|
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE
Uz. Dr. ALPER ALKAN
Türkiye’nin geleceğini görebilmek ve tavrını
belirleyebilmesi için tarihi irdelemenin
faydalı olacağına inanmaktayım. Türkiye’nin
geleceğinin şekillenmesi bugünden alınacak
tedbirlere bağlı gözükmektedir. Yeni Dünya
düzeninde -Bir adı da globalleşme denilmekte-
roller her gün değişmekte ve yeni dengeler
oluşmaktadır. Güçlü ülkeler, kendi rollerini
kendileri belirlerken diğer ülkelere ise rolleri
dikte ettirilmektedir. Hatta gerek görülürse
silahlı kuvvet kullanımından geri
kalınmamaktadır.
Osmanlı devletinin Batılaşma çabaları Tanzimat
fermanı ile paralellik göstermektedir. Ancak
Tanzimat fermanı dikkatle incelenirse
maddelerin çoğunun Türklerden çok azınlıklar
için düzenlendiği görülmektedir. Türkiye’nin
Avrupa macerası hala devam etmekte. Aslında
dinde reformist yaklaşımlarıyla Rönesans’a
damgasını vuran Martin Luther King’in ettiği dua
–“Tanrım bizi şeytandan, şehvetten ve Türklerden
koru!”- Biz Türklere karşı Avrupa’nın nasıl
baktığını göstermektedir. Günümüzde çıkarılan
yasalarla Avrupa topluluğuna uyum sağlanmak
istenmektedir. Ancak Polonya , Güney Kıbrıs Rum
kesimi bile kendi şartlarını öne sürerken
ülkemiz geri dönüşümü olmayan tavizler
vermektedir. Hatta ülke bütünlüğünü bozmak
isteyen örgütlere bile ılımlı ve demokratik (!)
bakmamız istenmektedir. 11 Eylül saldırılarından
bu yana Amerika’da binlerce Arap kökenli insan
potansiyel suçlu muamelesi görmektedir. Açıkçası
demokrasinin sadece istenilen zümreye
kullandırıldığını görmekteyiz.
Türkiye ve Avrupa ilişkilerini incelediğimizde
bizim bozuk iç dinamiklerimizin her zaman Avrupa
tarafından kullanıldığını ve tavizler
koparıldığını görmekteyiz. Ülkemizdeki Batılaşma
çabalarının dışardan güdümlü olmasının yanında
toplumumuzun da bu çalışmalara yeterli ilgi ve
sıcaklığı göstermediğini anlamaktayız. Elbette
insanımız bütün medeni ülkelerin haklarından
faydalanmalı ve gelişmiş uygarlıklara
katılmalıdır. Ancak bu bütünleşmenin illa ki bir
bedeli mi olmalı? Unutulmamalıdır ki bu toplum
bitti denildiği yerden yeni bir ülke- üstelik
modern temellere dayalı –yaratmasını bilmiştir.
Geçmişte Düyun-u umumiye ve Tanzimat fermanı adı
altında Osmanlı ülkesine yapılan uygulamalar
şimdi IMF ve uyum yasaları adı altında
Türkiye’ye dayatılmaktadır. Ülkemizin Avrupa
Birliğine onurlu bir üye olmasından taraftarız.
Kendi menfaat ve değerlerimizi koruyarak bunu
başarabiliriz. Burada Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün bir sözünü hatırlatmak istiyorum;
“Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak
önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu
saygıyı hissen, fikren fiilen bütün davranış ve
hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli
benliğini bulamayan milletler başka milletlerin
avıdır.” Unutulmamalıdır ki tıpkı insan
ilişkilerinde de olduğu gibi, verilen her taviz
yeni tavizleri doğurmaktadır. IMF bütün
tavizlerin koparılmasında bir aracı kurum gibi
çalışmaktadır. Ayrıca, IMF’ye bağlı uygulanan
politikaların başarısı da tartışmalıdır.
Değişen koşullarla Türkiye’nin rolünü artık
bloklar, kurumlar değil kendisi belirlemelidir.
Dünya artık tek kutuplu, iletişim olanaklarının
sonsuz olduğu, her gün yeni dengelerin kurulduğu
bir dünyadır. Türkiye artık bir ileri karakol
ülkesi değil bölgesinde güçlü ve kendi
olanaklarıyla gelişen bir ülkedir. Ülke
menfaatlerinin korunması bütün uluslar arası
kurumlardan günümüz dünyasında en önde gelen
amaçlardan birisi haline gelmiştir. Öylesine ki
kendi enerji politikaları uğruna diğer bir
ülkeyi işgal etmek bile yasallaştırılmaya
çalışılmaktadır. Yeni dünya düzeni yeni
imparatorluklar yaratmaktadır. Her fırsatta
demokrasi insan hakları gibi kavramları birer
tehdit unsuru olarak önümüze sürenler kendi
menfaatleri söz konusu olduğunda bütün yasaları
çiğnemekte bir kusur görmemektedirler. Bütün bu
şartlar altında Türkiye kendi inisiyatifini
kullanmalıdır. Uluslar arası kurum ve
kuruluşların anlam ve etkinliğini yitirdiğini
her gün daha fazla görmekteyiz.
Bütün bu iç ve dış dinamiklerin ışığında “Tam
bağımsızlık” kavramının önemi bir kez daha öne
çıkmaktadır. Osmanlıya vurulan borç kelepçesi ve
çıkmazı politikası şimdi İMF aracılığıyla
yürütülmektedir. Silahla elde edilen başarının
ekonomi alanında da elde edilmesi gerçeği Gazi
M. Kemal Atatürk tarafından da vurgulanmıştı.
Bağımlı politikalar ülkemizin menfaatleriyle
örtüşmemektedir. Tam bağımsız bir Türkiye kendi
menfaatlerini değişen şartlara göre koruyabilir
ve bölgesinde söz sahibi olabilir. Ülkemizin
gelişmesinde rol oynayacak olan Atatürk’ün
mirasını kendi sözleriyle belirtmek istiyorum;
“Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir
donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim
manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden
sonrakiler bizim aşmakta olduğumuz çetin ve
köklü zorluklar karşısında belki gayelere
tamamen eremediğimizin fakat asla taviz
vermediğimizin akıl ve ilmi rehber edindiğimizi
tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor,
milletlerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları
bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla
değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,
aklın ve ilmin gelişimi inkar etmek olur. Benden
sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen
üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul
ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” Onun
mirasına layık olabilmek tüm ulusumuzun görevi
olmalıdır.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |