist, yatırımcı SOROS ve eski Bşk. B. Clinton’ca da ifade edilen askerimizin, bugünkü kaos içinde, Irak’ın düzeni için görevlendirilmesinin de gündemde olduğu söyleniyor. Oralarda herşey katkımızla, ABD’nin kontrolü altına girdiğinde, ulusal olduğu söyleniyor. Oralarda herşey katkımızla, ABD’nin kontrolü altına girdiğinde, ulusal devletini ve ulusal çıkarlarını bağımsızca savunan bir Türkiye’nin hedef olacağını düşünmemiz gerekmiyor mu?)

Kıbrıs’ta Helenizm Enosisi gerçekleştirme (Annan Planı)  tasarımının, Sn. Rauf DENKTAŞ’ın tüm ikazlarına karşın, hala gündemde olduğunu açıklayıp, çözümü ABD ve AB’nin güdümünde olan BM Genel Sekreterliğinden yapılacak insiyatiflerde görme, ABD ile ilişkilerimizde hiç bir anlamı olmayan, bize örneğin, İsrail ve Mısır’a kıyasla anlalı bir yarar sağlamayan. ABD’nin ve Batı’nın güvenliği ve savunması için 50 yıldır hayati riskleri yüklendikten sonra haksız ve aşırı bir talebine demokratik yöntemlerle bir kez hayır diyen (Doğru da yapmıştır.) Türkiye’ye hemen düşmanca tavırlar koymaya kalkışan ABD ile stratejik ortaklık sloganına hala ümit bağlanması,

• Ve genel gidişat içinde daha niceleri.

Bunların hepsi tek tek ele alınabilecek geniş konulardır. Ancak, tüm bu konuların müşterek bir paydası vardır. Bu konular bu ayrıntılarıyla bağımsız bir devlete dışarıdan empoze edilecek talepler olamazlar. Herhalde bizim bir algılama yanlışımız, algılama biçimimiz olmalıdır. Örneğin Tüm Dünya biliyor ki, hemen her büyük ülkede MGK benzeri örgütlenmeler vardır. Bunlar genelde hükümetlere tavsiye kararları verir. Bşk.’lık rejimlerinde ise, Bşk.’lık karar aldıktan sonra, kararların icrası ya da icranın kontroluyla görevlidir. Bunun başında, genelde, bir asker bulunur. Jeopolitik, jeostratejik bilim ve politikalarına vakıf, dünyanın gidişatını ve tarihi ve yakın ulusal tarihi bilen, devlet yönetimin ciddiyetle bilen bir sivil de olabilir. Bu itibarla asker, sivil diye bir ayrımın gündeme getirilmesinin, belirli bir maksat güdülmüyorsa, kimseye bir yararı yoktur. Türkiye 27 Mayıs 1960 devrimine, ulusal güvenlik ve rejimin (Cumhuriyet Rejiminin) geleceği konularında Asker-sivil liderlik arasında eşgüdüm sağlayabilecek, görüşmelerle, uygun önlemleri saptayıp Hükümete tavsiye edebilecek MGK gibi bir platform olmadığı için gelmiştir. Bunlar Türkiye’nin, her ülkenin de olabileceği gibi, özel durumudur. Hepimiz biliyoruz ki, Silahlı Kuvvetlerin, yönetim esaslarında da yer aldığı şekilde, Devletin ve milletin geleceğine (Cumhuriyetimizin temel değerlerine ve Anayasamızda tayin edilen ilkelere bağlı kalma koşullarıyla)  milli irade etkin ve hakimdir. Silahlı Kuvvetler bu iradenin emrinde ve hizmetindedir. Başbakan’a bağlı olan Gen. Kur. Bşk.’lığı (askeri Liderlik), sivil otorite dışında özerk bir model midir? Aynı şey savunma bütçeleri için de söylenebilir. Savunma bütçe işlemlerinin TBMM’de müzakere ve kabulünde diğer Bakanlıklardan ne farkı vardır? Örneğin; yabancı vakıfların mal edinmeleri konusu Tanzimatın sağladığı benzer bir çok liberal hükümler sonrasında Ege’nin her yerinde Rum nüfus bir anda patlamış ve Rum kolonileri oluşmuştur. O oluşumun sonucu, 15 Mayıs 1919 Yunan Silahlı Kuvvetlerinin “buraları benim nüfuz alanım” diye İzmir’den başlayıp Batı Anadolu ve Anadolu seferidir. Her şeyleri bugüne göre düşünmeyelim. Örneğin, Özelleştirme konusu. Bu konuya, gelişmekte olan bir büyük ülkenin ekonomik, teknoloji, sosyal kalkınması açılarından değil, tümüyle ideolojik, dışardan ithal liberalleşme modeliyle yaklaşıldığından, stratejik boyutta, büyük değerler yaratan ve ulusun varlıkları olarak kurulmuş olan tesis ve kurumlar, belirli birkaç aileye ya da yabancılara yok pahasına devredilmek ve Ulusal Türk Ekonomisi kan kaybetmektedir. Özelleştirme döneminde Türkiye ekonomi ve istihdam açısından en büyük gerilemelerini yaşamıştır. Ekonomik krizde ve uluslar arası rekabette bizim ekonomik üretim ve rant kalelerimiz olan tüm ulusal ekonomik kurumlarımız ÖZAL’dan bu yana maalesef terk edilmişler, atropiye sokulmuşlardır. Bu maksatla kurulan Özelliştirme İdaresi, asıl verimsiz çalışan, ekonomimize yük tahmil eden bir dev KİT olmuştur. Tanzimattan çöküş sürecine kadar yabancılara kapılarını ağzına kadar açarak tüm üretim tesislerini yitiren Osmanlı’dan sonra, Cumhuriyetin yarım asırlık mücadelesinde kurduğu temel sanayileri, milli hava yolu gibi yılda  1 milyar dolar kaynak yaratan kurumları, tarım ve sosyal politikalarla da ilgili olan Tekel, Şeker Sanayi’ni elden çıkartarak kendimiz için nasıl bir gelecek planlıyoruz?

 

Bir birliğe girerken o birliğe Alman, Fransız, İngiliz, İtalyan ulusal çıkarları için birliğin standartlarını ne kadar uzlaştırma çabası içinde olmuşlarsa, Türkiye’de, yakın tarihinden aldığı derslerle, en az onlar kadar ulus devletini, ulusal çıkarlarını, ulusal kurumlarını korumada, kullanmada kıskanç olmalıdır.

ABD ve AB  Yeni Dünya düzeni oluşturulmasında, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeyi teslim alacak isteklerde bulunabilirler. Doğru olanı, Türkiye yönetimlerinin tarihin gerçeklerinden doğmuş bağımsız, üniter ulus devleti, onun ulusal kurumlarını, ulusal ekonomisini, ulusal kültürünü, ulusal güvenlik sistemlerini Cumhuriyetin temel değerlerini koruyarak modernize ve reforme etmektedir. Bu rehber ilkeyi bir tarafa bırakıp isteneni istenmeyeni bir teslimiyet anlayışıyla gerçekleştirmeye kalkarsanız, sonuçta, ortada ne bağımsız bir üniter ulus devlet, ne ülkenin bölünmez bütünlüğü, ne ulusal ekonomi ve ne de ulusal kültür sentezi ve ulusal güvenlik politikaları kalır. ABD ve AB’ne bağımlı, onların ülke kaynaklarını ve jeopolitik konumunu sömürü konusu yapacakları bir uydu devlet haline gelirsiniz. Asli görevi ulusal sınırları savunmak, Cumhuriyetin temel değerlerini koruyup, kollamak ve ulusal güvenliğin sağlanmasında ulusun bilinçli çekirdek gücü olan Silahlı Kuvvetlerin görev ve yetki alanları etrafında ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen gerginlikler yaşanır. Ulusal kimlik konusu, sorgulanır hale gelir, Nihai sonuç, Türkiye’nin çökertilmesidir. Türkiye, bu filmi Tanzimattan İmparatorluğun çöküşüne giden süreçte görün yaşamadı mı?

Türkiye yönetimleri, bu gerçekleri yakın tarihimizin ışığında değerlendirmeli, karar sorumluluğunu ulusal vicdan, bilgi ve bilinçle kullanmalıdır. Keza, halkımız da, demokratik süreçte bireyin önem taşıyan sorumluluğuyla yönetimleri sınayıp, yönlendirmelidir. İki azınlık ama, etkili cephenin mücadelesinde, çoğunluğu teşkil eden halkımız, Ulusal güçlerin, Atatürk’ün onu güzel yurdumuzun onurlu vatandaşı yapma ülküsüne destek verenlerin yanında yer almalı, cepheleşme bitmelidir. Medyada ulusa yabancılaşan, iç ve dış egemen güçlere yandaşlığı, hizmetkarlığı açıkça ortaya çıkanların, propaganda ve koşullandırma çabalarına karşın, halkımızın potansiyel eğilimi ulusal güçlerden yanadır. Bu eğilimi dinamik bir bilinçlenme ve eyleme dönüştürmede ulusal güçlere büyük görevler  düşüyor.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |