Ağustos 2003  Sayı: 60 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   AĞUSTOS 2003  
TAM BAĞIMSIZ  TÜRKİYE
Uz. Dr. ALPER ALKAN

Türkiye’nin geleceğini görebilmek ve tavrını  belirleyebilmesi için tarihi irdelemenin  faydalı olacağına inanmaktayım. Türkiye’nin  geleceğinin  şekillenmesi bugünden alınacak tedbirlere bağlı gözükmektedir. Yeni Dünya düzeninde -Bir adı da globalleşme denilmekte- roller her gün değişmekte ve  yeni dengeler oluşmaktadır. Güçlü  ülkeler, kendi rollerini kendileri belirlerken diğer ülkelere ise rolleri dikte ettirilmektedir.  Hatta  gerek görülürse silahlı kuvvet kullanımından geri kalınmamaktadır.

Osmanlı devletinin Batılaşma çabaları Tanzimat  fermanı ile paralellik göstermektedir. Ancak Tanzimat  fermanı dikkatle incelenirse maddelerin  çoğunun Türklerden çok azınlıklar için düzenlendiği görülmektedir. Türkiye’nin Avrupa macerası hala devam etmekte. Aslında dinde reformist yaklaşımlarıyla Rönesans’a  damgasını vuran Martin Luther King’in ettiği dua –“Tanrım bizi şeytandan, şehvetten ve Türklerden koru!”- Biz Türklere  karşı Avrupa’nın  nasıl baktığını göstermektedir. Günümüzde çıkarılan  yasalarla  Avrupa topluluğuna uyum sağlanmak istenmektedir. Ancak Polonya , Güney Kıbrıs Rum kesimi bile kendi şartlarını öne sürerken ülkemiz  geri dönüşümü olmayan tavizler vermektedir.  Hatta ülke  bütünlüğünü bozmak isteyen örgütlere bile  ılımlı ve demokratik (!) bakmamız istenmektedir. 11 Eylül saldırılarından bu yana  Amerika’da binlerce Arap kökenli insan  potansiyel suçlu muamelesi görmektedir. Açıkçası demokrasinin sadece istenilen zümreye kullandırıldığını görmekteyiz.

Türkiye ve Avrupa ilişkilerini  incelediğimizde  bizim bozuk iç dinamiklerimizin her zaman Avrupa tarafından kullanıldığını ve tavizler koparıldığını görmekteyiz. Ülkemizdeki Batılaşma çabalarının dışardan güdümlü olmasının yanında toplumumuzun da  bu çalışmalara yeterli ilgi ve sıcaklığı göstermediğini anlamaktayız. Elbette insanımız  bütün medeni ülkelerin haklarından faydalanmalı ve gelişmiş uygarlıklara katılmalıdır. Ancak bu bütünleşmenin illa ki bir bedeli mi olmalı? Unutulmamalıdır ki bu toplum bitti denildiği yerden yeni bir ülke- üstelik modern temellere dayalı –yaratmasını bilmiştir. Geçmişte Düyun-u umumiye ve Tanzimat fermanı adı altında  Osmanlı ülkesine yapılan uygulamalar şimdi IMF ve uyum yasaları adı altında Türkiye’ye dayatılmaktadır. Ülkemizin Avrupa Birliğine onurlu bir üye olmasından taraftarız. Kendi menfaat ve değerlerimizi koruyarak bunu başarabiliriz. Burada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü hatırlatmak istiyorum; “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak  önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.” Unutulmamalıdır ki tıpkı insan ilişkilerinde de olduğu gibi, verilen her taviz yeni tavizleri doğurmaktadır. IMF bütün tavizlerin koparılmasında bir aracı kurum gibi çalışmaktadır. Ayrıca, IMF’ye bağlı uygulanan politikaların başarısı da tartışmalıdır.

Değişen koşullarla Türkiye’nin rolünü artık bloklar, kurumlar değil kendisi belirlemelidir.  Dünya artık tek kutuplu, iletişim olanaklarının sonsuz olduğu, her gün yeni dengelerin kurulduğu bir dünyadır. Türkiye artık bir ileri karakol ülkesi değil  bölgesinde güçlü ve kendi olanaklarıyla gelişen bir ülkedir. Ülke menfaatlerinin korunması  bütün uluslar arası kurumlardan günümüz dünyasında en önde gelen amaçlardan birisi haline gelmiştir. Öylesine ki  kendi enerji politikaları uğruna diğer bir ülkeyi işgal etmek bile yasallaştırılmaya çalışılmaktadır.  Yeni dünya düzeni  yeni imparatorluklar yaratmaktadır. Her fırsatta demokrasi insan hakları gibi kavramları birer tehdit unsuru olarak önümüze sürenler kendi menfaatleri söz konusu olduğunda bütün yasaları çiğnemekte bir kusur görmemektedirler. Bütün bu şartlar altında Türkiye kendi inisiyatifini kullanmalıdır. Uluslar arası   kurum ve kuruluşların anlam ve etkinliğini yitirdiğini  her gün daha fazla görmekteyiz.

Bütün bu iç ve dış dinamiklerin ışığında “Tam bağımsızlık” kavramının önemi bir kez daha öne çıkmaktadır. Osmanlıya vurulan borç kelepçesi ve çıkmazı politikası şimdi İMF aracılığıyla yürütülmektedir.  Silahla elde edilen başarının ekonomi alanında da elde edilmesi gerçeği Gazi M. Kemal Atatürk  tarafından da vurgulanmıştı. Bağımlı politikalar ülkemizin menfaatleriyle örtüşmemektedir. Tam bağımsız bir Türkiye kendi menfaatlerini  değişen şartlara göre koruyabilir ve bölgesinde söz sahibi olabilir. Ülkemizin gelişmesinde rol oynayacak olan Atatürk’ün mirasını  kendi sözleriyle belirtmek istiyorum; “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler bizim aşmakta olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen eremediğimizin fakat asla  taviz vermediğimizin  akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini  iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimi inkar etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” Onun mirasına layık olabilmek tüm ulusumuzun  görevi olmalıdır.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |