|
YANLIŞDA, HÂLÂ ISRAR MI?
MAHMUT YILBAŞ
2002 yılı başında,
yani Ocak ayında, bundan tam 20 ay önce,
Dergimiz Müdafaa-i Hukuk’un Gündem-Yorum’unun
başlığı “Yanlış Hesap Dönmeli” olmuştu. Bu
ülkede sorumluluk mevkii’nde bulunup da hala
gönlünde vatan sevgisi taşıyan ve yurduna karşı
vicdan borcu duyanlara, görevlerinin ne olduğunu
çok az da olsa hatırlatabilir umuduyla, bu
yazıyı aşağıda tekrar sunuyoruz.
Görüyoruz ki,
aradan çok az zaman geçmiş ve her şey bütün
yönleriyle Anadolu’nun en ücra köyünde yaşayan
sade vatandaşımızın hafızasında bütün canlılığı
ile yaşarken, devlet sorumluluğu taşıyanlar,
sivil ve asker fark etmeksizin, Irak’a asker
gönderme konusunda yine yarışa girdiler. Daha ne
olmalı, başımıza daha neler gelmeli ki
akıllanalım… Geçmiş yılları bir tarafa itin,
içinde bulunduğumuz 2003 yılında başımıza
gelenlere, uğradığımız hakaretlere ve yapılan
aşağılamalara bakmak, sağlıklı karar almak için
yeterli olmaz mı? “Başımıza çuval” geçirileli ne
kadar olmuştu?, Nasıl unutulabilir? Adamlar
resmen bir özür bile dilemediler.
Muhataplarınızla mesleki, arkadaşlık ve daha
niteliğini bilemediğimiz başka ilişkileriniz
olabilir… Anacak ülke çıkarının her şeyin önünde
tutulacağına millet önünde yemin edilmemiş
miydi?
Uluslararası
ilişkilerde duygusallığa yer yok denilirse de,
bu kadar da olmaz ki… Bir ulusun onurunu hepten
yok saymak, nasıl bir anlayışın ürünü alabilir…
Irak’ta bize gösterilecek nöbet yerlerine
gidebilmeniz için, yol üzerindeki kabile
reislerinden izin çıkmadığı, gazete
manşetlerinde… Bu da yetmezmiş gibi, Bağdat-Felluce’deki
nöbet yerimize giderken Kuzeydeki konak
yerlerimizi Pakistan’a teslim edecekmişiz…
Irak’a asker
göndermek için gündeme tekrar getirilen
“TEZKERE” meselesinin sadece moral boyutuna
değiniyoruz. Diğer yönleri yani, siyasal
ekonomik, askeri ve sosyal meseleler, moral
boyutu düşünülmeden gündeme bile gelmemelidir.
Türk Askerinin ve dolayısıyla Türk Milletinin
onuru ABD tarafından rencide edilmiş ve hatta
çiğnenmiştir…
Bu şartlar altında
“Tezkere” ileri sürerek hiçbir kurum ve kişi
TBMM kararı arkasına gizlenmesin. Türk Askerini,
ulusal onurumuzu ayaklar altına almaktan hiç
çekinmeyen, Irak’ta işgalci konumunda
bulunanların emrine verecek ne TBMM’ni ve ne de
bu kararın çıkmasına önayak olacak veya
uygulayacak olanlar, Türk tarihinde tıpkı
Vahdettinler, Damat Feritler ve Ali Nadir
Paşalar gibi yer almaktan kurtulamazlar.
Türk Halkı,
ABD’nin, işgalci ve emperyal arzularına
dayanarak, her isteğinde koynuna alacağı ve
işini gördükten sonra kıçına tekme atacağı bir
halk görünümüne düşürülmüş olmaktan utanç
duymakta ve ızdırap çekmektedir. Türk Halkı bu
utanç ve ızdırabını açık ve yüksek sesle ifade
derken sorumluların (asker, sivil) hala hiçbir
şey olmamış gibi davranmaları, mütareke
döneminde dahi duyulmamış ve görülmemiştir.
Türk Halkı
(Karaman Bildirisi) artık yeter diyor…
Türk anaları
evlatlarını:
“Genç Osman
dediğin bir küçük uşak
Beline
bağlamış ibrişim kuşak
Aman askerin
içinde birinci uşak
Allah Allah
deyip geçti Genç Osman
Genç Osman
Dediğin bir küçük aslan
Bağdat’ın
içine girilmez yastan
Aman her ana
doğurmaz böyle bir aslan
Allah Allah
deyip geçti genç Osman
Bağdat’ın
kapısını Genç Osman açtı
Düşmanın
cümlesi önünden kaçtı
Aman kelle
koltuğunda üç gün savaştı
Allah Allah
deyip geçti Genç Osman”
ve diğer
kahramanlık türküleri ile zamanı geldiğinde ve
gerektiğinde bir “Arslan” gibi Dini’ni Yurdu’nu
ve Bayrağı’nı korumak uğruna seve seve gazi ve
şehit olmak amacıyla büyütür, yoksa aç ve
acımasız “sırtlanların” peşine takılmak için
değil.
Bu itibarla herkes
konum ve durumu için bir iç muhasebe yapmalıdır…
30 Ağustos, O yüce
kurtarıcının gözlerinin içine yüzümüz
kızarmadan, yüreğimiz titremeden, kelimelerin ve
sözcüklerin arkasına sığınmadan bakıp, tarih
önünde hesap vermek için en uygun zamandır. Bu
yüzleşmeyi yapmak için kendinde cesaret
bulamayan, yüreği el vermeyen ve kendini
yeterince içten bulmayanlarımız var ise,
yerlerini bunu yapabilecek cesaret ve bilinç
sahiplerine bırakmalıdırlar. Aksi taktirde
tarihin acımasız ve şaşmaz suçlamasından
kendilerini kurtaramayacaklardır.
“Cumhuriyet
Şiiri’mizin güçlü kalemi, Şair ve Parlamenter
Şinasi ÖZDENOĞLU’nun “Ulusal Kurtuluş Destanı”
adıyla epik bir çalışmayı titizlikle sürdürdüğü
biliniyordu.
Şimdiye dek
yazılanlardan farklı bir söylemle, o günlerin
ruhunu ve heyecanını yansıtan; tamamlandığında
büyük yankı yaratacağına inandığımız bu
destandan bazı bölümlerin coşkusunu, siz değerli
okuyucularımızla paylaşmak istedik.
Gelecek
sayılarımızda da yer vereceğimiz eserin; bu
sayımızda, unutulmaz bir kahramanlık destanı
olan “Çiğiltepe ya da Şehit Reşat Bey Destanı”
bölümünü, ünlü şairimize teşekkürlerimizle
birlikte sunuyoruz.”
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |