|
UMUT KAF DAĞI’NIN ARDINDA MI?
Prof. Dr. EROL MANİSALI
“Ankara’da, işin nereye varacağını herkes
biliyor, ancak kimse üstüne gitmiyor.
Görmezlikten, anlamazlıktan geliyorlar.
iktidardakiler, muhalefettekiler, bürokratlar
aynı havadalar. Türkiye’yi almayacaklarını
bildikleri halde oyunu sürdürüyorlar; oysa
Türkiye çökertiliyor.” Üst düzey bürokrat bir
dost, eski arkadaşım üzülerek bana içini
döküyor, bunlar onun sözleri.
- Bu bir çözülme mi? ,
- Yoksa bazı çevrelerin “Türkiye’yi çözme
operasyonu mu?”
Aslında bu bir “sivil darbedir”. Hem sessiz hem
de sivil bir darbe! Soğuk savaş sonrası “Batı
kapitalizmi” yani ABD ve AB Türkiye’yi ancak
himayeleri altına alarak, yani “mandaları
altında” yanlarında tutabileceklerini,
Türkiye’deki “temsilcilerine” anlattılar.
Bunlar, “gayri milli sermaye çevrelerinden
başkası değildi.” 1980’lerin sonundan itibaren
bütün hükümetlerde “çok etkili oldular”, içeriye
nüfuz ettiler. Paranın, sermayenin ve dış
ilişkilerdeki “ortaklıkların gücü” her yere
giriyordu.
Sesli, bombalı ve askeri işgalli darbeler Irak
gibi ülkeler içindi. Türkiye gibi “eliti
devşirilmiş”, bazı sermaye çevreleri ile
“#stratejik ortaklık kurulmuş”, içine nüfuz
edilmiş ülkelerde “sivil darbeler” geçerli
olacaktı. Yoksa,
- Yüz binler sokağa dökülebilir,
- uyutulan güçler uyanabilirdi.
Türkiye gibi ülkelerde böyle risklere hiç gerek
yoktu. Venezüella ve Brezilya’da olduğu gibi,
halk kendi iktidarını getirirse, Batı
kapitalizmi ne duruma düşerdi?
Yedire yedire, sessiz sedasız bir “sivil darbe”
5-10 yıl içinde sonuçlandırılır, ülke topsuz
tüfeksiz tamamen denetim altına
alınırdı.
Görmek istemeyenler kimler?
- Peki, AB’nin yarın da Türkiye’yi içine almayıp
tek yanlı bağlamakta olduğunu,
- Türkiye’nin, ABD’nin stratejik ortağı
olmadığını inatla görmek istemeyenler ve
“çözülmenin genişlemesine” sebep olanlar
kimlerdir?
Siyasiler mi, bürokratlar mı, sermaye çevreleri
mi, işçi sendikaları mı? Üniversiteler mi? Yoksa
hepsi birden mi görmek istemiyorlar, peki neden?
- Bulaşmak mı istemiyorlar?
- Gelecek belirsiz, okkanın altına girmeye
gerek, yok, biz nasıl olsa bir çaresini buluruz
mu diyorlar?
- Bulursak da etkimiz olmaz, iyisi mi kenarda
duralım mı diyorlar?
- Siyaset, sermaye, bürokrasi arasında “üç
maymunu oynamak için” bir anlaşma yapılmış da
biz mi farkında değiliz?
-İşçinin, köylünün, memurun örgütlenemeyip
siyasete ağırlığını koyamaması, oligarşinin
temel nedeni mi?
- Yoksa, etkili güçlerin hepsi de, “çözülmeden
başka bir çözüm” olmadığını mı düşünüyorlar
Bir ülke fakirlikle baş edebilir; bir ülke savaş
kaybeder, yine üstesinden gelip doğrulabilir;
ancak bir toplum umudunu kaybettiği zaman artık
her şey bitmiş olur: Çözülme ve dağılma
kaçınılmaz; hale gelir.
Sivil darbeler toplumda umutsuzluğu
yaygınlaştırarak başarı kazanır. Umutsuzluk
yayılınca artık, “her şey kabul edilebilir”
duruma gelir.
Halk, toplumsal demokrasi, cumhuriyet, insanlık
gibi ölçülerin yerini, “#bireyin, başının
çaresine bakması” alır. Ancak binlerce yıldır
yaşanan insanlık tarihi, toplum olmadan
bireylerin de olamayacağını gösterdi.
Soğuk savaş sonrasında Batı kapitalizmi
karşısında
- Toplum,
- Ulus,
- Devlet,
değil bireyleri görmek istiyor.
Teker teker yakalayıp kolayca kafesin içine
kapatmak için. Sivil darbelerin yolu buradan
geçiyor.
Toplum kimliğini kazanmış ülkelere emperyalizm
giremez. Ancak, bireylerin toplamından meydana
gelen topluluklar, çökmeye ve emperyalizmin
denetimi altına girmeye mahkumdurlar.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |